6.SINIF SÖZCÜK TÜRLERİ

AD(İSİM)

-Adlar, anlamları yönünden şöyle incelenebilir:

 

  1. a) Kesin anlamlı adlar: Anlamı bilimsel bir tanımla kesinleşen adlardır.

 

Örnek:

 

üçgen, sayı, şiir vb.

 

 

  1. b) Adların bazıları kendi anlamını, işlevini yansıtır.

 

Örnek:

 

tarak, kazma süpürge vb.

 

 

  1. c) Adların bir bölümü, sözcük anlamını düşündürmez.

 

Örnek:

 

koltuk, havlu, elbise, tencere vb.

 

 

-Adlar, “-cik, -ce, -cek,-cağız” gibi ekleri alır. Bu ekler, eklendiği ada, şu anlamı katar.

 

  1. d) –cik eki getirildiği ada küçültme, sevgi ve acıma anlamları katar.

 

Örnek:

 

Soru kitapçıkları dağıtıldı.  (Küçültme anlamı)

 

Kapıyı güler yüzlü ninecik açtı.                   (Sevgi)

 

Kedicik bütün gece dışarıda kalmış.   (Acıma)

 

 

  1. e) “-ce” eki getirildiği ada, görelik, karşılaştırma, (bilgi yelpazesi.net) abartma, uygun ve yakışır olma anlamları katar.

 

Örnek:

 

Gönlümce bir tatil yapamadım.  (Görelik)

 

Akılca üstün biriydi. (Karşılaştırma.)

 

Yüzlerce sivrisinek beni ısırdı. (Abartma.)

 

Bize dostça davrandı.                (Uygun, yakışır olma.)

 

 

  1. f) –“-cağız” ve “-cek” eki, eklendiği ada acıma anlamı katar.

 

Örnek:

 

adamcağız, yavrucak

İSİM ÇEŞİTLERİ

 

Canlı, cansız bütün varlıkları ve kavramları karşılayan, onları ifade etmemizi sağlayan kelimelerdir.

 

Kavramları, varlıkları tanıyabilmemiz, tanıtabilmemiz ve onları birbirlerinden ayırabilmemiz için isimlere ihtiyacımız vardır.

 

 

  1. NİTELİKLERİNE, OLUŞLARINA GÖRE İSİMLER

 

  1. Somut İsimler

 

Altta resimdeki beş duyu organımızdan herhangi bir tanesiyle (birden fazla da olabilir, önemli olan en az bir duyu organı ile) algılayabildiğimiz, yani elle tutup gözle görebildiğimiz, koklayıp tadabildiğimiz ve duyabildiğimiz varlıkları karşılayan isimler “somut” isimlerdir.

 

Örnek:

 

sıcak, kuru dokunmayla,

 

ağaç, mavi, televizyon görmeyle;

 

ses, patırtı işitmeyle;

 

koku, parfüm koklamayla;

 

tatlı, ekşi tatmayla algılanabilir.

 

 

Somut İsimlere Örnekler:

 

Duman, toprak, rüzgar, hava, göl, ışık, ev, kalem, sarı, soğuk, yağmur, gürültü, karanlık, çiçek, acı, armut, taş, sinir (organ) vs.

 

 

  1. Soyut İsimler

 

Beş duyu organından biriyle algılayamadığımız, var olduklarını hislerimizle ve düşünce yoluyla bildiğimiz kavramları karşılayan isimlere “soyut” isim denir.

 

Soyut kavramlar ancak hisler ve duygularımızla algılanabilir.

 

Örnek:

 

Aşk, sevgi, özlem, kaygı, öfke, adalet, mutluluk,  insanlık,  sinirli, bilgi, günah, kötülük, keder, sevinç, rüya,  acımak, umut, anlayış, saygı, cesaret vs. bu kelimelerin hiç biri duyu organıyla tespit edilebilecek nesneler değildirler.

 

 

Soyutlaştırma / Somutlaştırma

 

Soyut ve somut isimlerde asıl dikkat edilmesi gereken şey; bu sözcüklerin cümle içinde kazandıkları anlamlarıdır.

 

Tek başına somut anlamda olan bir sözcük cümle içinde soyut anlamıyla kullanılabilir; ya da tam tersi soyut olan bir sözcük cümle içinde somut anlamda kullanılabilir.

 

Yani somut olan varlığı “soyutlaştırma” ya da soyut olan kavramı “somutlaştırma” yapılabilir.

 

Soyutlamaya Örnek:

 

Seni bütün gün soğukta beklediğim için hasta oldum.  (Somut isim)

(“Soğuk” sözcüğü tek başına somut anlamlıdır. Soğuk olan havayı dokunma duyusuyla algılayabildiğimiz için bu cümlede somut anlamıyla kullanışmıştır.)

 

Bu soğuklukla kimseyle yakınlık kuramayacağını ona söylemiştim. (Soyutlaştırılmış isim)

(Bu cümlede soğuk olan hava, su ya da her hangi bir nesnenin soğukluğu değil, insanın diğer insanlara yakınlık kurmamasını ifade eden bir tavrıdır. Yani sözcük somutken soyut yapılmış “soyutlaştırılmıştır”.

 

Yufka kalbi ile yapılanlara daha fazla dayanamadı. (Bu cümlede yufka sözcüğü olaylardan çok çabuk etkilenme anlamında kullanılmıştır. Yani yufka somutken cümle içinde soyut anlam kazandırılmıştır.)

 

Gitarı çok daha kolay öğrenebilmenin bir yolu olmalı. (Yol kelimesi somut anlamlı sözcükken bu cümlede “yöntem” anlamında kullanıldığından soyutlaşmıştır)

 

Somutlamaya Örnek:

 

Sadece biraz mutluluk için çoğu şeye razı olabilirdi. (Soyut isim)

(Mutluluk, duyu organlarımızla algılayamadığım soyut bir kavramdır. Bu cümlede soyut anlamıyla kullanılmıştır.)

 

Valizine katladığı bir kaç parça mutluluk ile düştü memleket yoluna. (Somutlaştırılmış isim) (Bu cümlede soyut olan “mutluluk” kelimesi valize katlanıp konulmuş elbiseye benzetilerek somutlaştırılmıştır.)

 

Ben güzele güzel demem güzel benim olmayınca. (Somutlaştırma = İnsan kastedilerek somutlaştırma yapılmıştır)

 

Kanadı kırık bir aşk ile sevda dağlarına tırmanabilir misin? (Somutlaştırma = Aşk, kuşa benzetilerek somutlaştırma yapılmıştır.)

 

Gözünün önündeki film karesi hayatı boyunca aklından çıkmayacaktır. (Somutlaştırma =  Hayatın belirli bir anı dönemi, üzerine kayıt yapılan bir nesneye benzetilerek somutlaştırma yapılmıştır.)

 

Bunu yapmaya yürek ister, bu her babayiğidin harcı değil. (Somutlaştırma = Somut olan yürek kelimesi, cümlede soyut olan “cesaret” anlamında kullanıldığından somutlaştırma yapılmıştır. Türkçemizde çok önemli bir yeri olan deyimlerimizin hemen hepsi bu somutlaştırma yolu ile meydana getirilmiştir.

 

 

 

  1. VERİLİŞLERİNE GÖRE İSİMLER

 

  1. Özel İsimler

 

Tek olan, diğer varlıklar içinde  tam bir benzeri bulunmayan varlıklara verilen isimler “özel” isimlerdir.

 

Aslında bir türün içinde olup  sonradan isim verilen ve verileni özelleştiren takılmış isimlerdir de denilebilir.

 

Özel isimler genel olarak nelere verilir aşağıda bunu inceleyelim:

 

  1. İnsan isim ve soy isimleri:

 

Büşra, Harun, İlknur, Ramazan, Yeter, Özlem, Bahri, Mustafa, Nazım Hikmet, Yavuz Bülent Bakiler

 

 

  1. Kurum, kuruluş, dernek, üniversite isimleri:

 

Mimar Sinan Lisesi, Kıbrıs Türk Kültür Derneği, Türk Tarih Kurumu, Kırıkkale Üniversitesi, Kırşehir Valiliği, Yenimahalle İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü

 

 

  1. Millet, ümmet, din, mezhep isimleri:

 

Türk, Azeri, Almanlar, Çeçen, Ruslar

Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Musevi…

İslamiyet, Hristiyanlık, Yahudilik, Musevilik…

Hanefi,  Şafii, Alevi…

 

 

  1. Dil isimleri:

 

Türkçe, İngilizce, Fransızca, Özbekçe, Tibetçe…

 

 

  1. Kıta isimleri:

 

Afrika, Asya, Amerika, Antarktika, Okyanusya, Avustralya, Avrupa

 

 

  1. Ülke ve bölge isimleri:

 

Türkiye, Lübnan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Afganistan…

Güney Amerika, Doğu Trakya, Güney Yemen, Batı Avrupa, İç Anadolu Bölgesi, Ege Bölgesi, Karadeniz Bölgesi…

 

 

  1. İl, ilçe,  mahalle, bulvar, cadde, sokak isimleri:

 

Kırşehir, Tokat,  Amasra,  Boztepe, Yenimahalle,  Keçiören, Atatürk Bulvarı, İvedik Caddesi, Nigar Sokak…

 

 

  1. Deniz, okyanus, göl, akarsu, boğaz ve geçit isimleri:

 

Karadeniz, Akdeniz, Marmara Denizi, Hint Okyanuss, Atlas Okyanusu, Tuz Gölü, Hazar Denizi, Abant Gölü, Kızılırmak, Yeşilırmak, Çanakkale Boğazı, Zigana Geçidi, Süveyş Kanalı…

 

 

ı. Dağ, tepe, ova, yayla isimleri:

 

Uludağ, Mescit Dağı, Erciyes dağı, Everest Tepesi, Harran ovası, Konya Ovası…

 

 

  1. Yıldız ve gezegen ve adları:

 

Uranüs, Mars, Jüpiter, Venüs, Büyükayı…

 

 

  1. Kitap, gazete, dergi, eser isimleri:

 

Milliyet (gazetesi), Sabah (gazetesi); Nokta (dergisi), Aksiyon (dergisi); Türk Dili (dergisi); Çalıkuşu, Araba Sevdası…

 

 

  1. Hayvanlara ve varlıklara takılan özel isimler:

 

Karabaş, Pamuk, Maviş, Tekir, Boncuk, Oyuncağım Tomtom…

 

 

  1. Cins İsimler

 

Aynı cinsten birçok varlığın ortak olan ismine “cins” isim denir.

 

Bu isimlerin varlıkları tek nesne ile sınırlı değildir.

 

Cins isimlerde kelime ile nesne arasında herkes tarafından bilinen gerçek bir bağlantı vardır. Örneğin “göz” denildiğinde (bilgi yelpazesi.net) bir organ ismi olduğu herkesçe bilinir.

 

“şehir” kelimesi dünyada olan bütün şehirlerin cins ismiyken, memleketinizi ifade ederken söylediğiniz “Kırşehir, İstanbul”  vs kelimeleri özel isimdir.

 

Cins isimleri örnekleriyle sıralarsak:

 

  1. Organ/uzuv isimleri:

 

bel, kol, beyin, kalp, göz…

 

 

  1. Akrabalık isimleri:

 

anne, baba, kardeş, amca, babaanne, enişte, dayı…

 

 

  1. Araç/eşya/enstrüman isimleri:

 

kanepe, kulaklık, çatal, tablo, gitar, saz…

 

 

  1. Hayvan/bitki/çiçek  isimleri:

 

köpek, şahin, aslan,  fındık, vişne, biber, papatya, karanfil…

 

 

  1. Kavramlar:

 

hüzün, kaygı, akıl, ümit…

 

 

f.Meslek/meslek sahibi isimleri:

 

öğretmenlik, öğretmen, mühendislik, mühendis,  memur, futbolcu, spiker…

 

 

  1. Giyecek isimleri:

 

gömlek, palto, ceket, etek, şapka, eldiven, smokin…

 

 

  1. Yiyecek/İçecek  isimleri

 

barbunya, mıhlama, menemen, ekmek, lahmacun, meşrubat, su, gazoz …

 

 

ı. Sayı isimleri:

 

üç,  iki yüz, altı, yedi bin…

 

 

  1. Renk isimleri:

 

mavi, yeşil, turuncu, kırmızı…

 

 

  1. Zaman isimleri:

 

salise, saniye, dakika, saat, gün, ay, yıl, yüz yıl, asır…

 

 

  1. Soru Kelimeleri:

 

neden, niçin, kim, nereden, hangi, kaç, kaçıncı…

 

 

  1. SAYILARINA GÖRE İSİMLER

 

  1. Tekil İsimler

 

Sayısal anlamda tek olan, çoğul takısı (-ler, -lar) almamış adlardır.

 

Örnekler:

 

gazete, balık, roman….

 

 

  1. Çoğul İsimler

 

Sayısal anlamda birden fazla olan, çoğul takısı (-ler, -lar) almış adlardır. Çoğul anlamı bu ekler ile sağlanır.

 

Örnekler:

 

gazeteler, balıklar, romanlar…

 

 

Not: Çoğul eki (-lar, -ler), adlara çoğul anlamı dışında anlamlar da katar:

 

Örnekler:

 

Eliflere yarın gideceğiz. (aile)

 

Bu savaşı Osmanlılar kazandı. (soy)

 

Ülkemiz Almanlar ile işbirliği yaptı. (millet)

 

Daha çok Neşet Ertaşlar, Hacı Taşanlar yetiştirmeliyiz. (gibi olanlar)

 

Rusyalarda az gezmedik. (abartma)

 

Ahmet Beyler henüz işe gelmedi mi? (saygı)

 

Sabahları kahvaltı yapmadan çıkmam. (genellikle)

 

 

  1. Topluluk İsimleri

 

Biçimce tekil, anlamca çoğul isimlerdir.

 

Yani “-ler, -lar” çoğul eki almadığı halde anlam olarak birden fazla varlığı ifade eden isimler ” topluluk” isimleridir.

 

Topluluk isimleri bir nevi parçaların birleşmesinden oluşan “bütün”ü ifade eder.

 

Örnekler:

 

ordu, sürü, çete, alay, bölük, takım, ekip, demet, düzine, ulus, meclis, cemaat….

 

Asker        = Tekil İsim     Askerler = Çoğul İsim         Ordu = Topluluk İsmi

 

Ağaç          =  Tekil İsim   Ağaçlar  =  Çoğul İsim        Orman= Topluluk İsmi

 

Vekil          = Tekil İsim    Vekiller =  Çoğul İsim           Meclis  = Topluluk İsmi

 

Futbolcu  = Tekil İsim     Futbolcular  = Çoğul İsim    Takım= Topluluk İsmi

 

 

Not: Topluluk isimleri de çokluk eki alabilir. Aynı topluluktan birden fazla olduğu ifade edilmiş olur.

 

Örnekler:

 

Ordular, ormanlar, takımlar…

 

 

Not: Bazı isimler cümle içinde bazen tekil bazen de topluluk anlamıyla kullanılabilir:

 

Örnekler:

 

Sınıfı boyamak için herkes seferber olmuştu. (Tekil isim)

 

Bizim sınıf bu hafta bütün öğretmenlerinden takdir topladı. (Topluluk ismi)

ZAMİR(ADIL)

Zamirler, cümlede bir adın yerini tutan sözcük türü olduğu için cümlede bir ad gibi, özne, nesne, dolaylı tümleç ve yüklem görevinde (bilgi yelpazesi.net) kullanılabilirler.

 

Örnek:

 

Seni buraya babam çağırdı.

 

Bu işin aslını bir de biz araştıralım.

 

Aradığımız ev şuradaymış.

 

 

YAPI BAKIMINDAN ZAMİRLER

 

Yapı bakımından zamirler dörde ayrılır:

 

  1. Basit Zamirler

 

Kök hâlindeki zamirlerdir:

 

Örnek: Ben, sen, o, biz, siz, onlar, bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, hepsi, çoğu, birisi, hangisi, kaçı, bazısı…

 

 

  1. Birleşik Zamirler

 

Birden fazla kelimeden (bilgi yelpazesi.net) oluşan zamirlerdir.

 

Örnek: Hiçbiri, birtakımı, öbürü…

 

 

  1. Öbekleşmiş Zamirler

 

Birden fazla kelimenin değişik yollarla öbekleşerek oluşturdukları zamirlerdir.

 

Örnek: Öteki beriki, falan filân, şundan bundan, herhangi biri, ne kadarı…

 

 

  1. Ek Hâlindeki Zamirler

 

İlgi ve iyelik zamirleri ek hâlindedir.

 

Örnek: Benimki, kalemimiz

SIFAT(ÖN AD)

Adları niteleyen veya belirten sözcüklerdir. Bir sözcüğün sıfat olabilmesi için adın önüne gelerek onu nitelemesi veya belirtmesi gerekir.

 

Yaşlı adam, pazar çantasını titrek elleriyle tutuyordu.

 

Yemekte bu masaya dört kişi oturacak.

 

Kazancının yarısını fakir öğrencilere veriyormuş.

 

Bu cümlelerde “yaşlı” sözcüğü “adam” adının, “titrek” sözcüğü “el” adının niteliğini gösterdiği için; “bu” sözcüğü “masa” adını işaret yoluyla, “dört” sözcüğü ise “kişi” adını sayı yoluyla belirttiği için sıfattır. Son cümlede “fakir” sözcüğü, “öğrenci” adının niteliğini gösterdiği için sıfattır.

 

Sıfatın özelliğini verdiği isimle birlikte kullanılmasına ve birlikte ele alınmasına SIFAT TAMLAMASI denir.

 

Yaşlı adam, pazar çantasını titrek elleriyle tutuyordu.

 

Yemekte bu masaya dört kişi oturacak.

 

Yukarıdaki sıfatla isim birlikte kullanıldıkları için sıfat tamlaması olmuşlardır.

 

 

Sıfatlar, iki ana gruba ayrılır:

 

  1. Niteleme Sıfatları

 

  1. Belirtme Sıfatları

 

  1. İşaret Sıfatı

 

  1. Sayı Sıfatı

 

– Asıl Sayı Sıfatı

 

– Sıra Sayı Sıfatı

 

– Üleştirme Sayı Sıfatı

 

– Kesir Sayı Sıfatı

 

  1. Belgisiz Sıfat

 

  1. Soru Sıfatı

 

 

  1. NİTELEME SIFATLARI (NASIL?)

 

Bir adı; durum, şekil, biçim, renk yönüyle niteleyen sözcüklerdir. Niteleme sıfatları, ada sorulan “Nasıl?” sorusunun cevabı olan sözcüklerdir.

 

Küçük çocuk bizi görünce yanımıza geldi.

 

Gökyüzünü aniden kapkara bulutlar kaplamıştı.

 

Bu cümlelerde “küçük” ve “kapkara” sözcükleri, önüne geldiği adların nasıl olduğunu gösterdiği için niteleme sıfatıdır. Bu sözcüklerin, niteledikleri ada sorulan “Nasıl?” sorusuna cevap olduklarına dikkat edelim:

 

Nasıl çocuk? (küçük çocuk)

 

Nasıl bulutlar? (kapkara bulutlar)

 

Bu yolun sonunda eski bir ev vardı.

 

Yol kenarları, kurumuş yapraklarla doluydu.

 

Annem, sabahları tatlı bir sesle bizi uyandırırdı.

 

Kahvaltıda güzelim böreklerden bolca yemiştim.

 

Bu cümlelerde, “eski” sözcüğü, “ev” adının niteliğini; “kurumuş” sözcüğü, “yaprak” adının niteliğini; “tatlı” sözcüğü, “ses” adının niteliğini; “güzelim” sözcüğü, “börek” adının niteliğini gösterdiği için niteleme sıfatıdır.

 

 

  1. BELİRTME SIFATLARI

 

Adları işaret, sayı, soru, belgisizlik yönüyle belirten sıfatlardır.

 

  1. İşaret Sıfatı

 

Adları işaret yönüyle belirten, onlara işaret eden sözcüklerdir.

 

bu, şu, o, öteki, beriki, öbür

 

Bu kitabı senin için aldım.

 

Arkadaşlarım öteki otobüse binmiş.

 

Belediye, geçen yıl şu yolu asfaltladı.

 

O dergiyi okudun mu?

 

Buraya öbür yoldan geldim.

 

Bu cümlelerde geçen “bu, öteki, şu, o, öbür” sözcükleri, önündeki adları, işaret yönüyle öteki varlıklardan ayırıp belirttiği için işaret sıfatıdır.

 

 

Uyarı: İşaret sıfatlarından sonra virgül (,) kullanılmaz. Bu sözcüklerden sonra virgül (,) kullanılırsa bu sözcükler, zamir (adıl) olur.

 

O kitabı daha önce okumuş.

 

O, kitabı daha önce okumuş.

 

Bu cümlelerin birincisinde “o” sözcüğü “kitap” adını belirttiği için işaret sıfatı; ikincisinde “o” sözcüğü bir varlığı karşıladığı için adıldır.

 

 

Uyarı:Bu, şu, o, öteki, beriki, öbür” sözcükleri aynı zamanda işaret zamiridirler. Eğer bu sözcükler, önündeki bir adı işaret ederek belirtiyorsa işaret sıfatıdır. Adın yerini işaret yoluyla tutuyorsa işaret zamiridirler.

 

Bu ev, çok güzelmiş. (İşaret Sıfatı)

 

Bu, çok güzelmiş. (İşaret Zamiri)

 

Bu cümlelerin birincisinde “bu” sözcüğü “ev” sözcüğünü işaret ederek belirttiği için işaret sıfatıdır. İkinci cümlede ise “bu” sözcüğü “ev” adının (bilgi yelpazesi.net) yerini tuttuğu için işaret adılıdır.

 

 

Uyarı: İşaret sıfatları her zaman yalın halde bulunur. Çekim eki aldığında işaret zamiri olur.

 

Annem öteki halıyı yıkamak için dışarı çıkarmış.

 

Annem ötekini yıkamak için dışarı çıkarmış.

 

Bu cümlelerin birincisinde, “öteki” sözcüğü “halı” adını işaret ederek belirttiği için işaret sıfatıdır. İkinci cümlede “ötekini” sözcüğü, “halı” sözcüğü söylenmeden, işaret yoluyla “halı” sözcüğünün yerine geçtiğinden işaret zamiridir.

 

 

  1. Sayı Sıfatı

 

Varlıkların sayılarını gösteren, onları sayı yönüyle belirten sözcüklerdir.

 

Asıl Sayı Sıfatı

 

Varlıkların sayılarını kesin olarak belirten sözcüklerdir. Ada sorulan “kaç” sorusunun cevabıdır.

 

Üç gün önceki toplantıya altı kişi katılmış.

 

Babam bir ay sonra yurtdışından gelecek.

 

Bu cümlelerde “üç, altı, bir” sözcükleri, “gün, kişi, ay” adlarının sayısını belirttiği için, asıl sayı sıfatıdır.

 

 

Sıra Sayı Sıfatı

 

Varlıkların sırasını gösteren sözcüklerdir. Sayılara “-ncı, -nci, -ncu, -ncü” ekleri getirilerek oluşturulur. Ada sorulan “kaçıncı” sorusunun cevabıdır.

 

Bu derste on beşinci sayfayı okuyacağız.

 

Sınavdaki yedinci soruyu çözememiş.

 

Bu cümlelerde “on beşinci, yedinci” sözcükleri “sayfa, soru” adlarının sırasını belirttiği için, sıra sayı sıfatıdır.

 

 

Üleştirme Sayı Sıfatı

 

Varlıkları sayıca bölümlere ayıran, paylaşma anlamı veren sözcüklerdir. Sayılara “-er, -ar” eki getirilerek oluşturulur. Ada sorulan “kaçar” sorusunun cevabıdır.

 

Sınavda her branştan onar soru soruldu.

 

Öğrencilerden altışar kitap okumaları istendi.

 

Bu cümlelerde “onar, altışar” sözcükleri, “soru, kitap” adlarının paylara ayrıldığını belirttiği için, üleştirme sayı sıfatıdır.

 

 

Kesir Sayı Sıfatı

 

Varlıkların parçalarının, bütüne olan oranlarını gösteren sıfatlardır.

 

Şirketin üçte iki hissesi ona aitmiş.

 

Bir öğünde yarım ekmek yiyordu.

 

Bu cümlelerde “üçte iki, yarım” sözcükleri, “hisse, ekmek” adlarının bütüne olan oranlarını belirttiği için, kesir sayı sıfatıdır.

 

 

  1. Belgisiz Sıfat

 

Adları belirtirken kesinlik bildirmeyen sıfatlardır.

 

bir, birkaç, birçok, çoğu, kimi, bazı, bütün, tüm, başka, birtakım, her, hiçbir, herhangi…

 

Elbet bir gün sen de anlarsın beni.

 

Bu konuyla ilgili birkaç kitap okumuştum.

 

Bu cümledeki “bir, birkaç” sözcüğü “gün, kitap” adını, sayı yönüyle; ama kesin olmayacak biçimde belirtmiştir. Dolayısıyla, “birkaç” sözcüğü belgisiz sıfattır.

 

İçerideki bazı masaları dışarıya taşıyalım.

 

Sanatçı, birçok tablosunda İstanbul’u konu ediniyor.

 

Yazarın başka romanlarını da okudum.

 

Hiçbir öğrenci öğretmenini üzmek istemez.

 

Lisedeyken, okuduğum her kitabın özetini çıkarırdım.

 

Bu cümlelerde “bazı” sözcüğü, “masal” adını; “birçok” sözcüğü, “tablo” adını; “başka” sözcüğü, “roman” adını; “hiçbir” sözcüğü, “öğrenci” adını; “her” sözcüğü, “kitap” adını kesinlik bildirmeden belirttiği için belgisiz sıfattır.

 

 

Uyarı:Kimi, çoğu ” sözcükleri, hem belgisiz zamir hem belgisiz sıfat olarak kullanılabilir.

 

Fuarda kimi kitaplar pahalı, kimi ise ucuzdu.

 

Bu cümlede, birinci “kimi” sözcüğü “kitaplar” sözcüğünü belirttiği için belgisiz sıfattır; ikinci “kimi” sözcüğü ise, kitapların yerini tuttuğu için belgisiz adıldır.

 

 

Çoğu öğretmen törene yetişemedi; ama öğrencilerin çoğu törene katıldı.

 

Bu cümlede, birinci “çoğu” sözcüğü “öğretmen” sözcüğünü belirttiği için belgisiz sıfattır; ikinci “çoğu” sözcüğü ise, öğrencilerin bir kısmının yerine geçtiği için belgisiz adıldır.

 

 

Uyarı:Bir” sözcüğü, hem belgisiz sıfat hem sayı sıfatı olarak kullanılabilir. “Bir” sözcüğünün yerine başka sayı getirilebiliyorsa, “bir” sözcüğü sayı sıfatıdır.

 

Bir haftada iki kitap okumuş.”

 

Bu cümledeki “bir” sözcüğü, sayı sıfatıdır; çünkü yerine “iki” veya “üç” gibi başka bir sayı getirilebilmektedir.

 

“Ali, dürüst bir insandır.”

 

Bu cümlede “bir” sözcüğünün yerine başka bir sayı getirilememektedir; çünkü bu cümlede “bir” sözcüğü “herhangi bir” anlamına gelmektedir ve belgisiz sıfattır.

 

 

  1. Soru Sıfatı

 

Adları soru yoluyla belirten, yani adları anlamca tamamlayan soru sözcükleridir. Soru sıfatlarının cevabı yine sıfattır.

 

Unutmayın: Soru sıfatı isimden hemen önce gelir.

 

nasıl, kaç, kaçıncı, kaçar, hangi, ne kadar, ne

 

Sen, tatilde kaç kitap okumuştun?

 

Bu cümlede, “kaç” soru sözcüğünün “kitap” adını belirttiğini görüyoruz. Bu soru sözcüğüne verilebilecek “beş kitap” cevabının sıfat olması, bize, bu soru sözcüğünün de sıfat olduğunu gösterir.

 

Hangi yoldan gitmemizi tavsiye ediyorsun?

 

Bu cümlede, “hangi” soru sözcüğünün “yol” adını belirttiğini görüyoruz. Bu soru sözcüğüne verilebilecek “şu yol” cevabının sıfat olması, bize, bu soru sözcüğünün de sıfat olduğunu gösterir.

 

Köyde nasıl bir evde oturuyordunuz?

 

Orada ne kadar para harcamış?

 

Vergi dairesi, binanın kaçıncı katında bulunuyor?

 

Arkadaşların bize ne gün gelecek?

 

Bu oyunda takımlar kaçar kişiden oluşuyor?

 

Bu cümlelerde geçen “nasıl, ne kadar, kaçıncı, ne, kaçar” sözcükleri; önündeki sözcükleri soru yönüyle belirttiği ve bu sözcüklere verilen cevaplar sıfat olduğu için soru sıfatıdır.

 

 

Uyarı:Hangisi, kaçı” soru adıllarıyla “hangi, kaç” soru sıfatlarını birbirine karıştırmamak gerekir.

 

Hangi soru daha zordu? Hangisi daha zordu?

 

Bu cümlelerde “hangi” sözcüğü “soru” adını belirttiği için soru sıfatı; “hangisi” sözcüğü, bir adın yerini soru yoluyla tuttuğu için soru zamiridir.

 

Kaç öğrenci gelmedi.

 

Öğrencilerin kaçı gelmedi.

 

Cümlelerde “kaç” sözcüğü “öğrenci” adını belirttiği için soru sıfatı; “kaçı” sözcüğü, bir sayı adının yerini soru yoluyla tuttuğu için soru zamiridir.

 

Uyarı: Sıfatlar, zamirleri de niteleyebilir.

 

Ahmet, gerçekten dürüst birisidir.

 

O, her zaman deneyimli kimselerle çalışır.

 

Bu cümlelerin birincisinde “dürüst” sıfatı “birisi” adılını nitelemektedir. İkinci cümlede “deneyimli” sıfatı, “kimse” adılını nitelemektedir.

 

 

Uyarı: İlgi eki (-ki), yer ve zaman bildiren sözcüklerden sonra gelip eklendiği sözcüğü sıfat yapar.

 

Sınıftaki öğrenciler dışarı çıkmış.

 

Yarınki sınava hazır mısın?

 

Bu cümlelerde “sınıf” sözcüğü, ilk önce bulunma durumu (-de, -da, -te, -ta) ekini alıp ardından sıfat yapan “-ki” ekini alarak önündeki “öğrenciler” adını; “yarın” sözcüğü, sıfat yapan “-ki” ekini alarak önündeki “sınav” adını belirttiği için sıfat görevindedir.

 

 

ADLAŞMIŞ SIFATLAR

 

Niteleme sıfatları, çekim eki alarak veya almadan niteledikleri ismin yerini tutacak şekilde kullanılabilir. Bu sözcüklere “adlaşmış sıfat” denir.

 

İhtiyar adam yine parkta oturuyordu.

 

İhtiyar, yine parkta oturuyordu.

 

Birinci cümlede “ihtiyar” sözcüğü, “adam” adını niteleyen bir niteleme sıfatıdır. İkinci cümlede ise, “ihtiyar adam” tamlamasındaki “adam” sözcüğü düşmüş, “ihtiyar” sözcüğü hem adın yerine geçmiş hem nitelik bildirmiştir, yani adlaşmış sıfat olmuştur.

 

 

Manav, kasalardaki çürükleri çöpe atıyordu.

 

Bu cümlede “çürükleri” sözcüğü, “meyve” adını nitelerken, çekim eki alarak hem “meyve” adının yerine geçmiş hem de nitelik bildirerek adlaşmış sıfat olmuştur.

 

 

Öğretmenimiz bu görev için sınıftan gönüllüler seçti.

 

Bu cümlede “gönüllüler” sözcüğü, “öğrenci” adını nitelerken, çekim eki alarak hem “öğrenci” adının yerine geçmiş hem de nitelik bildirerek adlaşmış sıfat olmuştur.

 

 

Bizim kurnaz yine birisini kandırmış.

 

Bu cümlede “kurnaz” sözcüğü, bir kişiyi nitelerken, çekim eki almadan hem nitelediği kişinin yerine geçmiş hem de nitelik bildirerek adlaşmış sıfat olmuştur.

 

 

Uyarı: Türkçede meslek adları ve bazı adlar, sıfat olarak kullanılabilir. Bu sözcükleri, adlaşmış sıfatlarla (bilgi yelpazesi.net) karıştırmamak gerekir.

 

Yönetici insanlar, insan ilişkilerinde başarılıdır.

 

Yöneticiler, insan ilişkilerinde başarılıdır.

 

Bu cümlelerin birincisinde “yönetici” sözcüğü, “insanlar” adını nitelediği için sıfat görevindedir. İkinci cümledeki “yöneticiler” sözcüğü ad olarak kullanılmıştır; ama adlaşmış sıfat değildir.

 

 

Futbolcular, disiplinli kişilerdir.

 

Yarın ailece yazlığa gideceğiz.

 

Bu cümlelerde geçen “futbolcu, yazlık” sözcükleri gerektiğinde sıfat olabildiği halde (futbolcu kişiler, yazlık ev) bu cümlede ad olarak kullanılmıştır; ama adlaşmış sıfat değildir.

 

 

Uyarı: Adlaşmış sıfattan sonra bir ad geldiğinde anlam karışıklığı ortaya çıkıyorsa bu adlaşmış sıfattan sonra virgül (,) getirilir.

 

Hasta, çocuğu yanına çağırdı.

 

Bu cümlede “hasta” sözcüğü bir kişiyi karşılayarak adlaşmıştır. Bu sözcükten sonra “çocuk” adı geldiğinde virgül konulmazsa “hasta” sözcüğü “çocuk” adının sıfatı olmaktadır. Bu yüzden “hasta” sözcüğünün adlaşmış sıfat olması için bu sözcükten sonra virgül (,) konmalıdır.

 

 

UNVAN SIFATLARI

 

Kişilerin meslek, rütbe, makam gibi sosyal statülerini belirten sözcüklerdir. Unvan sıfatları, adların önüne de sonuna da gelebilir.

 

Yüzbaşı Cemil, Hakkı Çavuş, Hatice Teyze, Naciye Hanım…

 

Dün Doktor Kemal Bey bize geldi.

 

Bu cümlede “Doktor, Bey” sözcükleri; beraber kullanıldıkları “Kemal” özel adını belirttiği için unvan sıfatıdır.

 

 

Ayşe Hemşire, hastalarla yakından ilgilendi.

 

Bu cümlede “Hemşire” sözcüğü; beraber kullanıldığı “Ayşe” özel adını belirttiği için unvan sıfatıdır.

 

 

Uyarı: Özel adla birlikte kullanılmayan unvan sözcükleri, küçük harfle başlar ve unvan sıfatı görevinden çıkar.

 

Dün doktor, hastaneye uğramamış.

 

Bu cümlede “doktor” sözcüğü özel bir adla birlikte kullanılmadığı için unvan sıfatı değildir ve bu yüzden küçük harfle başlar.

 

 

Uyarı: Özel bir adla kullanılan; ama akrabalık ilişkisi belirten unvan sözcükleri, küçük harfle başlar ve unvan sıfatı görevinden çıkar.

 

Salih, bugün Ayşe teyzesine gidecekmiş.

 

Bu cümlede “teyze” sözcüğü özel bir adla birlikte kullanıldığı halde akrabalık anlamı taşıdığı için unvan sıfatı değildir ve bu yüzden küçük harfle başlar.

 

 

KÜÇÜLTME SIFATLARI

 

Sıfat olan sözcüğün anlamında küçültme ya da daralma, “-cik,-ce, (-ı)msı, (-ı)mtırak” ekleri ile yapılır.

 

Bu eklerin getirilmesi ile oluşan sıfatlara küçültme sıfatları denir.

 

“Küçük bir evleri vardı.”

 

cümlesinde “küçük” sıfattır ve kendinden sonra gelen ismin niteliğini belirtmektedir.

 

Küçücük evleri vardı.”

 

cümlesinde “-cik” eki almış “küçücük” sözcüğü de niteleme sıfatıdır. Buradaki “küçücük” sözcüğün “küçük” sözcüğünden farkı, eklendiği ismin anlamında küçültme yapmış olmasıdır.

 

Küçük ev – küçücük ev

 

“Ekmek ayvasının ekşimsi bir tadı vardı.”

 

“Üzerine mavimtırak bir ceket giymişti.”

 

“Masada kalınca bir kitap duruyordu.”

 

Yukarıdaki cümlelerdeki koyu renkli sözcükler küçültme sıfatıdır.

 

 

PEKİŞTİRME SIFATLARI

 

Sıfatlarda pekiştirme, yani anlamın kuvvetlendirilmesi iki şeklide yapılır:

 

  1. Yol: Sıfat olan sözcüğün ünlüye kadarki ilk hecesi alınır, daha sonra “m, p, r, s” harflerinden uygun olanı getirilir. En son da sıfat olan sözcük tekrar yazılır.

 

“temiz” sözcüğü üzerinde uygulayalım:

 

Ter – temiz = tertemiz

 

“Çocuklar bembeyaz elbiseler giymişlerdi.”

 

Dümdüz yolda ilerliyorduk.”

 

“Şöyle yemyeşil çimenlerin üzerine uzansam!”

 

cümlelerinde koyu renkli sözcükler pekiştirme sıfatıdır.

 

 

  1. Yol: Sıfat olan sözcüğün tekrar edilmesi ile yapılır. Örneğin “çeşit” sözcüğünü ele alalım. Bu sözcük tekrar ederek bir ismi nitelediğinde pekiştirme sıfatı olur:

 

Çeşit çeşit meyveler vardı masada.”

 

Bu cümlede koyu renkli sözler pekiştirme sıfatıdır.

 

“Bahçede uzun uzun ağaçlar vardı.”

 

Derin derin ırmaklar aşarak geldik.”

 

cümlelerindeki koyu renkli sözler pekiştirme sıfatıdır.

 

 

DERECELENDİRME SIFATLARI

 

Sıfatlarda derecelendirme “pek, çok, daha, en…” gibi sözcüklerle yapılır.

 

“Kardeşin onlardan daha akıllı biri.” cümlesinde “daha” sözcüğü üstünlük,

 

En güzel kitap buydu.” cümlesinde “en” sözcüğü en üstünlük,

 

Çok güzel çiçekleri vardı.” cümlesinde “çok” sözcüğü aşırılık anlamı katmıştır

TAMLAMALAR

1)İSİM TAMLAMALARI

Aralarında anlamca ilişki bulunan söz grubuna isim tamlaması denir. Bir ismin bir başka ismi anlam bakımından tamamlamasıdır.

 

Bir ismin aitlik ilgisi bakımından daha belirli hâle gelmesi için başka bir isim tarafından tamlanmasıyla meydana gelen söz öbeğine isim tamlaması denir.

 

Belli kurallar dahilinde en az iki sözcük bir araya gelerek isim tamlamasını oluşturur.

 

İstanbul- un sokaklar-ı

 

Dost kapı-sı

 

Okul bahçesi-n-in ağaçlar-ı

 

İsim tamlamaları “tamlayan ve tamlanan” olmak üzere iki unsurdan oluşur.

 

Tamlayan birinci sözcük, tamlanan ise ikinci sözcüktür. İsim tamlamalarının tamlayanında ilgi, tamlananında ise iyelik eki vardır.

 

Türkçede üç çeşit İsim tamlaması vardır:

 

  1. Belirtili İsim Tamlaması

 

Hem tamlayanın hem de tamlananın ek aldığı tamlamalara Belirtili isim tamlaması denir.

 

Belirtili isim tamlamasında tamlayan -nın, -nin, -nun, -nün, -ın, -in, -un, -ün eklerini, tamlanan ise -ı, -i, -u, -ü, -sı, -si, -su, -sü eklerini alır.

 

Her iki unsuru da ek alarak oluşturulan bu tür tamlamalarda kuvvetli bir aitlik ilgisi vardır.

 

Tamlayanın ilgi, tamlananın iyelik eki aldığı tamlamalardır.

 

Örnekler:

 

“Evin kapısı açık kalmış.”

cümlesindeki “evin kapısı” altı çizili söz öbeği belirtili isim tamlamasıdır. Görüldüğü gibi, her iki sözcük de ek almıştır. Bu tamlamada iki sözcük arasındaki kuvvetli bir ilişki kendini göstermektedir.

 

Sınıf-ın kapı-

 

Oda-nın halı-

 

Belirtili isim tamlamalarında tamlayan ile tamlanan arasına başka sözcükler girebilir.

 

Örnekler:

 

“Kerem’in mavi gömleği güzelmiş.”

 

cümlesinde araya “mavi” sıfatı girmiştir.

 

“- den” hal eki tamlayanda kullanılan ilgi ekinin yerine geçerek belirtili isim tamlaması kurabilir.

 

Örnekler:

 

“Resimlerin birini de ben alayım.”

 

cümlesindeki “resimlerin birini” sözü belirtili isim tamlamasıdır. Biz bunu “resimlerden birini” biçiminde de söyleyebiliriz. Yani sadece tamlayan eki “-in” yerine, aynı işlevi gören “-den” hâl ekini getirmiş oluyoruz.

 

Belirtili isim tamlamalarında bir tamlayan birden fazla tamlanana bağlanabileceği gibi, bir tamlanan birden fazla tamlayana da bağlanabilir.

 

Örnekler:

 

“Evin bahçesi, odaları, mutfağı o kadar geniş ki…”

 

cümlesinde “evin” tamlayan; “bahçesi, odaları, mutfağı” sözcükleri de tamlanandır.

 

“Kırların, çiçeklerin, kuşların, böceklerin neşesi hepimizi coşturmuştu.”

 

cümlesinde “kırların, çiçeklerin, kuşların, böceklerin” tamlayan; “neşesi” tamlanandır.

 

Belirli olan ve bilinen bir şeye veya yere aitlik vardır.

 

Örnekler:

 

Öğretmenin kitabı.                              (Ali Beyin Kitabı)

 

Kitap bilinen ve belli olan öğretmene aittir.

 

Okulun bahçesi çok güzel.                  (Cumhuriyet Lisesinin bahçesi)

 

Bahçe bilinen ve belli olan okula aittir.

 

 

  1. Belirtisiz İsim Tamlaması

 

Tamlayanın ilgi eki almayıp tamlananın iyelik eki aldığı tamlamalardır.

 

Tamlayanın ek almadığı, yalnızca tamlananın ek aldığı tamlamalara Belirtisiz isim tamlaması denir. Belirtisiz isim tamlamasında tamlanan -ı, -i, -u, -ü, -sı, -si, -su, -sü alır.

 

Bu tür tamlamalarda bir ismin başka bir isme aitliğinden çok bir nesne ya da kavram ismi oluşturmak esastır.

 

Örnekler:

 

“Çocuğun elbisesini alacağız.”

 

cümlesindeki “çocuğun elbisesi” tamlaması belirtilidir. Bu tamlamada belli bir çocuğa ait elbiseden söz edilmektedir.

 

Biz bu tamlamayı,

 

“Çocuk elbisesi alacağız.”

 

şeklinde söylersek yani “-nın” ekini kaldırırsak tamlama belirtisiz olur. Bu durumda belli bir kişiye ait elbiseden değil, genel bir elbise çeşidinden “çocuk elbisesi” nden söz etmiş oluruz.

 

Belirtisiz isim tamlamalarında tamlayan tamlananın neden yapıldığını, neye benzediğini bildirebilir:

 

“Lahana turşusu”, “Erik hoşafı”, “Bulgur pilâvı”

 

Bu tamlamalarda tamlayan tamlanın neyden yapıldığını bildirir.

 

“Deve kuşu”, “Kılıç balığı”, “Küpe çiçeği”

 

Bu tamlamalarda ise tamlayan tamlananın neye benzediğini bildirir.

 

Belirtisiz isim tamlaması sıfat göreviyle kullanılabilir.

 

“El yazması kitaplar şimdi çok değerli.”

 

cümlesinde “el yazması” belirtisiz isim tamlamasıdır. Bu tamlama cümlede sıfat göreviyle kullanılmıştır.

 

Türkçe kitabı / Fizik kitapları                  (Tür)

 

Pirinç çorbası                                       (Neden yapıldığı)

 

İzmir üzümü                                          (Ait olduğu yer)

 

Dil peyniri                                            (Neye benzediği)

 

Temizlik işçisi                                       (Mesleği)

 

İstanbul boğazı                                    (Yer)

 

 

  1. Zincirleme İsim Tamlaması

 

Tamlayanın, tamlananın veya her ikisinin kendi içinde başka bir isim tamlaması olduğu söz öbekleridir.

 

Zincirleme isim tamlaması, ya tamlayanı, ya tamlananı, ya da her ikisi de isim tamlaması olan tamlamalardır.

 

Zincirleme isim tamlamaları en az üç ismin bir raya gelmesi ile oluşur.

 

Örnekler:

 

“Macera romanlarının okuyucusu çoktur.”

 

cümlesinde “macera romanları” belirtisiz isim tamlamasıdır. Bu tamlamaya “-nın” ilgi eki eklenmiş ve tamlama “okuyucusu” tamlananına bağlanmış. Böylece iki tamlama iç içe girmiş ve zincirleme isim tamlaması olmuştur:

 

“Saka kuşunun ötüşü çok hoştu.”

 

cümlesinde “saka kuşunun ötüşü” üç isimden oluşan zincirleme isim tamlamasıdır. Tamlayan “saka kuşu”, tamlanan ise “ötüşü” sözcüğüdür.

 

Ali’nin babasının işi

 

Taş duvarın üstü

 

Bahar mevsiminin güzelliği

 

 

  1. Takısız İsim Tamlaması (DİKKAT TAKISIZ İSİM TAMLAMASI SIFAT MI İSİM Mİ OLDUĞUNA KARAR VERİLEMEDİĞİ İÇİN BAZI KAYNAKLARDA SIFAT, BAZI KAYNAKLARDA İSİM TAMLAMASI OLARAK İŞLENMEKTEDİR!..)

 

Tamlayanı ve tamlananı ek almamış olan isim tamlamalarıdır.

 

Takısız isim tamlamalarında her iki unsur da ilgi ve iyelik eklerini almaz.

 

Bu tamlamaları iki grupta inceleyebiliriz:

 

 

  1. Bir şeyin neyden yapıldığını gösterir.

 

“Boynunda altın kolye vardı.”

 

cümlesindeki “altın kolye” sözü kolyenin altından yapıldığını gösterir.

 

“Cam vazo, çelik tencere, deri mont”

 

tamlamaları da bunlara örnektir.

 

 

  1. Bir şeyin neye benzediğini bildirir.

 

“Altın saçları rüzgârda dalgalanır.”

 

cümlesinde “altın saç” takısız isim tamlamasıdır. Bu tamlamada “saçlar” altına benzetilmiştir.

 

“Gül yanak, zeytin göz, tilki Rıfkı…”

 

gibi tamlamalar takısız isim tamlamasıdır.

2)SIFAT TAMLAMALARI

Adları niteleyen veya belirten sözcüklerdir. Bir sözcüğün sıfat olabilmesi için adın önüne gelerek onu nitelemesi veya belirtmesi gerekir.

 

Yaşlı adam, pazar çantasını titrek elleriyle tutuyordu.

 

Yemekte bu masaya dört kişi oturacak.

 

Kazancının yarısını fakir öğrencilere veriyormuş.

 

Bu cümlelerde “yaşlı” sözcüğü “adam” adının, “titrek” sözcüğü “el” adının niteliğini gösterdiği için; “bu” sözcüğü “masa” adını işaret yoluyla, “dört” sözcüğü ise “kişi” adını sayı yoluyla belirttiği için sıfattır. Son cümlede “fakir” sözcüğü, “öğrenci” adının niteliğini gösterdiği için sıfattır.

 

Sıfatın özelliğini verdiği isimle birlikte kullanılmasına ve birlikte ele alınmasına SIFAT TAMLAMASI denir.

 

Yaşlı adam, pazar çantasını titrek elleriyle tutuyordu.

 

Yemekte bu masaya dört kişi oturacak.

 

Yukarıdaki sıfatla isim birlikte kullanıldıkları için sıfat tamlaması olmuşlardır.

EDAT

Tek başlarına anlamları olmayan, başka kelimelerle öbekleşerek değişik ve yeni anlam ilgileri kuran, birlikte kullanıldıkları kelimelere cümlede anlam ve görev kazandıran kelimelere edat denir.

 

Edatların Özellikleri ve Örnekler

 

1 - Türkçede isimler ve fiiller anlamlı kelimelerdir. Edatlar ise tek başlarına anlam ifade etmezler; ancak cümlede anlam kazanır veya sadece diğer kelimelere anlam katarlar.

 

için, kadar, -e kadar, gibi, göre, ile, üzere, yalnız, -e karşı, sanki, ancak, -den beri, -e doğru

 

2 - Kelimeler arasında çeşitli anlam ilişkileri kurduğu için edatlara yardımcı kelimeler de denir.

 

Ders çalışmak için odasına çekildi. (amaç)

Kurt gibi acıkmıştım.  (benzerlik)

 

3 - Edatlar önceki kelimeyle sonraki kelime arsında anlam ilgisi kurar. Bağlaçtan ve zarflardan farkı, yeni bir anlam ilgisi koruyor olmasıdır.

 

Sözlüden yine zayıf almış. (zarf)

Eve gittim, fakat onu bulamadım. (bağlaç)

Konuşmak üzere ayağa kalktı. (edat)

 

4 - Edatlar cümleden çıkarılınca cümlenin anlamında bir eksiklik, daralma veya bozulma olur.

 

Güneş gibi başı göklere erdi. => edat çıkarılınca=>  Güneş başı göklere erdi.

 

5 - Tek başlarına kullanamazlar. Başka kelimelerle birleşerek sıfat ya da zarf görevli öbekler oluştururlar.

 

Dağ gibi adam yok oldu gitti. (sıfat öbeği)

Sen de benim kadar çalışsan… (zarf öbeği)

 

6 - Tek başlarına iken isim, sıfat, zarf, bağlaç olarak kullanılabilir. Bu durumda edat olmaktan çıkar:

 

Karşı köyde akrabaları vardı.       sıfat

Derenin karşısına geçtik.                         ad

Her söylenene karşı çıkıyor.        birleşik fiilde isim

Bana doğruyu söyle.                   isim

Doğru söze ne denir?                   sıfat

Lütfen doğru oturun.                    zarf

Beride bir adam duruyor.                         isim

Beri taraf oldukça dikenli.            sıfat

Biraz beri gel.                               zarf

Bir ömür boyu yalnız yaşadı.       zarf

Biz bu dünyada hep yalnızız.       isim

 

7 – Bazı edatlar sadece hâl ekleri ile birlikte kullanılırlar. Bazıları da üzerlerine ek alabilirler:

 

-e kadar, -e doğru, -den beri

bu kadarını, senin gibisi

 

8 – Cümlede veya isim tamlamasında isim görevi alabilir; ek-fiil alarak yüklem olabilir.

 

Bu paranın ne kadarı sizin? (iyelik eki almış, isim gibi kullanılmış, nesne olmuş)

 

Her şey bıraktığım gibiydi. (ek-fiilin “di”li geçmiş zaman çekimi ile isim gibi kullanılmış, yüklem olmuş)

 

9 – Edat grupları (edat ve edattan önceki kelimenin oluşturduğu kelime grubu) cümlede çoğunlukla zarf veya edat tümleci olur.

 

Sabaha kadar ders çalıştık. (zarf tümleci)

Eve doğru yürüdüm. (edat tümleci)

 

 

BAŞLICA, EN ÇOK KULLANILAN EDATLAR

 

“İLE”

 

1 -Araç, alet, neden, zaman, birliktelik” ilgisi kurar.

 

Örnek:

 

Ankara’ya uçakla giderler. (araç)

Bizi boş vaatlerle kandırdılar. (araç)

Hasan yaşlı annesiyle oturuyordu. (beraberlik)

Arabanın gürültüsüyle irkildi. (neden)

Baharla birlikte leylekler de geldi. (zaman)

 

2 --le” şeklinde bitişik de yazılabilir.

 

Örnek:

 

Çocuk ile=> çocukla

Araba ile=> arabayla

 

3 -ne ile, kiminle” sorularına cevap verir.

 

Örnek:

 

Sözünüzü balla kesiyorum. (araç)

Yar ile sohbet ne güzel. (birliktelik)

 

Not:ile” kelimesi “ve” gibi kullanılırsa bağlaç olur.

 

Örnek:

 

Bir kola ile simit aldım. (kola ve simit)

 

Soyut bir kelimeyle öbekleşirse edat değil “durum zarfı” olur.

 

Örnek:

 

Öfkeyle kalkan zararla oturur. (nasıl, öfkeli ve zararlı)

Sevinçle boynuma sarıldı. (nasıl, sevinçli bir hâlde, durum zarfı)

 

 

“GİBİ”

 

Benzetme edatlarındandır.

Yalın hâldeki kelimelerle birlikte kullanılır.

Benzetme, eşitlik anlamları katar.

 

1 - Birlikte kullanıldığı kelime ile birlikte sıfat, zarf ve isim olabilir.

 

Örnek:

 

Adamın demir gibi bileği vardı. (sıfat, benzetme)

Kurşunlar, yağmur gibi yağıyordu. (zarf, benzetme)

Uyandığı gibi yataktan fırladı. (zarf, anında, zaman anlamı katmış)

 

2 - İsim veya zarf gibi kullanıldığında cümle öğeleri oluşturur. Bu durumda ek alabilir.

 

Örnek:

 

O anda utançtan ölecek gibiydi. (isim, yüklem)

Onun gibisi nerede bulunur? (isim, özne)

 

Bu edatın yerini bazı ekler alabilir:

 

Örnek:

 

Şöyle garip bencileyin. (benim gibi)

Kadınsı bir gülüşü vardır onun. (kadın gibi)

 

 

“SANKİ”

 

Benzetme edatıdır.

san” ve “ki”nin birleşiminden oluşmuştur.

Bu edatı bulunduran cümlelerde “sanmak, zannetmek” anlamları vardır.

benzetme, uyarı, sözüm ona, sözde, inanmama” anlamları katar.

 

Örnek:

 

Sanki gece olmuş. Gibi, öyle zannedersin

Biri kapıyı çalıyor sanki.  gibi, öyle zannediliyor

Sanki bütün kabahat benim.  sözde, inanmama, öyle zannediliyor

Aldın da ne kazandın sanki?  uyarı, ne kazandığını sanıyorsun?

Gelseydi ne olurdu sanki?  ne olacağını sanıyordu ki?

Sanki bu da mı güzel?  Öyle mi sanıyorsun?

Kısa öyküde daha başarılı sanki öyle gibi.

 

sanki” edatıyla “gibi” edatı bir arada kullanılırsa anlatım bozukluğu ortaya çıkar:

 

Örnek:

 

Sanki beni dövecek gibiydi. (yanlış)

“Beni dövecek gibiydi.” ya da “Sanki beni dövecekti.”

 

 

“KADAR, -E KADAR”

 

Benzetme edatlarındandır.

Yalın hâldeki veya –e yönelme eki almış kelimelerle kullanılır.

kadar” şeklinde kullanıldığında üzerine ek alabilir.

 

1 -Karşılaştırma, benzerlik, eşitlik, yaklaşıklık, ölçü” anlamları katar.

 

Örnek:

 

Biz de onlar kadar başarılıyız. (eşitlik, benzerlik, ölçüsünde)

Gül kadar güzelsin (bilgi yelpazesi.net). (benzerlik)

Mektubu okuyunca köyünü görmüş kadar sevindi. (gibi)

Bir ton kadar kömür almış (ölçü, aşağı yukarı)

Yüz kadar asker evin önünden geçti. (ölçü, aşağı yukarı)

 

2 - Birlikte kullanıldığı kelimeyle isim, sıfat ya da zarf oluşturur.

 

Örnek:

 

Biz bu kadarına da alışığız.  (isim)

İçmiş kadar olduk.  (zarf)

Ne kadar güçlü bir adam… (zarf)

Evin deniz kadar havuzu var. (sıfat)

 

3 - Ad tamlamasında ad (tamlanan) olarak da kullanılabilir.

 

Örnek:

 

Vefasızlığın bu kadarını da görmemiştim. (isim, ad tamlamasında tamlanan)

 

4 -kadar” kelimesi zarf tümleci de yapar, edat tümleci de:

 

Örnek:

 

Dershaneye kadar gidelim. (edat tümleci)

Akşama kadar çalıştık. (değin anlamında, zarf tümleci)

 

 

“İÇİN”

 

Amaç, neden, özgülük, görelik, karşılık” bildirir.

Hakkında, nedeniyle, yüzünden, maksadıyla” anlamlarını ifade eder.

Yalın hâldeki ya da iyelik eki almış kelimelerle birlikte kullanılır.

İsim olarak kullanıldığında üzerine ek alabilir.

 

1 - Bu edatla kurulan söz öbekleri, cümlede genellikle edat tümleci olarak kullanılır.

 

Örnek:

 

Çalışmak için başvurdu. (amacıyla, başvurunun amacı, sebebi)

Sınavı kazanmak için çalışmak gerekir. (sınavı kazanmanın şartı)

Sıkıldığı için dışarı çıktı. (neden, dışarıya çıkmanın sebebi)

Bu ayakkabıyı babam için aldım (özgülük)

Bu iş için kaç lira ödedin? (karşılık)

Senin için sorun yok tabi. (görelik)

Bizim için ne diyorlar?  (hakkımızda)

Sizin için üç kişilik yer ayrıldı. (aitlik)

Tüm bu hazırlıklar bizim içindi. (isim, yüklem)

Vatan için ölenler yüreğimizde yaşarlar. (amaç, özne)

 

2 --e” yönelme hâl eki ve “üzere”, “-e göre”, “diye” edatları bazı durumlarda bu edatın yerini tutabilir:

 

Örnek:

 

Bu ayakkabıyı babam için aldım =>  babama aldım.

Uyumak için odasına çekildi=> uyumak üzere

Senin için iyi bir gündü=> sana göre

Ne için söyledin sanki?=> ne diye

 

 

“ÜZERE, ÜZRE”

 

1 -Amaç, koşul, zamanda yakınlık, gibilik” anlamları katar.

 

Örnek:

 

Sorunu halletmek üzere gidiyorum. (amaç, için)

Kitabı yarın vermek üzere alabilirsin. (şartıyla, koşul)

On dakika konuşmak üzere kürsüye çıktı. (için, amaç)

Acele edin, güneş batmak üzere. (zamanda yakınlık)

Konuştuğumuz üzere yarın buluşacağım. (gibilik)

 

2 - Bu edatın üzerine ek gelebilir:

 

Örnek:

 

Tam da yola çıkmak üzereydik.

 

 

“-E GÖRE”

 

Yönelme hâl ekiyle birlikte kullanılır, yani bu eki almış kelimelerden sonra gelir.

 

Kendi üzerine de ek alabilir.

 

1 -Görelik, uygunluk, yönünden, bakımından ve karşılaştırma” anlamları katar.

 

Örnek:

 

Başbakana göre enflâsyon düşük. (açısından)

Ayağını yorganına göre uzat. (bakarak, ölçüsünde, uygunluk, kadar)

Allah dağına göre kış verir.  (uygunluk)

Anlatılanlara göre ikisi de suçluymuş. (bakılırsa, yönünden)

Siz bana göre daha gençsiniz. (karşılaştırma)

Kemal, Hasan’a göre daha uzundu. (karşılaştırma)

Bana göre ayakkabınız var mı? (uygunluk)

 

2 --ce” eki bu edatın yerini tutabilir.

 

Örnek:

 

Bence bu iş burada biter. (bana göre)

 

 

“KARŞI”

 

1 --e” yönelme hâl ekiyle kullanılarak “için, hakkında, yönelme, ilgili olma” anlamları katar.

 

Örnek:

 

Edebiyata karşı ilgim vardı.  (hakkında, yönelik)

Denize karşı bir balkonu var.  (yönelik)

 

2 - Zaman bildiren kelimelere eklenip “doğru, sularında” anlamları katar ve zarf öbeği oluşturur.

 

Örnek:

 

Yağmur sabaha karşı yeniden başlamıştı. (doğru)

Sabaha karşı uyuyabildim. (zarf öbeği)

 

Not:karşı” kelimesi isim ve sıfat olarak kullanılabilir; birleşik fiil yapabilir.

 

Örnek:

 

Karşı köyde akrabaları vardı. (sıfat)

Derenin karşısına geçtik. (ad)

Her söylenene karşı çıkıyor.  (birleşik fiil)

 

 

“DİYE”

 

Amaç ve neden ilgileri kurar.

 

Örnek:

 

Terfi edeyim diye yağcılık yapıyor. (amaç)

Yağmur yağıyor diye dışarı çıkmadı. (neden)

 

 

“DOĞRU”

 

1 - Yönelme eki ile birlikte kullanılarak yön bildirir.

 

Örnek:

 

Ormana doğru yürüdük.

Bana doğru bakıyor.

 

2 - Zamanda yakınlık bildirerek zarf öbeği de oluşturur.

 

Örnek:

 

Akşama doğru geldiler. (zarf öbeği)

 

3 - Ad, sıfat ve zarf da olabilir. Bu durumlarda edat değildir.

 

Örnek:

 

Bana doğruyu söyle.  isim

Doğru söze ne denir?  sıfat

Lütfen doğru oturun.  zarf

 

 

“DOLAYI, ÖTÜRÜ”

 

1 - Ayrılma hâl ekiyle birlikte neden ilgisi kurar.

 

Örnek:

 

Zayıflıktan dolayı sık sık hastalanıyor.

Çalışmadığından ötürü canı sıkılıyor.

 

2 --den” ekiyle de aynı anlam sağlanır.

 

Örnek:

 

Sıkıldığımdan dışarı çıktım.

 

 

“KARŞIN, RAĞMEN “

 

Yönelme ekiyle birlikte karşıtlık ilgisi kurar.

 

Örnek:

 

Çok uğraşmama karşın başaramadım.

Tanımamasına rağmen onu takdir ediyordu.

 

 

“BERİ”

 

1 – “-den” ayrılma hâl ekiyle birlikte eylemin başlangıç yerini ve zamanını belirler.

 

Örnek:

 

Dün akşamdan beri görülmedi.

Okuldan beri hiç susmadı.

Yıllardan beri bu köyde yaşamaktalar.

Kar, sabahtan beri yağıyor.

 

2 -beri” kelimesi ad, sıfat, zarf da olabilir. Bu durumda edat değildir.

 

Örnek:

 

Beride bir adam duruyor.

Beri taraf oldukça dikenli.

Biraz beri gel.

 

 

“YALNIZ”

 

İsim, sıfat, zarf ve bağlaç olarak kullanılabilen bu kelime “sadece, bir tek” anlamına gelmek şartıyla edat (bilgi yelpazesi.net) olarak da kullanılabilir. Bu yönüyle diğer kelime türlerinden ayırt edilebilir.

 

Örnek:

 

Bir ömür boyu yalnız yaşadı. (tek başına, zarf)

Biz bu dünyada hep yalnızız. (tek başına, isim)

Parkta oturan yalnız adam onun babasıydı. (tek, sıfat)

Meyveler güzel, yalnız biraz renksiz. (ama, bağlaç)

 

Örnek:

 

Cebinde yalnız yol parası vardı. (sadece, edat)

Beni yalnız sen anlarsın.  (sadece, bir tek, edat)

 

 

“ANCAK”

 

yalnız, sadece, özgülük, sınırlandırma, olsa olsa” anlamları katar.

 

Örnek:

 

Seni ancak ebediyyetler eder istiab (sadece)

Onu ancak para ilgilendirir.  (sadece, bir tek)

Bu işten ancak Hasan Usta anlar. (sadece)

Bu kömür ancak üç ay yeter. (en fazla, olsa olsa)

Sabah çıktılarsa akşama ancak gelirler. (belki, ihtimal)

 

 

“DEĞİL”

 

İsim cümlelerinin yüklemini olumsuzlaştırır.

 

Yolumu kesen bu değildi.

 

Olumsuz eylem cümlelerini olumlu; olumluları da olumsuz yapar:

 

Örnek:

 

Bu haberi duymamış değiliz.       Sonuç=>duymuşuz

Bu haberi duymuş değiliz.           Sonuç=>duymamışız

 

 

“Mİ” SORU EDATI

 

Soru edatıdır.

Farklı anlam ilgileri kurar.

Ek alabilir.

 

Örnek:

 

Babanız İstanbul’dan döndü ?  soru

Buraya gelir misiniz? soru (ek almış)

Onu gördüm sinirleniyorum.  zaman

Sıcak sıcak bir havaydı.  pekiştirme

Çalıştın her şeyi başarırsın.  koşul

BAĞLAÇ

Yalnız başlarına anlamları yoktur.

 

*Cümleleri birbirlerine bağlarlar. (eş görevli sözcük öbeklerini, öğeleri birbirlerine bağlarlar.

 

Anlam yönüyle birbirlerine bağlı cümleleri birbirlerine bağlarlar.

 

Cümleden çıkarıldıklarında genelde cümlenin anlamında bozulma, eksilme olmaz.

 

Bağlaçlar kaldırılıp yerlerine virgül veya noktalı virgül konabilir.

 

*Cümleler arasında anlamca ve biçimce (bilgi yelpazesi.net) bağlantı kurarlar.

 

Çok sayıda bağlaç vardır: “ve, de, ki, öyle ki, ama, ancak, ise, ne…ne, ne de, hem…hem de, ne var ki, oysa, çünkü…”

 

*Bağlaçlar cümleleri birbirlerine bağladıkları için ayrı ayrı ve uzun uzun cümleler yazmamızı gerektirmezler, İŞİMİZİ KOLAYLAŞTIRIRLAR.

 

Cümleleri veya aynı görevdeki sözcükleri birbirine bağlayarak aralarında anlam ilgisi kuran sözcüklere denir.

 

“İLE” –  “VE”  BAĞLAÇLARI

 

Aynı görevdeki sözcükleri birbirine bağlar.

 

– Evin ve bahçenin kapısı açıktı.(Tamlayan)

 

– Bu radyo Adana’da ve Mersin’de yayın yapıyor.(D.T)

 

– Akşam arkadaşıma gideceğim ve her şeyi anlatacağım.

 

– Cehennemle cenneti bu dünyada yaşadık.(Nesne)

 

– Evle okul arasında mekik dokuyor.(Tamlayan)

 

– Annesiyle babası yarın bize gelecek.(Özne)

 

Uyarı: Biri bağlaç diğeri edat olan iki çeşit “ile” vardır. Bir cümlede “ile”nin  yerine “ve”yi getirebiliyorsak bağlaç, getiremiyorsak edattır.

 

– “Bazen yandık bazen menekşelerle söyleştik.(Edat)

 

– “Kazaklarla ceketi parayla aldım.(B-E)

 

 

 “DE” BAĞLACI

 

*Eşitlik, gibilik anlamı katar.

 

– O filmi ben de seyrettim.

 

– Bence Aslı da bu işten anlamıyor.

 

*Abartma anlamı katar.

 

– Çocuğun okuduğu şiir de şiirdi hani.

 

– Aldıkları araba da araba yani.

 

*Küçümseme anlamı katar.

 

– Sen sınavı kazanacaksın da ben göreceğim.

 

– Sanki bu işten anlıyorsun da konuşuyorsun.

 

– Büyüyecek de adam olacak da bize bakacak.

 

*Sitem anlamı katar.

 

– Okula kadar geldin de bir selam vermedin.

 

– İzmir’e kadar geldin de yanıma uğramadın.

 

*Şaşma,inat,sebep, korkutma anlamı katar.

 

– Kardeşin de mi bizimle gelecek?(Şaşma)

 

– Ufaklık, kalemi vermem de vermem,diyor.(İnat)

 

– Ailesiyle kavga etti de evi terk etti.(Sebep)

 

– Dışarı çık da göreyim.

 

*Ama, fakat  anlamında kullanılır.

 

– Pansiyona kaydını yaptı da yerleşmedi.

 

– Bize gelmiş de fazla kalmamış.”

 

Uyarı: Türkçede biri bağlaç diğeri hal eki olan iki çeşit “de” vardır. “De”yi cümleden çıkardığımızda cümlenin yapısı bozulursa ektir bitişik yazılır, bozulmazsa bağlaçtır ayrı yazılır.

 

– Bakkalda sebze de satılıyormuş.

 

– Ayşe de okulda kalmış.

 

 

 “AMA” , “FAKAT” BAĞLACI

 

*Karşıt anlamlı iki cümleyi birbirine bağlar.

 

– Sınava çok iyi hazırlandı ama üniversiteyi kazanamadı.

 

– Her sabah spor yapıyor ama zayıflayamıyordu.

 

*Koşul, pekiştirme anlamı katar.

 

– Dışarı çıkabilirsin ama eve erken döneceksin.

 

– Seninle sinemaya gelirim ama işim olmazsa.

 

– Bu kitabı sana alacağım ama okuyacaksın.

 

– Dışarıda soğuk ama çok soğuk bir hava var.

 

– Büyük ama çok büyük bir bahçesi vardı.

 

 

 “ANCAK” ,“YALNIZ”  BAĞLACI

 

Yalnız sözcüğü;

 

*Ama, fakat  anlamında kullanılıyorsa bağlaç,

 

* Bir tek, sadece anlamında kullanılıyorsa edat,

 

* Önündeki ismi niteliyorsa sıfat,

 

* Fiili (bilgi yelpazesi.net) niteliyorsa zarftır.

 

– Geziye yalnız bizim sınıf katıldı. (edat)

 

– Bu adam evde yalnız yaşıyor. (zarf)

 

– Yalnız insanlar hayata karamsar bakarlar. (sıfat)

 

– Onunla konuşurum yalnız fikrim yine de değişmez.(bağ)

 

– Bu işin üstesinden ancak sen gelirsin. (edat)

 

– Yoğun trafikte işe ancak yetişebildim. (zarf)

 

– Bütün gün evde yalnızdım. (adaşmış sıfat)

 

– Filmi seyredebilirsin ancak yarın erken kalkmalısın.(b.)

 

 

 “Kİ”  BAĞLACI

 

*Özneyi pekiştirir.

 

– Ben ki yedi iklimin  padişahıyım.

 

– Sen ki Fransa eyaletinin valisisin.

 

*Neden-sonuç  vardır.

 

– Günü kötü geçmiş ki çok kızgın görünüyor.

 

– Sana değer veriyorum ki seninle konuşuyorum.

 

*Kuşku,yakınma,şaşma,amaç-sonuç, tahmin

 

– Beni tanımıyorsun ki…(Yakınma)

 

– Kafamı bir kaldırdım ki onu karşımda gördüm.(Şaşma,)

 

– Arabayı o çizmiş olabilir mi ki?(Kuşku)

 

– Sana iş buldum ki kimseye muhtaç olmayasın.(A-S)

 

– Geç saatlere kadar çalışmış olmalı ki sabah uyanamamış. (tahmin)

 

 

“HEM…HEM”  BAĞLACI   

 

Karşılaştırılan iki unsurun hepsi anlamını vermektedir.Eş görevli sözcükleri bağlar.

 

– Hem arabayı hem evi üzerine alacakmış.(Nesne)

 

– Hem ucuz hem kaliteli ayakkabı satıyor.(Sıfat)

 

– Hem çalışıyor hem üniversite okuyor.(Cümle)

 

 

NE…NE BAĞLACI

 

Cümleyi anlamca olumsuz yapar. Karşılaştırılan iki unsurun hiçbiri  anlamını verir.

 

*Sallanmaz o kalkışta ne bir mendil ne bir kol.(Özne)

 

*Adam kızını ne arıyor ne soruyor. (yüklem)

 

*Ne kızı veriyor ne dünürü küstürüyor. (cümle)

 

*Bu konu ne seni ne beni ilgilendirir. (nesneyi)

 

NOT: İki karşıt sıfatı birbirine bağlarsa “ikisinin arası, ortası”  anlamı verir.

 

– Kız ne zayıf ne şişman biriydi.

 

– Konuşan adam ne uzun ne kısaydı.

 

 

 YA… YA   BAĞLACI:

 

Karşılaştırılan unsurlardan birini ifade etmek için kullanılır.

 

– Ya bu deveyi güdeceksin ya bu diyardan gideceksin. (cümleleri)

 

– Aynayı ya Ayşe ya Özlem kırmıştır. (özne)

 

– Ya salonun ya mutfağın penceresi kırıldı. (tamlayan)

 

– Takıma ya beni ya onu alacaksın (nesneyi)

 

 

DİĞER  BAĞLAÇLAR

 

– Ogün okula gelemedim çünkü çok hastaydım. (sebep)

 

– Bu maçı  kazanacağız  hatta  şampiyon olacağız.(pekiştirme)

 

– Mademki söz verdin, sözünü tutacaksın.

 

– Bu mağazada elbiseler çok güzel üstelik çok ucuz.

 

– Sanki dağları sen yarattın.

 

– Meğer bütün evi o dağıtmış.

 

– Eğer kardeşine uğrarsan selamımı söyle.

 

– Çok geç kaldılar; yoksa kaza yaptılar.

 

– Ders çalışmıyor; üstelik yaramazlık yapıyor.

 

– Önce bunlardan yani çok iyi bildiğiniz sorulardan başlayın.

 

– Bizde yahut sizde çalışabiliriz.

 

– İster yazarsın ister yazmazsın.

ÜNLEM

Korku, acıma, şaşırma, sevinme, kızma gibi ansızın beliren (bilgi yelpazesi.net) duyguları anlatmaya yarayan cümlelere, anlamları yönünden ünlem cümlesi denir.

 

Örnekler:

 

*Ah, elim yandı!

 

*Kapıyı açtım ki bir de ne göreyim!

 

*Oh, okul bitti, rahat bir nefes alalım!

 

*O… kimler gelmiş, kimleri görüyorum!

 

*Elimi cebime attım ki cüzdan yok!

 

*Hadi be!

 

*Düşeceksin!

 

*Eyvah, ne yer ne yar kaldı!

 

*Neydi o  güzellik öyle!

 

*Süper bir iş buldum!

 

( ! ): Ünlem Cümleleri Şu Şekillerde Karşımıza Çıkar:

 

  1. Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümlelerin sonuna konur:

 

Örnek:

 

Ne mutlu Türk’üm diyene!

 

Gurbet o kadar acı

 

Ki ne varsa içimde

 

Hepsi bana yabancı

 

Hepsi başka biçimde!

 

(Kemalettin Kâmi Kamu)

 

Hava ne kadar da sıcak!

 

Aşkolsun!

 

Ne kadar akıllı adamlar var!

 

  1. Seslenme, hitap ve uyarı sözlerinden sonra konur:

 

Örnek:

 

Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!

 

(Mustafa Kemal Atatürk)

 

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.   (Mustafa Kemal Atatürk)

 

Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!   (Yahya Kemal Beyatlı)

 

Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar,

 

Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!

 

(Faruk Nafiz Çamlıbel)

 

Dur, yolcu! Bilmeden gelip bastığın

 

Bu toprak bir devrin battığı yerdir.

 

(Necmettin Halil Onan)

 

Ünlem işareti, seslenme ve hitap sözlerinden hemen sonra konulabileceği gibi cümlenin sonuna da konabilir:

 

Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken

 

Sana uğurlar olsun… Ayrılıyor yolumuz!

 

(Faruk Nafiz Çamlıbel)

 

  1. Bir söze alay, kinaye veya küçümseme anlamı kazandırmak için ayraç içinde ünlem işareti kullanılır:

 

Örnek:

 

İsteseymiş bir günde bitirirmiş (!) ama ne yazık ki vakti yokmuş (!)

 

Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.

 

4 Ocak 2015 Saat : 1:06
Esma Hoca
devamını oku

6.SINIF DİL BİLGİSİ

SÖZCÜKTE YAPI

KÖK NEDİR?

Bir sözcüğün üzerinde bulunan bütün ekler atıldığında anlamlı olarak kalabilen en küçük parçadır.

Örnek:

Bal, kaş, göz, el

Dilimizde sözcük kökleri genel olarak tek hecelidir; ancak iki ya da üç heceli olan sözcük köklerine de rastlanır.

 Örnek:

Otur, yürü, çiçek, emek, sarı, kelebek

 UYARI:Dilimizde, kökle ek arasında anlam ilgisi bulunur. Bu nedenle, sözcüğün kökünü bulmak için ek varsaydığımız kısımları attığımızda, kalan kökle, sözcüğün ilk şekli arasında (bilgi yelpazesi.net) anlamca bir bağ yoksa atılan kısımlar ek değildir. Kısacası bu, kök halinde bir sözcüktür.

 Örnek:

yıkık            bilgi                    balık    >balık                     gölge     > gölge

kök  ek           kök  ek                   ek değil  > kök                                     kök değil   > kök

 

 Dilimizde kökler üç çeşittir.

Bunlar;

 1) İsim kök

2) Fiil kök

3) Ortak Kökler

 1)İsim Kökü

Somut ve soyut bütün varlıkları karşılayan köklere isim kök denir. İsim kök durumundaki bir sözcük “-mak / -mek” eklerini almaz.

 

Örnekler: tuz, gece, vatan, sarı, bebek, göz, su, el, oda, ot, balık, pat, fıs, cız …

 2)Fiil (Eylem) Kökü:

Varlıkların iş, oluş ve hareketlerini karşılayan köklere fiil (eylem) kök denir. Fiil kök durumundaki sözcükler “-mak / -mek” eklerini alır.

 

Örnekler: tut- ver- ye- gör- uç- kork- ısır- oku- bak-, koş-, git-, bak-, sus-, aç-…

 

 3)Ortak (İkili) Kökler (Kökteş):

Kullanışa göre bazen isim kökü, bazen de fiil kökü olan köklerdir.

Örnekler:

barış, güven, eski, boya, sıva, damla

Bir damla su bile kalmadı.

Ad

Çeşme sabaha kadar damladı.

Eylem

Aramızdaki savaşı dindirmek için barış gerekli.

Ad

Arkadaşıyla barıştı.

Eylem

 

EK NEDİR?

 Sözcük kök ve gövdelerine getirildiğinde onların anlamlarını değiştiren, kimi zaman anlamlarıyla birlikte türlerini değiştiren ya da sözcüklerin cümle içindeki görevini belirleyen hece ve seslerdir.

Bir ekin sözcük üzerinde üç farklı işlevi vardır.

Bunlar:

1)Eklendiği sözcüğün anlamını değiştirmek,

2)Eklendiği sözcüğün anlamıyla birlikte türünü değiştirmek, (bilgi yelpazesi.net) (Addan-eylem, eylemden-ad gibi)

3)Eklendiği sözcüğün cümle içindeki görevini belirlemek. (Nesne, Yüklem, Tümleç gibi).

 

Ekler ÇEKİM EKLERİ ve YAPIM EKLERİ olmak üzere ikiye ayrılır:

 1)ÇEKİM EKLERİ

 A) İSİM ÇEKİM EKLERİ:

 1) Çokluk Eki:

İsimlerin sayı bakımından çokluğunu bildirirler.

 Örnek:

elmalar,çocuklar ,öğrenciler.

 2) Hal Ekleri:

  - i,-e,-den,-de ekleridir.

 

Örnek:

Kitabı ver (belirtme hali)

Yola bak (Yönelme hali)

Evden geliyorum (Çıkma hali)

Sende kaldı (Bulunma hali)

 

Uyarı: Çekim eki sıfat yaparsa yapım eki olur:

Örnek:

Sıradan insanlarla işim olmaz.(Sıfat yapmıştır ve bu yüzden yapım eki olmuştur)

Bunlar gözde çocuklardır.(Sıfat yapmıştır ve bu yüzden yapım eki olmuştur)

Sudan sebeplerle yanıma gelme (Sıfat yapmıştır ve bu yüzden yapım eki olmuştur)

 3) İyelik Ekleri:

Eklendiği isimlerin kime ait olduğunu ifade eder.

Örnek:

Kitabım:1.T.K.

Kitabın: 2.T.K.

Kitabı: 3.T.K.

Kitabımız: 1.Ç.K.

Kitabınız:2.Ç.K.

KitaplarI: 3.Ç.K.

 

Püf Noktası: İyelik eklerini, ismin başına benim, onun, bizim, sizin, onların” zamirlerini getirerek bulabiliriz.

 

Örnek:

(Senin) kitabın

(Onun) kitabı

Kitabı eskimiş. (Onun) Kitabı eskimiş. (oldu öyleyse buradaki “-ı” eki iyelik ekidir.)

Kitabı düşürmüş. (Onun) Kitabı düşürmüş. [olmadı öyleyse buradaki “-ı” eki hal ekidir (Belirtme Durumu Eki).]

 4) İlgi Ekleri (Tamlama Ekleri):

ın, in, un, ün” biçimindedir. Belirtili isim tamlaması kurar.

Örnek:

kapı-n-ın kol-u , müdür-ün oda-sı

 5) Eşitlik Eki:

-ca,-ce” biçimindedir.

Örnek:

Sence bu doğru mu?

Çocukça davranma

 6) Ek Eylem Ekleri:

İsim soylu sözcükler yüklem yapma göreviyle kullanılan eklerdir.

Örnek:

iyi-y-im, iyi-sin, iyi-dir, iyi-y-iz, iyi-siniz, iyi-dirler, iyi-y-miş, iyi-y-se

 

 B)FİİL ÇEKİM EKLERİ

 1)Zaman ekleri (Bildirme Kipleri):

Fiillerde hareketin yapıldığı zamanı bildirir.

Örnek:

gel-miş (Duyulan geçmiş zaman)

oku-du (görülen geçmiş zaman)

gid-i-yor (şimdiki zaman)

yat-acak (Gelecek geçmiş zaman)

al-ı-r (Geniş geçmiş zaman)

 2)Dilek Kipleri:

Fiillerde dilek, şart, istek, gereklilik… gibi anlamları karşılayabilmek için getirilen kip ekleridir.

Örnek:

Gider-se-m gelmem (Dilek-şart kipi)

Biraz daha oturayım (istek kipi)

Ders çalışalım (istek eki)

Artık git-meli-y-im (Gereklilik kipi)

Bunları da oku-sun (Emir eki)

Dışarı çıkın (Emir eki)

 3)Şahıs Ekleri:

Fiildeki eylemi gerçekleştiren şahsı belirtmek için getirilen eklerdir. Fiillerde kip eklerinden (bilgi yelpazesi.net) sonra gelirler.

 Örnek:

Geliyor-um(BEN)

çalışmalı-sın(SEN)

yaptı-(O)

okusa-k (BİZ)

üzülür-üz(BİZ)

koşacak-sınız (SİZ)

yürüdü-ler(ONLAR)

 YAPIM EKLERİ

İsim ve fiillerin kök veya gövdelerine gelerek onlardan başka isim ya da fiil türeten eklerdir.

Burada kök sözünü de açıklamakta fayda var.

Kök:

Yapım eki almamış kelimelere kök denir.

Bir sözcüğün anlamı ve yapısı bozulmadan parçalanamayan en küçük parçasıdır.

Köklerde yapım eki bulunmaz, ancak çekim eki bulunabilir.

Örnek:

 

Ağaçlarımız” sözcüğünde “ağaç”, sözcüğün, anlamlı ve parçalanamayan en küçük parçasıdır. “lar” çokluk ekidir; yani isim çekim ekidir. “-(ı)-mız” eki iyelik ekidir; yani isim çekim ekidir.  Öyleyse bu sözcük (bilgi yelpazesi.net) yapım eki almamıştır, kök hâlindedir.

 

 

Kökler iki türde bulunur:

İsim kökleri ve fiil kökleri.

“Baktı” sözcüğündeki kök “bak-” fiil kökü; “tuzluk” sözcüğünün kökü olan “tuz” isim köküdür. Sözcüğün köküyle, ek aldıktan sonraki şekli arasında mutlaka bir anlam ilgisi olmalıdır.

“Balıkçılık” kelimesinin ek ve köklerine “balık-çı-lık” şeklinde ayrılır. Yoksa “balık” kelimesi bölünüp de köküne “bal” denemez. Çünkü “bal” kelimesi ile “balık” kelimesi arasında anlamca bağlantı yoktur.

 GÖVDE NEDİR?

Sözcüğün yapım eki aldıktan sonraki durumuna gövde denir.

Bir sözcük birden çok yapım eki alabilir.

İlk yapım eki köke diğerleri gövdeye eklenir.

 Çekim Ekiyle Yapım Ekinin Farkları:

Çekim ekleri eklendiği sözcüğün anlamında bir değişiklik yapmaz; yapım ekleri ise anlamı, köke bağlı olmak şartıyla, değiştirir.

Örnek: “Kitabı aradım.” cümlesindeki “kitap sözcüğü “sayfalardan oluşan ve okunan nesne” anlamındadır. “-i” hâl ekini alarak “kitabı” şekline geldiğinde de anlamı değişmemektedir.

“Kitapçı aradım.” cümlesinde ise “sayfalardan oluşan ve okunan nesne” olan “kitap” sözcüğü “-cı” yapım ekini alarak bu anlamını yitirmiş, “kitap satılan yer” anlamına gelmiştir. Yani “kitap”la bir anlam ilgisi vardır; ama yeni bir sözcük oluşmuştur.

Çekim ekleri bir sözcüğe yapım ekinden sonra eklenir. Yani önce yapım ekleri, sonra çekim ekleri gelir. İstisnaları olsa da bu genel bir kuraldır.

 

Yapım Ekleri Aşağıdaki Gibi Dörde Ayrılır:

 1)İsimden İsim Yapan Ekler

İsim kök veya gövdelerine gelerek onlardan yeni isimler türeten eklerdir. Ancak bu sözcükler sıfat, zarf gibi görevlerde de kullanılabilir.

Örnek:

“Kira-lık ev vardır.

“Su-lu yemekleri çok sever.”

“İş-siz insanlara yardım- oluyordu.”

“Büyüyünce futbol-cu olacakmış”

“Sınıflara üç-er kişi alalım.”

 2)İsimden Fiil Yapan Ekler

İsim kök veya gövdelerine gelerek onlardan fiil türeten eklerdir.

Örnek:

“Bahçedeki çiçekleri su-la-dı.”

“Hastamız nihayet düz-el-di.”

“Arabanın çamurluğu eğri-l-di.”

“Dudağın kan-a-mış.”

“Çocuğunu görünce gözleri yaş-ar-dı.”

“Kulağına ne fıs-ıl-dadı?”

“Bugün çok gec-ik-tin”

“Sonbaharda yapraklar sar-ar-ır.”

 3)Fiilden İsim Yapan Ekler

Fiil kök veya gövdelerine gelerek onlardan isim türeten eklerdir. Bunlar da cümlede sıfat, zarf görevlerinde kullanılabilir.

Örnek:

“Otobüs dur-ak-ları yenileniyor.”

“Ders çalış-mak için istek gerekir.”

“Asırlardır bir yığ-ın dertle uğraşıyoruz.”

“Evrenin mayası sev-gi değil midir?”

“Senin alın-gan olduğunu unutmuşum.”

“Dalgıçlar bat-an gemiyi arıyor.”

“Oku-yucu eserin kalitesini bilir.”

“Yaz-ı yaz-mak-ta ustalaşmıştı.”

“Artık elektriklerde kes-inti olmayacak.”

“Bu dağlar arsında geç-it var mı?”

 4)Fiilden Fiil Yapan Ekler

Fiil kök veya gövdelerine gelerek onlardan yeni fiiller türeten eklerdir.

Örnek:

“Masadan düşen vazo kır-ıl-dı.”

“Kurşun sesiyle ortalık kar-ış-tı.”

“İnşaatı iki yılda bit-ir-di.”

“Küçük köpek, konuklara sal-dır-dı.”

“Bakkaldan kendine gazete al-dır-t-tı.”

“Bahçedeki çiçekleri kop-ar-mışlar.”

“Savcı bütün dosyaları incele-t-ti.”

YAPI BAKIMINDAN SÖZCÜKLER

1)BASİT SÖZCÜK:

Herhangi bir yapım eki almamış, ya da başka bir sözcükle birleşerek yeni anlamda bileşik bir sözcük oluşturmamış adlardır.

 

Türemiş ve birleşik kelimeler yaparken basit isimlere yapım ekleri getirilir.

 

Uyarı: Basit isimlerimizin çoğu tek hecelidir, ama bütün basit isimler tek heceli zannedilmemeli.

 

Basit isimler, daha küçük ve anlamlı parçalara ayrılamazlar. Meselâ “kelebek kelimesini kel-ebek şeklinde ikiye ayırıp “kel” diye anlamlı bir kelime bulabiliriz gibi bir düşünce yanlıştır. Çünkü parça ile bütün arasında her zaman -az ya da çok-bir anlam ilgisi bulunmalıdır.

 

 

Uyarı: Çekim eki almış hâlde kullanılabilirler. [kağıt(ta), kuş(u), çiçek(ler) gibi]

 

 

Basit İsimlere Örnekler:

 

taş, balık, sopa vb.

 

İnsan, kelebek, gölge, yaprak(lar), kağıt(ta), kuş(u), çiçek(ler), dağ(dan), bir(de), …

 

Araba, insanlar, evimiz, yoldan, tahtayı, çanta, kuşlarım…

2)BİRLEŞİK SÖZCÜK:

a) Kuruluşlarına Göre Bileşik Kelimeler, Sözcükler

 

(İki ya da daha çok sözcüğün birleşip kaynaşmasından oluşan sözcükler yapıca bileşiktir.)

 

-Belirsiz ad tamlaması biçiminde yapılanlar :

 

Örnek : Buzdolabı, Çörekotu, Aslanağzı, Dilbilgisi

 

-Takısız ad tamlaması biçiminde yapılanlar :

 

Örnek : Atatürk, Konutkent, Kadıköy, Anıtkabir

 

-Sıfat tamlaması biçiminde yapılanlar :

 

Örnek : Sivrisinek, Akdeniz, Yalınayak, Kocatepe

 

-Cümle biçiminde kalıplaşanlar :

 

Örnek: Gecekondu, Külbastı, Mirasyedi, İmambayıldı

 

-Bir ad, bir eylem kökünün birleşip kaynaşmasından yapılanlar :

 

Örnek : Erol, Şenol, Seyret, Karnıyarık

 

-İki eylem kökünün birleşip kaynaşmasından oluşanlar :

 

Örnek : Çekyat, Uyurgezer, Gelgit, Biçerdöver

 

-İki yansıma sözcüğün birleşip kaynaşmasından oluşanlar:

 

Örnek : Çıtçıt, Gırgır, Cırcır, Pırpır

 

-Ses değişimiyle oluşan bileşik sözcükler :

 

Örnek:

Ne + için       Niçin

Pazar + ertesi              Pazartesi

Kahve + altı  Kahvaltı

Kayın + ana  Kaynana

 

 

  1. b) Anlamlarına Göre Bileşik Kelimeler, Sözcükler

 

(İki ya da daha çok sözcüğün birleşip kaynaşmasından (bilgi yelpazesi.net) oluşan sözcükler yapıca bileşiktir.)

 

-Bileşik sözcüklerin büyük çoğunluğunda, birleşen her iki sözcük de kendi anlamının dışına kaymıştır.

 

Örnek: Hanımeli, Aslanağzı, Kuşbaşı, Kadınbudu

 

-Bileşik sözcüğü meydan getiren sözcüklerden biri kendi anlamında, diğeri kendi anlamının dışında kullanılmış olabilir.

 

Örnek: Ateşböceği, Basımevi, Aşçıbaşı, Başçavuş

 

-Bileşik sözcüğü oluşturan her iki sözcük de kendi anlamında kullanılmış olabilir.

 

Örnek : Bilirkişi, Uyurgezer, Buzdolabı, Toplumbilim

 

Görüldüğü gibi birleşik kelimeler bitişik de ayrı da yazılabilmektedir.

 

 

  1. BİTİŞİK YAZILAN BİRLEŞİK KELİMELER (BİTİŞİK KELİMELER)

Birleşik kelimeler, yazılış bakımından bitişik yazılanlar ve ayrı yazılanlar olmak üzere ikiye ayrılır. Bitişik yazılan birleşik kelimelere bitişik kelime adı verilir.

Birleşik kelimeler aşağıdaki durumlarda bitişik kelime olurlar ve bitişik yazılırlar.

1)Ses düşmesine uğrayan birleşik kelimeler bitişik yazılır:

kaynana (< kayın ana), kaynata (< kayın ata), nasıl (< ne asıl), niçin (< ne için), pazartesi (< pazar ertesi), sütlaç (< sütlü aş), birbiri (< biri biri).

2)Dilimize Arapçadan girmiş azil (< azl), emir (< emr), hüküm (< hükm), kayıp (< gayb), keşif (< keşf), küfür (< küfr), nakil (< nakl) gibi birtakım kelimeler etmek, edilmek, olmak, olunmak, eylemek yardımcı fiilleriyle birleşirken asıllarına uyarak ikinci hecedeki ünlülerini düşürürler. Bu gibi kelimelerle yapılan birleşik fiiller bitişik yazılır:

azletmek, azledilmek, emretmek, hükmetmek, hükmolunmak, kaybolmak, kaydedilmek, keşfetmek, keşfedilmek, küfretmek, nakletmek, neşretmek, neşrolunmak, sabretmek, seyretmek, şükreylemek, zikretme.

UYARI: Bu kelimeler ünlüyle başlayan bir yardımcı fiil veya ek almadıkları zaman azil, defin, emir, hüküm, kayıp, keşif, meyil, nakil, sabır, vecit, zeyil, zikir şeklinde söylenir ve yazılır.

UYARI: Söyleyişte tonlulaşma şeklinde ses değişmesine uğrayanlar ayrı yazılır:

azat etmek, hamt etmek, derç etmek, iz’aç etmek, iktisap etmek, harp etmek. Bu örneklerde tonluluk söyleyişte belirtilir.

3)Dilimize Arapçadan girmiş af (< afv), his (< hiss), ret (< redd), zan (< zann), zem (< zemm) gibi birtakım kelimeler etmek, edilmek, olmak, olunmak, eylemek yardımcı fiilleriyle birleşirken sondaki sesler, asıllarına uyarak veya asıllarının etkisinde kalarak çift sese dönüşür. Bu tür birleşik fiiller bitişik yazılır:

affetmek, affolunmak, halletmek, hissetmek, hissedilmek, reddeylemek, reddolunmak, zannetmek, zemmetmek.

4)İsim kısımları tek başına kullanılmayıp sadece etmek, olunmak yardımcı fiilleriyle kalıplaşan birleşik kelimeler bitişik yazılır:

ahzetmek, bahşetmek, bahşolunmak, hamletmek, hazfetmek, nez’etmek, rekzetmek, serdetmek.

5)Sonunda Arapçaya özgü gırtlak ünsüzü (ayın ve hemze) olan kelimeler etmek, olunmak fiilleriyle birleşik fiil kurduklarında bitişik yazılır:

defetmek, hal’etmek (tahttan indirmek), katetmek, menetmek, menolunmak, tabetmek.

6)Vurgusu son heceye kaymış birleşik kelimeler bitişik yazılır:

açıkgöz, anaerkil, ataerkil, babayiğit, bastıbacak, boşboğaz, büyükbaş (hayvan), camgöz, cingöz, çınayaz, düztaban, elense, elverişli, günaydın, işveren, kafakol, Karagöz, karagöz (balığı), küçükbaş (hayvan), önayak (olmak), paragöz, pisboğaz, tepegöz, tıknefes.

Vurgusu son hecede bulunan ikilemeler de bitişik yazılır:

cırcır (böceği), cızbız, civciv, çıtçıt, dırdır, fırfır, fısfıs, hımhım, hoşbeş, şıpşıp (bir tür terlik), altüst (etmek), yüzgöz (olmak).

7)Eş anlamlı ikilemelerde vurgu normal olarak ikinci hecededir. Vurgusu ilk heceye kayan ikilemeler bitişik yazılır:

darmadağın, darmadağınık, darmaduman, karmakarışık.

8)Kelimelerden biri veya ikisi, birleşme sırasında benzetme yoluyla anlam değişmesine uğrarsa bu tür birleşik kelimeler bitişik yazılır.

1-Organ bildiren sözlerle kurulan bitki, hayvan, hastalık, alet, eşya, tarz ve yiyecek adları:

aslanağzı (bitki), aslankuyruğu (bitki), aslanpençesi (bitki), ayıkulağı (bitki), cinsaçı (bitki), civanperçemi (bitki), gelinparmağı (üzüm), geyikdili (bitki), horozgözü (bitki), horozibiği (bitki), itburnu (bitki), katırtırnağı (bitki), kazayağı (bitki), keçiboynuzu (bitki), keçimemesi (üzüm), keçisakalı (bitki), kızkalbi (bitki), koyungöbeği (mantar), köpekayası (bitki), kurtbağrı (bitki), kuşburnu (bitki), sığırödü (bitki), tavşanbıyığı (bitki), turnagagası (bitki); açıkağız (bitki), akkuyruk (çay), alabaş (bitki), altınbaş (kavun), altıparmak (palamut), beşbıyık (muşmula), karabaldır (bitki), topbaş (bitki).

 

danaburnu (böcek), öküzburnu (kuş); akbaş (kuş), alabacak (at), beşparmak (deniz hayvanı), beşpençe (deniz hayvanı), çakırkanat (ördek), elmabaş (tepeli dalgıç), iribaş (kurbağa kurtçuğu), kababurun (balık), kamçıkuyruk (koyun), kamışkulak (at), karabaş, karagöz (balık), karakulak (hayvan; haberci), kepçeburun (yaban ördeği), kızılkanat (balık), sarıağız (balık), sarıgöz (balık), sarıkulak (balık), sarıkuyruk (balık), tokmakbaş (balık), uzunkuyruk (kuş), yeşilbaş (ördek).

 

itdirseği (arpacık); delibaş (hastalık), karabacak (hastalık), karataban (hastalık).

 

balıkgözü (halka), deveboynu (boru), domuzayağı (çubuk), domuztırnağı (kanca), horozayağı (burgu), kargaburnu (alet), keçitırnağı (oyma kalemi), kedigözü (lâmba), leylekgagası (alet), sıçankuyruğu (törpü); baltabaş (gemi) gagaburun (gemi), kancabaş (kayık).

 

ayıbacağı (yelken tarzı), balıksırtı (desen), civankaşı (nakış), eşeksırtı (çatı tarzı), kazkanadı (oyun), kırlangıçkuyruğu (işaret), koçboynuzu (işaret), köpekkuyruğu (spor), sıçandişi (dikiş).

 

dilberdudağı (tatlı), hanımgöbeği (tatlı), hanımparmağı (tatlı), kadınbudu (köfte), kadıngöbeği (tatlı), kargabeyni (yemek), kedidili (bisküvi), tavukgöğsü (tatlı), vezirparmağı (tatlı).

 

İlk ögesi organ adı olan şu örnekler de bitişik yazılır: bağrıkara (kuş), baldırıkara (bitki), baştankara (kuş), karnıkara (börülce), sırtıkara (balık), yanıkara (hastalık).

2-Eşya veya nesne bildiren sözlerle kurulan bitki, hayvan, tarz, yiyecek ve oyun adları:

acemborusu (bitki), çayırsedefi (bitki), çobançantası (bitki), çobandüdüğü (bitki), çobaniğnesi (bitki), çobantarağı (bitki), çobantuzluğu (bitki), gelinfeneri (bitki), güveyfeneri (bitki), katranköpüğü (mantar), keçisedefi (bitki), kuşekmeği (bitki), kuşyemi (bitki), kuzgunkılıcı (bitki), suibriği (bitki), suoku (bitki), suşeridi (bitki), şeytanarabası (uçuşan tohum), şeytanfeneri (bitki), şeytantersi (bitki), venüsçarığı (bitki), yılanyastığı (bitki).

 

sazkayası (balık), şeytaniğnesi (hayvan), yılaniğnesi (balık).

 

balgümeci (dikiş), beşikörtüsü (çatı tarzı), turnageçidi (fırtına).

 

bülbülyuvası (tatlı), kuşlokumu (kurabiye).

 

beştaş (oyun), dokuztaş (oyun), üçtaş (oyun).

3-İnsana özgü isim ve sıfatlarla kurulan bitki, hayvan ve eşya adları:

adayavrusu (tekne), akşamsefası (bitki), camgüzeli (bitki), çadıruşağı (bitki), çayırgüzeli (bitki), çayırmelikesi (bitki), gecesefası (bitki), gündüzsefası (bitki), saksıgüzeli (çiçek), yalıçapkını (kuş); bozbakkal (kuş), bozyürük (yılan), karadul (örümcek), sarısabır (bitki).

 

4-Benzetme yoluyla kurulan gök cisimlerinin adları:

Altıkardeş (yıldız kümesi), Arıkovanı (yıldız kümesi), Büyükayı (yıldız kümesi), Demirkazık (yıldız), Güneybalığı (yıldız), Küçükaslan (yıldız), Küçükayı (yıldız kümesi), Kervankıran (yıldız), Samanuğrusu (yıldız kümesi), Samanyolu (yıldız kümesi), Üçkardeş (yıldız kümesi), Yedikardeş (yıldız kümesi).

5-İnsan isimleriyle kurulan bitki, hayvan ve yemek adları:

alinazik (kebap), ayşekadın (fasulye), hafızali (üzüm), havvaanaeli (bitki), karafatma (böcek), meryemanaeldiveni (bitki).

6–a, -e ve -ı, -i, -u, -ü ekleriyle yapılmış tasvir fiilleri, yardımcı fiil anlam değişmesine uğradığı için bitişik yazılır:

düşünebilmek, yapabilmek; uyuyakalmak; gidedurmak, yazadurmak; çıkagelmek, olagelmek, süregelmek; düşeyazmak, öleyazmak; açıvermek, alıvermek, gelivermek, gülüvermek, uçuvermek.

 

7-Görmek yardımcı fiiliyle yapılan ve emir biçiminde kullanılan birleşik fiiller de bitişik yazılır: düşmeyegör, ölmeyegör.

 

8-Bilmek yardımcı fiiliyle yapılan ve kalıplaşmış olan alabildiğine kelimesi de bitişik yazılır.

9-Bir veya iki ögesi emir kipiyle kurulan kalıplaşmış birleşik kelimeler bitişik yazılır:

alaşağı (etmek), albeni, ateşkes, çalçene, çalyaka, dönbaba, gelberi, incitmebeni, rastgele, sallabaş, sallasırt, sıkboğaz, unutmabeni; çekyat, geçgeç, kaçgöç, kapkaç(çı), örtbas, seçal (self-servis), veryansın (etmek), yapboz (puzzle), yazboz.

10–an/-en, -r/-ar/-er ve -maz/-mez ekleriyle kurulmuş sıfat-fiil gruplarından kalıplaşmış birleşik kelimeler gelenekleşmiş olarak bitişik yazılır:

ağaçkakan, ağrıkesen, ahmakıslatan, alaybozan, boğazkesen, böcekkapan, buzkıran, cankurtaran, çobanaldatan, çöpçatan, dalgakıran, dalkıran, dalkurutan, damardaraltan, damargenişleten, demirkapan, elöpen, etyaran, fındıkkıran, filizkıran, gelinboğan, gökdelen, günebakan, ordubozan, oyunbozan, saçkıran, yelkovan, yolgeçen, yolkesen;

 

akımtoplar, alkolölçer, altıpatlar, amperölçer, asitölçer, aynabakar, barışsever, basınçölçer, betonkarar, bilgisayar, bilgiyazar, çoksatar, dilsever, eğimölçer, füzeatar, gazölçer, özezer, özsever, pürüzalır, sanatsever, tekerçalar, uçaksavar, yurtsever;

 

baştanımaz, değerbilmez, etyemez, hacıyatmaz, kadirbilmez, kargasekmez, karıncaezmez, karıncaincitmez, kuşkonmaz, külyutmaz, sugeçirmez, tanrıtanımaz, töretanımaz, varyemez, vurdumduymaz.

11–dı (-di /-du / -dü, -tı/ -ti /-tu /-tü) ekiyle kurulan kalıplaşmış birleşik kelimeler bitişik yazılır:

albastı, ciğerdeldi, çıtkırıldım, dalbastı, fırdöndü, gecekondu, gündöndü, günindi, hünkârbeğendi, imambayıldı, karyağdı, kaşbastı, kedibastı, kolbastı, külbastı, mirasyedi, papazkaçtı, serdengeçti, şıpsevdi, toprakbastı, zıpçıktı; eltieltiyeküstü (desen).

12-Her iki ögesi de -dı (-di /-du /-dü, -tı /-ti /-tu /-tü) veya -r /-ar /-er eklerini almış ve kalıplaşmış bulunan birleşik kelimeler bitişik yazılır:

dedikodu, kaptıkaçtı, oldubitti, uçtuuçtu (oyun); biçerbağlar, biçerdöver, göçerkonar, kazaratar, konargöçer, okuryazar, uyurgezer, yanardöner, yüzergezer.

 

13-Aynı yapıda olan çakaralmaz kelimesi de bitişik yazılır.

14-Hayvan, bitki, organ ve çeşitli nesne adlarıyla kurulan ve içinde renklerden birinin adı veya renk sözü geçmeyen renk adları bitişik yazılır:

 

baklaçiçeği, balköpüğü, camgöbeği, devetüyü, fildişi, gülkurusu, güvercinboynu, güvercingöğsü, kazayağı, kavuniçi, kazboku, kızılşap, narçiçeği, ördekbaşı, ördekgagası, tavşanağzı, tavşankanı, turnagözü, vapurdumanı, vişneçürüğü, yavruağzı.

 

Örneklerden sonra renk sözü kullanılırsa bu söz ayrı yazılır: devetüyü rengi, fildişi rengi, gülkurusu rengi.

 

  1. Renk adlarıyla kurulan ve bitki, hayvan veya hastalık türlerinden birini gösteren birleşik kelimeler bitişik yazılır:

 

akağaç, akçaağaç, akdarı, akdiken, akkavak, akmantar, aksöğüt, alacamenekşe, alaçam, karaağaç, karacaot, karaçalı, karadut, kızılağaç, sarıağaç, sarıçiçek; akbalık, akkefal, alabalık, sarıbalık; akdoğan, akkuş, alacabalıkçıl, alacakarga, alakarga, beyazsinek, bozayı, karakuş, karasinek; aksu, akbasma, karahumma, kızılyara, mavihastalık, maviküf.

 

  1. Somut olarak yer bildirmeyen üst ve üzeri sözlerinin sona getirilmesiyle kurulan birleşik kelimeler bitişik yazılır:

 

akşamüstü, akşamüzeri, ayaküstü, ayaküzeri, bayramüstü, gerçeküstü, ikindiüstü, olağanüstü, öğleüstü, öğleüzeri, suçüstü, yüzüstü.

 

Somut olarak yer bildirmeyen alt sözüyle kurulan birleşik kelimeler de bitişik yazılır: ayakaltı, bilinçaltı, gözaltı, şuuraltı.

 

  1. İki veya daha çok kelimenin birleşmesinden oluşmuş kişi adları, soyadları ve lâkaplar bitişik yazılır:

Alper, Aydoğdu, Birol, Gülnihal, Gülseren, Gündoğdu, Şenol, Varol; Abasıyanık, Adıvar, Atatürk, Gökalp, Güntekin, (bilgi yelpazesi.net) İnönü, Karaosmanoğlu, Tanpınar, Yurdakul; Boynueğri Mehmet Paşa, Tepedelenli Ali Paşa, Yirmisekiz Çelebi Mehmet, Yedisekiz Hasan Paşa.

 

  1. İki veya daha çok kelimeden oluşmuş Türkçe yer adları bitişik yazılır:

Çanakkale, Gümüşhane; Acıpayam, Pınarbaşı, Şebinkarahisar; Beşiktaş, Kabataş.

 

Şehir, kent, köy, mahalle, dağ, tepe, deniz, göl, ırmak, su vb. kelimelerle kurulmuş sıfat tamlaması ve belirtisiz isim tamlaması kalıbındaki yer adlarında birinci kelime tek başına söz konusu yer adını ifade edemiyorsa bu tür yer adları bitişik yazılır:

 

Akşehir, Eskişehir, Suşehri, Yenişehir; Atakent, Batıkent, Konutkent, Korukent, Çengelköy, Sarıyer, Yenimahalle; Karabağ, Karadağ, Uludağ; Kocatepe, Tınaztepe; Akdeniz, Karadeniz, Kızıldeniz; Acıgöl; Kızılırmak, Yeşilırmak; İncesu, Karasu, Sarısu, Akçay.

 

  1. Şahıs adları ve unvanlarından oluşmuş mahalle, meydan, köy vb. yer ve kuruluş adlarındaki unvan grubu; unvan kelimesi sonda ise, gelenekleşmiş olarak bitişik yazılır:

Abidinpaşa, Bayrampaşa, Davutpaşa, Ertuğrulgazi, Kemalpaşa (ilçesi); Necatibey (Caddesi), Mustafabey (Caddesi), Gazi Osmanpaşa (Üniversitesi).

 

  1. Ait olduğu dilde bitişik yazılan yabancı yer adları Türkçede de bitişik yazılır:

Düsseldorf, Fontainebleau, Nürnberg, Neustadt, Schwarzwald.

 

Ait olduğu dilde, içinde çizgi bulunan yabancı yer adları Türkçede de çizgili olarak yazılır:

 

Ile-de-France, Saint-Bernard, Saint-Gothard.

 

  1. Ara yönleri belirten kelimeler bitişik yazılır: güneybatı, güneydoğu, kuzeybatı, kuzeydoğu.

 

  1. Senet, çek vb. ticarî belgelerde geçen sayılar bitişik yazılır:

 

ikiyüzellialtımilyarbeşyüzyirmibeşmilyonyediyüzellibin lira.

 

  1. Bunlardan başka dilimizde her iki ögesi de aslî anlamını koruduğu hâlde yaygın bir şekilde gelenekleşmiş olarak bitişik yazılan kelimeler de vardır.

 

  1. Baş sözüyle oluşturulan sıfat tamlamaları:

 

başağırlık, başbakan, başçavuş, başeser, başfiyat, başhekim, başhemşire, başkahraman, başkarakter, başkent, başkomutan, başköşe, başmüfettiş, başöğretmen, başparmak, başpehlivan, başrol, başsavcı, başşehir, başyazar.

 

  1. Bir topluluğun yöneticisi anlamındaki başı sözüyle oluşturulan belirtisiz isim tamlamaları:

 

ahçıbaşı, binbaşı, çarkçıbaşı, çeribaşı, elebaşı, mehterbaşı, onbaşı, ustabaşı, yüzbaşı.

 

  1. Oğlu, oğulları, kızı sözleriyle oluşturulan belirtisiz isim tamlamaları:

 

Caferoğlu, Karaosmanoğlu, Topaloğlu, Orazbeykızı; Aydınoğulları, Candaroğulları, Osmanoğulları; çapanoğlu, dayıoğlu, eloğlu, halaoğlu, hinoğluhin, amcakızı, elkızı.

 

ç. Ağa, bey, efendi, hanım, nine vb. sözlerle kurulan birleşik kelimeler:

 

ağababa, ağabey, beyefendi, efendibaba, hanımanne, hanımefendi, hacıağa, hanımnine, hıyarağalık, kadınnine, paşababa.

 

  1. Dal sözüyle oluşturulan sıfat tamlamaları:

 

dalkavuk, dalkılıç, daltaban, daluyku.

 

  1. Açıortay, adamkökü, adamotu, âdemotu, ağırbaşlı, ağırcanlı, ağırkanlı, ahududu, akarsu, akaryakıt, akciğer, akkor, aksakal, aktöre, akyuvar, alyuvar, anamal, anaokulu, anapara, anayasa, anneanne, atardamar, atarkanal, atasözü, aybaşı, ayçiçeği, ayçöreği, babaanne, basmakalıp, başıboş, başıbozuk, başıkabak, başörtü, başvurmak, beşibiryerde, bilirkişi, bindallı, birdenbire, birdirbir, birtakım, bozkır, bugün, buzdolabı, çeşitkenar, çiftetelli, delikanlı, demirbaş, denizaltı, denizaşırı, derebeyi, derebeylik, dereotu, dışbükey, dikdörtgen, dipnot, doludizgin, dolunay, dörtkenar, dörtnal, dörtnala, düzayak, ebekuşağı, ebemkuşağı, enikonu, erbaş, eşkenar, etobur, gelişigüzel, giderayak, gökyüzü, gözyaşı, günaşırı, güvenoyu, halkoyu, hayhay, içbükey, içgüdü, içtepi, içyağı, ikizkenar, ilkbahar, ilkokul, ilköğrenim, ilköğretim, ilkyaz, ipucu, kabataslak, kahverengi, kamuoyu, karaciğer, karekök, kartopu, kasımpatı, kenarortay, kelaynak, kongövde, külhanbeyi, külhanbeylik, külkedisi, milletvekili, murdarilik, omurilik, ortaokul, otobur, öngörmek, öngörü, önsezi, öteberi, özdeyiş, paralelkenar, pekâlâ, pekiyi, sacayağı, sacayak, sadeyağ, sağduyu, sağyağ, semizotu, serinkanlı, sıcakkanlı, sıkıyönetim, sıradağ, sıradağlar, sivrisinek, soğukkanlı, sonbahar, soyadı, sütana, sütanne, sütbaba, sütkardeş, sütnine, sütoğul, takımada, takımyıldız, tekdüze, tepetakla, tepetaklak, tereyağı, tıpkıbasım, tıpkıçekim, toplardamar, topyekûn, tozpembe, varoluş, varsayım, vazgeçmek, yanardağ, yarıçap, yarımada, yarıyıl, yavrukurt, yerküre, yeryüzü, yılbaşı, yöneylem, yüznumara, yüzyıl, zeytinyağı kelime ve deyimleri de gelenekleşmiş ve yaygınlaşmış olarak bitişik yazılır.

 

UYARI: Vazgeçmek birleşik fiili, mi soru ekiyle birlikte kullanıldığı zaman ayrı yazılır:

 

Vaz mı geçtin?

 

  1. Biraz, birazı, birkaç, birkaçı, birtakım, birçok, birçoğu, hiçbir, hiçbiri, herhangi belirsizlik sıfat ve zamirleri de gelenekleşmiş olarak bitişik yazılır.

 

  1. Hane kelimesiyle Farsça kurala göre oluşturulan birleşik kelimeler bitişik yazılır:

 

çayhane, dershane, eczahane, hastahane, kahvehane, pastahane, postahane, süthane, yatakhane, yazıhane, yemekhane.

 

UYARI: Dershane, eczahane, hastahane, pastahane, postahane gibi sözlerde hane kelimesindeki h’nin yazılmaması doğru değildir.

 

  1. Perver ve perest kelimeleriyle Farsça kurala göre oluşturulan birleşik kelimeler bitişik yazılır:

 

hamiyetperver, hürriyetperver, misafirperver, vatanperver; ateşperest, hayalperest, menfaatperest.

 

  1. Zade kelimesiyle Farsça kurala göre oluşturulan birleşik kelimeler bitişik yazılır:

 

Recaîzade, Resülzade, Sami Paşazade, Sümbülzade, Vahapzade; amcazade, dayızade, teyzezade.

 

  1. Name kelimesiyle Farsça kurala göre oluşturulan birleşik kelimeler bitişik yazılır:

 

beyanname, davetname, kanunname, pendname, seyahatname, siyasetname; Battalname, Oğuzname.

 

  1. Farsça kurala göre oluşturulan isim ve sıfat tamlamaları ile kalıplaşmış diğer ibareler bitişik yazılır:

 

cürmümeşhut, dârıdünya, ehlibeyt, ehlisalip, ehlivukuf, ehvenişer, erkânıharp, fecrisadık, gayriahlâkî, gayriciddî, gayriinsanî, gayrikabil, gayrimenkul, gayrimeşru, gayrimuntazam, gayrimüslim, gayrisafi, gayrisıhhî; asgarımüşterek, hüsnühat, hüsnükabul, hüsnükuruntu, hüsnüniyet, suiistimal, suikast, suiniyet; hamdüsena, hercümerç, meddücezir, methüsena, tarumar; âlemşümul, âlicenap, gülfidan, mevlithan, sahipkıran; anbean, keşmekeş, özbeöz, yüzbeyüz; pürhiddet, pürmelâl.

 

  1. Arapça kurala göre oluşturulan tamlamalar ve kalıplaşmış diğer ibareler bitişik yazılır:

 

aliyyülâlâ, ceffelkalem, dârülâceze, dârülfünun, daüssıla, fevkalâde, fevkalbeşer, hayrülhalef, hıfzıssıhha, hüvelbaki, şeyhülislâm, tahtelbahir, tahteşşuur; aleykümselâm, Allahüâlem, bismillâh, fenafillâh, fisebilillâh, hafazanallah, inşallah, maşallah, mintarafillâh, velhâsıl, velhâsılıkelâm.

 

  1. Müzikte kullanılan makam adları bitişik yazılır:

 

acembuselik, hisarbuselik, muhayyerkürdî.

 

Ancak bir sıfatla oluşturulan usul adlarında sıfat ayrı yazılır:

 

ağır aksak, yürük aksak, yürük semaî.

 

  1. Kanunda bitişik geçen veya bitişik olarak tescil ettirilmiş olan kuruluş adları bitişik yazılır:

 

İçişleri, Dışişleri, Genelkurmay, Yükseköğretim.

 

***

 

Bugüne kadarki imlâ kılavuzlarında yer alan; ancak, birleşik kelimeler konusuna girmeyen pekiştirmeli sıfatların da bitişik yazılması gerektiği unutulmamalıdır:

 

apaçık, apak, büsbütün, çepçevre, çepeçevre, çırçıplak, çırılçıplak, dümdüz, düpedüz, gömgök, güpegündüz, kapkara, kupkuru, paramparça, sapsağlam, sapasağlam, sapsarı, sırsıklam, sırılsıklam, sipsivri, yemyeşil.

 

***

 

Yabancı dillerden geçen ön ek veya edatlar bitişik yazılır:

 

alelhusus, alelâcele, bîçare, bilâistisna, bililtizam, bilvesile, bîvefa, ilelebet, lâdinî, lâkayt, naçar, namağlûp, namevcut, namüsait, namütenahi; devalüasyon, konfederasyon, koordinasyon, Panislâmizm, Panturanizm, Pantürkizm, reorganizasyon, reprodüksiyon, sürrealizm.

 

Oto, tele, matik ögeleriyle kurulan alıntılar da bitişik yazılır:

 

otobiyografi, otokritik, telekart, telekız, telekonferans, bankamatik.

 

***

 

Arapça ve Farsça kelimelerle veya bu dillerin kurallarıyla oluşturulmuş tamlamalar ve kalıplaşmış ibareler;

 

eski metinlerin yayımında, alıntılarda ve bilimsel yayınlarda, bilimsel yöntemlere uyularak yazılabilir:

 

Devlet-i Osmaniye, Kur’ân-ı Kerim, Recaî-zade, sarf-ı Türkî, tahte’ş-şu’ur, Ahd-i atik, ehl-i vukuf, ehven-i şer; dârü’l-aceze, tahte’ş-şu’ur, hamiyyet-perver, hayal-perest, sahip-kıran, Hurşid-name, bî-vefa, lâ-dinî, na-mütenahî, bilâ-vasıta.

 

 

  1. AYRI YAZILAN BİRLEŞİK KELİMELER

 

  1. Etmek, edilmek, olmak, olunmak, eylemek, kılmak, kılınmak yardımcı fiilleriyle kurulan birleşik fiillerde, isim herhangi bir ses düşmesine veya türemesine uğramazsa bu tür birleşik fiiller ayrı yazılır:

 

alay etmek, alt etmek, arz etmek, arz olunmak, boş olmak, dans etmek, deli olmak, el etmek, gelin olmak, gider olmak, göç etmek, hayret etmek, ilân edilmek, ilân etmek, işaret etmek, kabul etmek, kabul eylemek, kul etmek, kul olmak, namaz kılmak, namaz kılınmak, not etmek, okumuş olmak, oyun etmek, sağır olmak, sağ olmak, soracak olmak, söz etmek, var olmak, yardım etmek, yarış etmek, yok etmek, yok olmak; azat etmek, terk etmek; angaje olmak.

 

  1. Birleşme sırasında kelimelerden hiçbiri anlam değişikliğine uğramamışsa bu tür birleşik kelimeler ayrı yazılır. Bunları şu alt gruplarda toplayabiliriz:

 

  1. Hayvan türlerinden birinin adıyla kurulan birleşik kelimeler:

 

ada balığı, ateş balığı, çaça balığı, çupra balığı, dil balığı, dülger balığı, fulya balığı, kedi balığı, kılıç balığı, kırlangıç balığı, köpek balığı, mercan balığı, mersin balığı, mürekkep balığı, ördek balığı, ton balığı, turna balığı, yılan balığı, yunus balığı; acı balık, bıyıklı balık, dikenli balık.

 

ardıç kuşu, arı kuşu, bayır kuşu, çalı kuşu, dalgıç kuşu, deve kuşu, fırtına kuşu, ishak kuşu, iskele kuşu, kaşıkçı kuşu, muhabbet kuşu, örümcek kuşu, saka kuşu, tarla kuşu, yağmur kuşu; alıcı kuş, boğmaklı kuş, makaralı kuş.

 

ağustos böceği, ateş böceği, cırcır böceği, gelin böceği, hamam böceği, hanım böceği, ipek böceği, kız böceği, uçuç böceği, uğur böceği; ağılı böcek, çalgıcı böcek, makaslı böcek, sümüklü böcek.

 

at sineği, cız sineği, et sineği, ev sineği, meyve sineği, sığır sineği, sirke sineği, su sineği, uyuz sineği.

 

deniz yılanı, katır yılanı, mercan yılanı, ok yılanı, su yılanı; Ankara keçisi, dağ keçisi, Maltız keçisi, yaban keçisi; fındık faresi, firavun faresi, tarla faresi; dağ sıçanı, tarla sıçanı, yer sıçanı; Beç tavuğu, dağ tavuğu, orman tavuğu; ada tavşanı, Amerika tavşanı, Arap tavşanı, yaban tavşanı; kaya örümceği, şeytan örümceği, yer örümceği; bal arısı, eşek arısı, yaban arısı; deniz ördeği, Pekin ördeği, yaban ördeği; Ankara kedisi, Van kedisi; Afrika domuzu, Hint domuzu, yaban domuzu; su aygırı, su sığırı, su samuru, yaban koyunu.

 

  1. Bitki türlerinden birinin adıyla kurulan birleşik kelimeler:

 

ardıç otu, ayrık otu, beşparmak otu, boğan otu, canavar otu, çörek otu, dalak otu, eğrelti otu, engerek otu, geyik otu, güzelavrat otu, idris otu, kanarya otu, kelebek otu, kene otu, küstüm otu, melek otu, mercan otu, nevruz otu, ökse otu, pisipisi otu, taşkıran otu, yüksük otu; acı ot, sütlü ot.

 

ateş çiçeği, atlas çiçeği, çadır çiçeği, çuha çiçeği, güzelhatun çiçeği, ıtır çiçeği, ipek çiçeği, kahkaha çiçeği, küpe çiçeği, lâvanta çiçeği, mahmur çiçeği, mum çiçeği, peygamber çiçeği, salon çiçeği, saray çiçeği, telgraf çiçeği, yayla çiçeği, yılan çiçeği, yıldız çiçeği; ölmez çiçek.

 

ağı ağacı, avize ağacı, ban ağacı, çubuk ağacı, dantel ağacı, iğ ağacı, kâğıt ağacı, lâle ağacı, lâstik ağacı, mantar ağacı, mercan ağacı, öd ağacı, pelesenk ağacı, porsuk ağacı, sakız ağacı, süt ağacı, tespih ağacı; kör ağaç.

 

altın kökü, boya kökü, eğir kökü, helvacı kökü, meyan kökü; ek kök, saçak kök, yumru kök.

 

Amerika elması, dağ elması, deve elması, fil elması, kiraz elması, pamuk elması, yer elması; çalı dikeni, demir dikeni, deve dikeni, eşek dikeni, geyik dikeni; Amerika üzümü, ayı üzümü, Bektaşî üzümü, çavuş üzümü, deniz üzümü, köpek üzümü, kuş üzümü, tilki üzümü; Amerika armudu, çakal armudu, dağ armudu, Hint armudu; at kestanesi, Hint kestanesi, kuzu kestanesi; bardak eriği, can eriği, çakal eriği, dağ eriği, gövem eriği, Malta eriği, türbe eriği; çayır mantarı, horoz mantarı, kav mantarı, keçi mantarı, kuzu mantarı, yer mantarı; Hint kamışı, su kamışı, şeker kamışı; dağ nanesi, taş nanesi; ayı gülü, Çin gülü, Japon gülü, yaban gülü; Antep fıstığı, çam fıstığı; çalı fasulyesi, sırık fasulyesi, soya fasulyesi; Amerika bademi, Hint bademi, taş bademi; Afrika menekşesi, Cezayir menekşesi, deniz menekşesi, Frenk menekşesi; Japon sarmaşığı, kuzu sarmaşığı; Hint inciri, kavak inciri; armut kurusu, kayısı kurusu; su sarımsağı, şeker pancarı.

 

kuru fasulye, kuru incir, kuru soğan, kuru üzüm, salkım söğüt.

 

UYARI: Çiçek dışında anlamlar taşıyan baklaçiçeği (renk), narçiçeği (renk), suçiçeği (hastalık); ot dışında anlamlar taşıyan ağızotu (barut), sıçanotu (arsenik); ses düşmesine uğramış olan çöreotu ve yaygın bir şekilde gelenekleşmiş olan semizotu, dereotu bitişik yazılır.

 

  1. Nesne, eşya ve alet adlarından biriyle kurulan birleşik kelimeler:

 

alçı taşı, bakır taşı, bileği taşı, cehennem taşı, çakmak taşı, damla taşı, değirmen taşı, Eskişehir taşı, göz taşı, Hacıbektaş taşı, inci taşı, kireç taşı, lüle taşı, musalla taşı, Necef taşı, Oltu taşı, ponza taşı, raspa taşı, satranç taşı, sünger taşı, yılan taşı, yıldız taşı; buzul taş, damla taş, dikili taş, kayağan taş, pamuk taş, sesli taş, yaprak taş.

 

Arap sabunu, banyo sabunu, el sabunu, tıraş sabunu, yüz sabunu; el değirmeni, kahve değirmeni, su değirmeni, yel değirmeni; kahve dolabı, su dolabı; çalışma odası, oturma odası, yatak odası, yemek odası; cep saati, duvar saati, kol saati, masa saati; duvar takvimi, masa takvimi; çalışma masası, yemek masası; itfaiye aracı, kurtarma aracı; masa örtüsü, yatak örtüsü; el kitabı, Frenk gömleği, İngiliz anahtarı, İngiliz sicimi; alt geçit, tüp geçit, üst geçit, çekme demir, çekme kat, dolma kalem, dönme dolap, kesme kaya, toplu iğne, vurma çalgılar, vurma sazlar, yapma çiçek, yarma kereste.

 

afyon ruhu, katran ruhu, lokman ruhu, nane ruhu, nışadır ruhu, tuz ruhu.

 

ç. Yol ve ulaşımla ilgili birleşik kelimeler:

 

Arnavut kaldırımı; çevre yolu, deniz yolu, hava yolu, kara yolu, keçi yolu, seğirdim yolu, sıçan yolu; köprü yol.

 

  1. Durum, olgu ve olay bildiren sözlerden biriyle kurulan birleşik kelimeler:

 

açık oturum, açık öğretim, ana dili, ay tutulması, baş ağrısı, baş belâsı, baş dönmesi, çıkış yolu, çözüm yolu, dil birliği, din birliği, güç birliği, güneş tutulması, ırk birliği, iş birliği, iş bölümü, madde başı, masa başı, sofra başı, ses uyumu, yer çekimi.

 

  1. Bilim ve bilgi sözleriyle kurulan birleşik kelimeler:

 

anlam bilimi, dil bilimi, edebiyat bilimi, gök bilimi, halk bilimi, iş bilimi, ruh bilimi, toplum bilimi, toprak bilimi, yer bilimi; dil bilgisi, halk bilgisi, ses bilgisi, şekil bilgisi.

 

  1. Yuvar ve küre sözleriyle kurulan birleşik kelimeler:

 

alt hava yuvarı, göz yuvarı, hava yuvarı, ısı yuvarı, ışık yuvarı, iyon yuvarı, renk yuvarı, su yuvarı, taş yuvarı, yer yuvarı; ağır küre, düzlem küre, hava küre, ışık küre, renk küre, su küre, taş küre, yarı küre, yarım küre.

 

  1. Yiyecek, içecek adlarından biriyle kurulan birleşik kelimeler:

 

bohça böreği, fincan böreği, kol böreği, muska böreği, puf böreği, sac böreği, sigara böreği, su böreği, talaş böreği, Tatar böreği, yufka böreği; badem yağı, balık yağı, çiçek yağı, kuyruk yağı, kekik yağı, susam yağı; arpa suyu, maden suyu, meyve suyu, portakal suyu, vişne suyu; çayır peyniri, Çerkez peyniri, dil peyniri, kaşar peyniri, tulum peyniri, beyaz peynir; Adana kebabı, çömlek kebabı, fırın kebabı, Manisa kebabı, Oltu kebabı, tas kebabı, Urfa kebabı; İnegöl köftesi, İzmir köftesi; düğün çorbası, ezogelin çorbası, işkembe çorbası, mantar çorbası, mercimek çorbası, pirinç çorbası, sebze çorbası, yayla çorbası, yoğurt çorbası; irmik helvası, kâğıt helvası, keten helvası, koz helvası, susam helvası, tahin helvası, un helvası; acı badem kurabiyesi, Cenevre kurabiyesi, un kurabiyesi; Kemalpaşa tatlısı, peynir tatlısı, yoğurt tatlısı; Çerkez tavuğu, badem şekeri, balık yumurtası, koç yumurtası.

 

burgu makarna, çubuk makarna, fiyonk makarna, şerit makarna, yüksük makarna; çaylı kek, havuçlu kek, kakaolu kek, sade kek, tuzlu kek, üzümlü kek; bulgurlu köfte, çiğ köfte, içli köfte, mercimekli köfte; dolma biber, kesme şeker, süzme yoğurt, yarma şeftali, kuru yemiş.

 

ğ. Gök cisimleri:

 

Çoban Yıldızı, Kervan Yıldızı, Kutup Yıldızı, kuyruklu yıldız; gök kuşağı, yağmur kuşağı; gök taşı, hava taşı, meteor taşı.

 

  1. Organ veya organ yerine geçen sözlerden biriyle kurulan birleşik kelimeler:

 

aç göz, kene göz, patlak göz, petek göz, sulu göz, süzgün göz; atlas kemiği, aşık kemiği, bel kemiği, çekiç kemiği, dirsek kemiği, elmacık kemiği, kol kemiği, örs kemiği; orta parmak, serçe parmak, şahadet parmağı, yüzük parmağı; azı dişi, köpek dişi, süt dişi; kuyruk sokumu, safra kesesi; çatma kaş, takma bacak, takma diş, takma kirpik, takma kol; ekşi surat, kepçe surat; gaga burun, karga burun, kepçe kulak, ağır ayak, çakır pençe, demir yumruk, kuru kafa, kuru kemik.

 

ı. Benzetme yoluyla insanın bir niteliğini anlatmak üzere bitki, hayvan ve nesne adlarıyla kurulan birleşik kelimeler:

 

çetin ceviz, çöpsüz üzüm; eski kurt, sarı çıyan, sağmal inek; ağır top, deli balta, eksik etek, eski toprak, eski tüfek, kara maşa, dipsiz testi, sapsız balta, kapı mandalı, sabır taşı.

 

  1. Zamanla ilgili birleşik kelimeler:

 

bağ bozumu, gece yarısı, gün ortası, hafta başı, hafta sonu, ay sonu, yıl sonu.

 

  1. -r /-ar / -er, -maz /-mez ve -an /-en ekleriyle kurulan sıfat tamlaması yapısındaki birleşik kelimeler ayrı yazılır:

 

akar amber, bakar kör, boyar madde, çalar saat, çıkar yol, döner ayna, döner kapı, döner kebap, döner kule, döner sahne, döner sermaye, duyar kat, geçer akçe, güler yüz, koşar adım, uçar kefal, yatar koltuk, yazar kasa, yeter sayı, yutar hücre, yüzer havuz, yüzer top; çıkmaz sokak, geçmez akçe, görünmez kaza, ölmez çiçek, tükenmez kalem; akan yıldız, değişen yıldız, doyuran buhar, uçan daire, uçan kale, uçan top.

 

  1. Renk sözü veya renklerden birinin adıyla kurulmuş isim tamlaması yapısındaki renk adları ayrı yazılır:

 

bakır rengi, bal rengi, çivit rengi, duman rengi, fes rengi, gurup rengi, gül rengi, gümüş rengi, kiremit rengi, kurşun rengi, kül rengi, menekşe rengi, portakal rengi, saman rengi, şarap rengi, şarap tortusu rengi, ten rengi; ateş kırmızısı, bakla kırı, boncuk mavisi, Çingene pembesi, çivit mavisi, demir kırı, granit grisi, gece mavisi, kestane dorusu, küf yeşili, lâvanta mavisi, limon sarısı, maden mavisi, okyanus mavisi, safra yeşili, sıçan kırı, süt kırı, turna kırı.

 

  1. Rengin tonunu belirtmek üzere renkten önce kullanılan sıfatlar ayrı yazılır:

 

açık mavi, açık yeşil, kara sarı, kirli sarı, konur al, koyu mavi, koyu yeşil.

 

  1. Sıfatı sonda olan birleşik kelimeler (isnat grupları) ayrı yazılır: ayak yalın, baş açık; başı açık, cebi delik, eli sıkı, gözü açık, kulağı delik.

 

  1. Grup vurgusu ilk kelimede olan ikilemeler ayrı yazılır:

 

adım adım, ağır ağır, akın akın, allak bullak, aval aval (bakmak), baka baka, cır cır (ötmek), cik cik (ötmek), çeşit çeşit, derin derin, gide gide, güzel güzel, kara kara, karış karış, konuşa konuşa, kös kös (dinlemek), kucak kucak, şıp şıp (damlamak), şıpır şıpır, tak tak (vurmak), takım takım, tıkır tıkır, uslu uslu, yavaş yavaş.

 

bata çıka, çoluk çocuk, düşe kalka, eciş bücüş, eğri büğrü, enine boyuna, eski püskü, ev bark, konu komşu, pılı pırtı, salkım saçak, sere serpe, soy sop, süklüm püklüm, yana yakıla, yarım yamalak.

 

m- ile yapılmış ikilemeler de ayrı yazılır:

 

at mat, çocuk mocuk, dolap molap, kapı mapı, kitap mitap.

 

İsim hâl ekleri ve iyelik ekiyle yapılan ikilemeler de ayrı yazılır:

 

baş başa, diz dize, el ele, göz göze, iç içe, omuz omuza, yan yana; baştan başa, daldan dala, elden ele, günden güne, içten içe, yıldan yıla; başa baş, bire bir, dişe diş, göze göz, teke tek; ardı ardına, boşu boşuna, darı darına, günü gününe, peşi peşine, ucu ucuna.

 

  1. Yer adlarında kullanılan Batı, Doğu, Güney, Kuzey, Güneybatı, Güneydoğu, Kuzeybatı, Kuzeydoğu, Aşağı, Orta, Yukarı, Küçük, Büyük, Eski, Yeni, İç, Yakın, Uzak kelimeleri ayrı yazılır:

 

Batı Anadolu, Doğu Anadolu, Batı Trakya, Orta Anadolu, Kuzey Amerika, Orta Amerika, Güney Amerika, Orta Asya, Orta Avrupa, Orta Doğu, Yakın Doğu, Uzak Doğu, Güneybatı Anadolu, İç Anadolu, İç Asya, İç Erenköy, İç Aydınlıkevler, Küçük Çekmece, Büyük Çekmece, Aşağı Ayrancı, Yukarı Ayrancı, Küçük Çamlıca, Büyük Çamlıca, Küçük Menderes, Büyük Menderes, Küçük Melen, Büyük Melen, Eski Kızılelma, Yeni Kızılelma.

 

  1. Köy, mahalle, dağ, tepe, göl, deniz, ırmak, su vb. kelimelerle kurulmuş sıfat tamlaması ve belirtisiz isim tamlaması kalıbındaki yer adlarında birinci kelime tek başına söz konusu yer adını anlatabiliyorsa bu tür yer adlarında köy, mahalle vb. kelimeler ayrı yazılır:

 

Bahçelievler Mahallesi, Yunus Emre Mahallesi; Alp dağları, Altay dağları, Nemrut dağı; Aral gölü, Balkaş gölü, Léman gölü; Marmara denizi; Sakarya ırmağı, Meriç nehri, Tuna nehri.

 

Bazı örneklerde birleşiğin ilk sözü bir özel isim, çoğu defa bir şehir adıdır. Bu tür örneklerde ikinci kelime kullanılmadığı takdirde göl, körfez, dağ, boğaz değil, şehir anlaşılır. Bundan dolayı (bilgi yelpazesi.net) ikinci kelimenin büyük harfle başladığını ilgili bölümde görmüştük. Bu tür birleşik kelimeler de ayrı yazılır:

 

Burdur Gölü, Van Gölü; Çanakkale Boğazı, Gülek Boğazı, İstanbul Boğazı; İskenderun Körfezi, İzmir Körfezi; Ağrı Dağı.

 

  1. Şahıs adlarından oluşmuş mahalle, bulvar, cadde, sokak, ilçe, köy vb. yer ve kuruluş adlarında sondaki unvanlar hariç, şahıs adları ayrı yazılır:

 

Gazi Osmanpaşa Mahallesi, Yunus Emre Mahallesi; Gazi Mustafa Kemal Bulvarı; Ziya Gökalp Bulvarı; Nene Hatun Caddesi; Fevzi Çakmak Sokağı, Cemal Nadir Sokağı; Mustafa Kemalpaşa (ilçesi), Koca Mustafapaşa; Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi, Sultan Ahmet Camii, Sütçü İmam Üniversitesi.

 

  1. Şehirlere sonradan verilmiş olan unvanlar ayrı yazılır:

 

Gazi Antep, Gazi Magosa, Kahraman Maraş, Şanlı Urfa.

 

  1. Bir kelime birden fazla yerin adı olarak kullanılıyorsa bu yerleri birbirinden ayırmak için başa getirilen kelimeler ayrı yazılır:

 

Anadolu Kavağı, Rumeli Kavağı, Karadeniz (veya Zonguldak) Ereğlisi, Konya Ereğlisi, Marmara Ereğlisi.

 

  1. Ait olduğu dilde ayrı yazılan yabancı yer adları Türkçede de ayrı yazılır:

 

Buenos Aires, Frankfurt am Main, Freiburg im Breisgau, Hyde Park, Korlovy Vary, Mont Blanc, New Orleans, New York, Rio de Janeiro, San Marino, Wiener Neustadt, Titov Veles.

 

  1. Ev, ocak ve yurt kelimeleriyle kurulan birleşik kelimeler ayrı yazılır:

 

aş evi, bakım evi, doğum evi, düğün evi, gözlem evi, huzur evi, konuk evi, ordu evi, radyo evi, yayın evi; aile ocağı, aş ocağı, sağlık ocağı; öğrenci yurdu, sağlık yurdu, yetiştirme yurdu.

 

  1. Ara, dış, öte, sıra sözlerinin sona getirilmesiyle oluşturulan birleşik kelime ve terimler ayrı yazılır:

 

devletler arası, kıt’alar arası, milletler arası, uluslar arası; ahlâk dışı, çağ dışı, din dışı, kanun dışı, olağan dışı, yasa dışı; fizik ötesi, kızıl ötesi, mor ötesi; aklı sıra, ardı sıra, peşi sıra, yanı sıra.

 

  1. Somut olarak yer belirten üst sözüyle oluşturulan birleşik kelime ve terimler ayrı yazılır:

 

arka üstü, baş üstü, böbrek üstü (bezleri), kıç üstü, sırt üstü, tepe üstü.

 

Somut olarak yer belirten alt sözüyle oluşturulan birleşik kelime ve terimler de ayrı yazılır:

 

deri altı, su altı, toprak altı, yer altı.

 

  1. Alt, üst, ana, ön, art, arka, yan, karşı, iç, dış, orta, büyük, küçük, sağ, sol, peşin, bir, iki, tek, çok, çift sözlerinin başa getirilmesiyle oluşturulan birleşik kelime ve terimler ayrı yazılır:

 

alt tabaka, alt yapı, alt yazı; üst kat, üst küme, üst yapı; ana arı, ana bilim dalı, ana cadde, ana dil, ana dili, ana düşünce, ana fikir, ana kent, ana şehir, ana vatan, ana yön, ana yurt; ön çalışma, ön denetim, ön lisans, ön seçim, ön söz, ön şart, ön yargı; art damak, art düşünce, art niyet; arka teker; yan cümle, yan etki; karşı devrim, karşı görüş, karşı oy; iç barış, iç deniz, iç kulak, iç savaş, iç tüzük; dış borç, dış gezi, dış hat, dış piyasa; orta dalga, orta elçi, orta kulak, orta oyunu, orta öğrenim; büyük anne, büyük baba, büyük elçi, büyük şehir; küçük dil, küçük hanım, küçük harf, küçük parmak; sağ açık, sağ bek; sol açık, sol bek; peşin fikir, peşin hüküm; bir çenekliler, bir çenetli, bir gözeli, bir hücreli, bir terimli; iki anlamlı, iki canlı, iki cinslikli, iki çenekliler, iki düzlemli, iki eşeyli; tek anlamlı, tek erkçi, tek eşli, tek hücreli, tek renkli, tek sesli; çok anlamlı, çok düzlemli, çok eşli, çok fazlı, çok gözeli, çok hücreli; çift ayaklılar, çift dişliler, çift kanatlılar, çift parmaklılar.

 

  1. Birden fazla kelimeden oluşan sayılar ayrı yazılır:

 

on dört, elli iki, yüz altmış dört, kırk bir, üç yüz kırk yedi, bin dokuz yüz doksan altı.

 

  1. Nota, oyun, tabanca vb. kavramları niteleyen sayılar da ayrı yazılır:

 

on altılık, otuz ikilik; altmış altı, elli bir; yedi altmış beşlik, otuz sekizlik, kırk beşlik.

 

  1. İçinde bulunduğumuz gün ve dönemin dışında belli bir tarihi gösteren bu gün kelimesiyle şu gün, o gün, ertesi gün, geçen gün, her gün, öbür gün kelimeleri ayrı yazılır.

 

  1. Kanunda bitişik yazılanlar dışında kuruluş adları ayrı yazılır:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk Dil Kurumu, Yüksek Seçim Kurulu, Devlet Malzeme Ofisi, Emekli Sandığı, Atatürk Orman Çiftliği

 

  1. Herhangi bir sözündeki bir kelimesi gelenekleşmiş olarak ayrı yazılır.

 

* * *

 

Birleşik kelimelerin dışında kalan atasözleri ve deyimler ayrı yazılır:

 

Akıl yaşta değil baştadır; akıntıya kürek çekmek, çam devirmek, çanak tutmak, gönlünden geçirmek, göz atmak, kulak asmak, kulak vermek, çantada keklik, devede kulak, kepçe kuyruk, yağlı kuyruk, yüz görümlüğü.

 3)TÜREMİŞ KELİME:

Yapım eki almış sözcük

-Yapım eki olarak yeni anlam kazanmış sözcük

-Gövde kökle ilgili; ancak karışladığı varlık yönünden farklıdır.

Örnek

 

Uyku,boşluk, kalemlik, yolcu …(türemiş ad)

 

Olgunlaş-, oyna-, gülüş-  …   (türemiş eylem)

 

Yaylı, sulu, …          (türemiş sıfat)

 

4 Ocak 2015 Saat : 12:35
Esma Hoca
devamını oku

6.SINIF NOKTALAMA İŞARETLERİ

NOKTALAMA İŞARETLERİ

Dilimizde ilk kez Tanzimat döneminde kullanılan noktalama işaretleri, yazının daha kolay anlaşılmasını sağlar. Yazının okunmasını kolaylaştırır ve anlam karışıklığına düşülmesine engel olur. Biz konuşurken cümlede anlatmak istediklerimizi ses tonumuzla açık olarak ortaya koyabiliriz. Nerede duracağımızı nerede vurgu yapacağımızı biliriz. Ancak yazıda böyle bir vurgulama yapamadığımızdan, bunu noktalama işaretleriyle sağlamaya çalışırız. Şimdi noktalama işaretlerinin neler olduğunu ayrıntılarıyla görelim.

NOKTA (.)

  • Anlamca tamamlanmış cümlelerin sonunda kullanılır.

“Bu konuyu mutlaka öğrenmeliyim.” “Seni de bekliyoruz bu akşamki yemeğe.”

  • Sözcüklerin kısaltılarak yazılmaları halinde kullanılır.

“Seni bir de Dr. Ali Bey’e götürelim.” “Askerlere Yzb. Ahmet emir vermiş.” Sözcüklerin baş harflerinin alınmasıyla yapılan kısaltmalarda artık nokta kullanılmıyor. “Arkadaşım DSİ’de çalışıyormuş.”

  • Rakamla yazılan tarihler arasında kullanılır.

“15.5.1995 tarihinde anlaşma imzalandı.”

  • Sıra bildiren “-ncı, -nci” eklerinin yerine kullanılır.

“Şimdi de 2. maddeyi inceleyelim.”

  • Saat ve dakikaların yazımında kullanılır.

“Bugün 8.45‘te toplantı var.”

VİRGÜL (,)

  • Eş görevli sözcük ve söz öbeklerinin aralarında kullanılır.

“Kitaplarını, defterlerini, kalemlerini alıp gitti.” cümlesinde nesnelerin ayrılmasında, “Kırmızı, güzel bir arabası vardı.” cümlesinde sıfatların ayrılmasında kullanılmıştır.

  • Anlamca karışan öğelerin ayrılmasında kullanılır.

“Yaşlı kadının yanına yaklaştı.” “Yaşlı, kadının yanına yaklaştı.” cümlesinde virgül özneyi ayırmakta kullanılmıştır. Eğer olmasaydı, “yaşlı” sözü sıfat olurdu.

  • Arasözlerin başında ve sonunda kullanılır.

“Bu evi, çocukluğumun geçtiği yeri, asla sattırmam.”

  • İçinde başka virgül bulunmayan sıralı cümlelerin ayrılmasında kullanılır.

“Beni çağırdı, kendisi gelmedi.”

  • Cümle içindeki ünlem bildiren sözcüklerden sonra kullanılır.

“Yoo, bu kadarına dayanamam!”

  • Seslenme bildiren sözcüklerden sonra kullanılır.

“Arkadaşlar, biraz beni dinler misiniz?”

NOKTALI VİRGÜL (;)

  • Öğe sayısı fazla olan ya da cümle içinde virgül bulunan sıralı cümleler arasında kullanılır.

“Öğretmen, elindeki not defterini açtı; sözlü yapacağı bir öğrenci aradı.”

  • Bir bağlaçla birbirine bağlanan cümleler arasında bağlaçtan önce kullanılır.

“Beni davet etmediniz; ama bunun için size kızmıyorum.”

  • Aralarında nitelik farkı bulunan söz öbeklerinin ayrılmasında kullanılır.

“Sözcükler isim, sıfat, zamir, zarf; edat, bağlaç, ünlem; fiil gibi gruplara ayrılabilir.

  • Öznenin diğer öğelerle karıştığı yerlerde kullanılır.

“Küçük; eski bir eve girdi.” cümlesinde giren “küçük”tür. Eğer virgül koysaydık bu sözcük evin sıfatı olarak da düşünülebilirdi.

İKİ NOKTA (:)

  • Bir cümlede açıklama yapılacaksa, açıklamaya başlamadan hemen önce iki nokta kullanılır.

“Türkçe’de sözcük kökleri iki ana gruba ayrılır: İsim ve fiil.

  • Kavramlar tanımlanırken ya da açıklanırken kullanılır.

İsim: Varlıkları, kavramları karşılayan sözcüklerdir.

  • Konuşma metinlerinde kullanılır.

Ahmet: “Ne zaman geldiniz eve?” diye sordu.

ÜÇ NOKTA (…)

  • Benzer örneklerin sürdürülebileceğini göstermek için kullanılır.

“Bahçede elma, portakal, … daha birçok meyve ağacı vardı.”

  • Anlamca tamamlanmamış cümlelerin sonunda kullanılır.

“Bir de istediğimi almamışsa….”

  • Söylenmek istenmeyen sözler yerine kullanılır.

“Bu suçu … işlemiş olabilir.”

  • Bir alıntının alınmayan yerleri yerine kullanılır.

Ahmet Haşim “… sözden ziyade musikiye yakın …” sözleriyle tanımlamıştır şiiri.

  • Sözün bir yerde kesildiğini anlatmak için kullanılır.

– Niçin gelmedin? – Benim … – Mazereti bırak da gerçeği söyle.

  • Yüklemi bulunmayan cümlelerin sonunda kullanılır.

“Karşıda başı dumanlı dağlar … Yan tarafta küçük bir dere …”

SIRA NOKTALAR (…..)

  • Şiirde alınmayan dizelerin, yazıda alınmayan bölümlerin yerine kullanılır.

Ne sitem ne korku yalnızlıktan ….. Süslenmiş gemiler geçse açıktan ….. dizelerindeki kafiyeleri inceleyelim.

  • Konuşmalarda kişinin sustuğunu göstermek için kullanılır.

– Neden geldin? – ….. – Seni o mu çağırdı?

 

KISA ÇİZGİ (-)

  • Bir olayın başlangıç ve bitiş tarihleri arasında kullanılır.

“Bu savaş 1939 – 1945 yılları arasında olmuştur.”

  • Birbiriyle ilgili ülke ya da kavram isimleri arasında kullanılır.

“Türkiye – Suriye ilişkileri biraz gergin.” “Devlette yasama – yürütme – yargı organları net olarak ayrılmalıdır.”

  • Cümle içindeki arasözlerin başında ve sonunda kullanılır.

“Bu konuyu – sen de hatırlarsın – onunla konuşmuştuk.”

  • Cümle sonunda sözcük yarım kaldığında kullanılır.

“Şiir konusunda onun da benimle aynı görüşte olduğunu duyunca çok sevindim.” Eğer satır sonunda özel isim bitmiş ve ona ait olan ek diğer satıra düşmüşse, arada kısa çizgi değil kesme (‘) kullanılır. “Sizinle geçen yıl bugün yine aynı şehirde Ankara’da karşılaşmıştık .”

  • Dilbilgisinde eklerin ve mastar halindeki fiillerin gösterilmesinde kullanılır.

“Kitapçı” sözcüğü “-çı” yapım ekini almıştır. “Çalışkan” sözcüğü “çalış-” fiilinden türemiştir.

  • Osmanlıca tamlamalarda kullanılır.

“Servet-i Fünun edebiyatından sonra Fecr-i Ati topluluğu gelir.”

UZUN ÇİZGİ (—)

Konuşma metinlerinde, konuşmaların başında kullanılır.

– Sen de bizimle gelecek misin? – Neden gelmeyeyim? – Hiç, sordum sadece.

KESME İŞARETİ (‘)

  • Özel isimlere gelen çekim eklerinin ayrılmasında kullanılır.

“Bu konuda bir de Ahmet’in fikrini alalım.” Eğer özel isim, yapım eki almışsa çekim ekleri kesmeyle ayrılmaz. “Bu soruyu bir de İzmirlilere soralım.”

  • Sayılara ek getirilirken kullanılır.

“Toplantı 10.45’te başlayacaktır.”

  • Kısaltmalara ek geldiğinde kullanılır.

“Sorun BM’de görüşülecekmiş.”

  • İki sözcüğün kaynaştırılarak söylenmesi sırasında ses düşmesi olursa ya da şiirde vezin gereği ses düşmesi yapılmışsa kullanılır.

“Acep bu yerde var m’ola Şöyle garip bencileyin” “Yine n’oldu da ağlıyorsun?”

  • Anlamca karışan sözcüklerin yazımında kullanılır.

“Bu sorunun nasıl çözüleceğini bilmiyorum.” Cümleside altı çizili sözün “soru” mu yoksa “sorun” mu olduğu belli değil. Bu karışıklığı kesmeyle giderebiliriz. “Bu soru’nun nasıl çözüleceğini bilmiyorum.” cümlesinde sözcüğün “soru” olduğu açıklanmış olur.

SORU İŞARETİ (?)

  • Soru anlamı taşıyan cümlelerin sonunda kullanılır.

“Sana bu haberi kim verdi?”

  • Sözcüğün karşıt anlamının ifade edilmek istendiği yerlerde kullanılır.

“Burada ondan daha akıllı (?) biri var mı ki?

  • Kesin olarak bilinmeyen tarihler yerine kullanılır.

“Yunus Emre (? – ?) Tekke şiirinin kurucusudur.”

TIRNAK İŞARETİ (“ ”)

  • Cümle içinde başkasına ait sözlerde kullanılır.

O bana: “Şimdi sizinle gelemem.” demişti.

  • Cümle içinde geçen kitap, dergi isimleri tırnak içine alınabilir.

Bu derste “Aşk-ı Memnu” romanını inceledik. Tırnak içindeki söze ek gelirse, tırnaktan sonra gelir ve kesme kullanılmaz. Siz bir de Haşim’in “O Belde” sini okuyun.

  • Cümlede önemsenen, vurgulanmak istenen sözcükler tırnak içine alınabilir.

Benim söylediklerim “vaad” değil “gerçek”tir.

  • Alıntılar tırnak içine alınarak verilir.

Yunus’un “Bana seni gerek seni” dizesi, amacını ortaya koyar. Tırnak içindeki cümlenin içinde bir tırnak daha kullanmak gerekirse bu kez tekli tırnak (‘ ’) kullanılır. “Haşim, şiirin yoruma açık olmasını ister ve daima ‘Şiir her okuyanda ayrı duygular uyandırmalıdır.’ der.”

PARANTEZ (AYRAÇ) İŞARETİ ( ( ) )

  • Cümle içinde bir sözcüğün eş anlamlısı verilirse kullanılır.

“Bu dizede teşhis (kişileştirme) yapılmış.”

  • Cümledeki herhangi bir sözcüğün açıklanması durumunda kullanılır.

“Kıbrıs konusunda iki ülke (Türkiye ve Yunanistan) hiçbir zaman anlaşamaz.”

  • Cümle içinde kullanılan tarihler ya da bir sözcüğün anlamıyla ilgili noktalamalar parantez içine alınır.

“Bu öğretim yılında (1993 – 1994), devlet yine gelişmiş (?) eğitim sistemleri deneyecekmiş.”

  • Yabancı sözcüklerin okunuşu parantez içinde gösterilir.

“Bacon (Beykın) ünlü bir deneme yazarıdır.”

  • Tiyatro metinlerinde hareketleri anlatan bölümler parantez içine alınır.

“Kadın (başını öne eğerek): “Bilmiyorum.” dedi.

ÜNLEM İŞARETİ (!)

  • Ünlem cümlelerinin sonunda kullanılır.

“Hey, bana baksana sen!” “Yandım!” “Aman Allah’ım!”

  • Bir sözün yanında parantez içinde ünlem işareti bulunuyorsa, o söze inanılmadığını gösterir.
  • “Ne kadar nazik (!) biri olduğunu göreceksin.”

KÖŞELİ PARANTEZ ([  ])

1)[  ]: Ayraç içine alınmış bir açıklama için gereken yeni bir açıklama, köşeli ayraç içine alınır.

Yani parantez içinde parantez olacağı zaman dıştaki parantez karışıklık olmasın diye köşeli paranteze döner.

Örnekler:

Divan şairlerimizin başında [Fuzuli (16. yy) , Baki (16. yy) , Nedim (18. yy)] gelir.

Halikarnas Balıkçısı [Cevat Şakir Kabaağaçlı (1886-1973)] en güzel eserlerim Bodrum’da yazmıştır.

Kütüphanemize Türk edebiyatı tarihi kitapları [En başta Resimli Türk Edebiyatı Tarihi (Nihat Sami Banarlı)] alınmalı.

Cumhuriyet Dönemi şairlerinden Cahit Sıtkı Tarancı, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi [özellikle Orhan Veli Kanık (1914-1950) ve arkadaşları] Türk şiirine yepyeni bir ruh kazandırmışlardır.

2)Bibliyografik künyelere ilişkin bazı ayrıntıları göstermek için kullanılır.

Örnekler

Yekta Bahir [Ömer Seyfettin], Yeni Lisan, Genç Kalemler.

Reşat Nuri [Güntekin], Çalıkuşu, Dersaadet, 1922. Server Bedi [Peyami Safa]

3)Bilimsel çalışmalarda, metinde bulunmadığı hâlde araştırmacı tarafından tamamlanan kısımlar köşeli ayraç içinde verilir.

Örnekler

Babam kağan öldüğünde küçük kardeşim Kül-tegin ye[di yaşındakaldı…]

Eldem, Osmanlıda en önemli fark[ın], mezar taşının şeklinde ortaya çık[tığını] söyledikten (bilgi yelpazesi.net) sonra…” (Hilmi Yavuz)

4)Aktarılan metinlerde, yazarın yaptığı yanlışlığı düzeltmek amacıyla kullanılır:

Örnek: Ebubekir Hazım Tepeyran 1946 [1947] yılında öldü.

5)En çok matematik dersinde geçer.

KISA ÇİZGİ İŞARETİ ( – )

 1)Satıra sığmayan kelimeler bölünürken satır sonuna konur:

Örnek:

Soğuktan mı titriyordum, yoksa heyecandan, üzüntüden mi bilmem. Havuzun suyu bulanık. Kapının saatleri 12’yi geçmiş. Kanepelerde kimseler yok. Tramvay ne fena gıcırdadı! Tramvaydaki adam bir tanıdık mı idi acaba? Ne diye öyle dönüp dönüp baktı? Yoksa kimseciklerin oturmadığı kanepelerde bu saatte pek başıboşlar mı oturur?

(Sait Faik Abasıyanık, Havuz Başı)

2)Ara sözleri ve ara cümleleri ayırmak için kullanılır:

Örnek:

Örnek olsun diye -örnek istemez ya- söylüyorum.

3)Dil bilgisinde kökleri ve ekleri ayırmak için konur:

Örnek:

al-ış, dur-ak, Dur-sun, Dur-muş, gör-gü-süz-lük.

4)Dil bilgisinde fiil kök ve gövdelerini göstermek için kullanılır:

Örnek:

al-, dur-, gör-, ver-; başar-, kana-, okut-, taşla-, yazdır-.

5)Dil bilgisinde eklerin başına konur:

Örnek:

-den, -lık, -ış, -ak.

6)Dil bilgisinde heceleri göstermek için kullanılır:

Örnek:

a-raş-tır-ma, bi-le-zik, du-ruş-ma, ku-yum-cu-luk, ya-zar-lık, prog-ram.

7)Eski harfli metinlerin yeni yazıya aktarılmasında Arapça ve Farsça kurallara göre yapılmış tamlamaların, birleşik  (bilgi yelpazesi.net) ve türemiş kelimelerin ögelerini ayırmak için kullanılır:

Örnek:

dârü’l-fünûn, resm-i geçit, resm-i kabûl, Cemiyet-i Akvâm, Hâkimiyet-i Milliye, Servet-i Fünûn, hokka-bâz, âteş-perest, menfaat-perest, bî-bedel, nâ-mağlûb, fî-sebîlillâh, min-tarafillâh, bilâ-ücret.

8)Kelimeler arasında “-den…-a, ve, ile, ilâ, arasında” anlamlarını vermek üzere kullanılır:

Örnek:

Türkçe-Fransızca Sözlük, Aydın-İzmir yolu, Ankara-İstanbul uçak seferleri, Türk-Alman ilişkileri, Ural-Altay dil grubu, 09.30 – 10.30, Beşiktaş-Fenerbahçe karşılaşması, Manas Destanı’nda soy-dil-din üçgeni, 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı, 1995-1996 öğretim yılı.

9)Bazı terim ve kuruluş adlarında kelimeler arasına konur:

Örnek:

sıfat-fiil, zarf-fiil; Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi.

10)Yabancı özel adlarda ve henüz dilimize mal olmadığı için özgün imlâlarıyla yazılan yabancı kelimelerde kullanılır:

Örnek:

Joliot-Curie, Lévy-Bruhl, Saint-Gotthard, Sainte-Beuve, Boulogne-sur-Mer, Bouches-du-Rhône, Salins-les-Bains, by-pass, check-up, Aix-en-Provence.

11)Adres yazarken semt ile şehir arasına konur:

Örnek:

Kurtuluş – ANKARA

12)Matematikte çıkarma işareti olarak kullanılır:

Örnek:

50 – 20 = 30

 UZUN ÇİZGİ İŞARETİ (—)

Yazıda satır başına alınan konuşmaları göstermek için kullanılır.Buna konuşma çizgisi de denir.

Örnek:

Arabamız tutarken Erciyes’in yolunu:

“Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu’nu?”

Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,

Dedi:

— Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!

(Faruk Nafiz Çamlıbel, Han Duvarları)

 

Frankfurt’a gelene herkesin sorduğu şunlardır:

— Eski şehri gezdin mi?

— Rothshild’in evine gittin mi?

— Goethe’nin evini gezdin mi?

(Ahmet Haşim, Frankfurt Seyahatnamesi)

— Yoo, güvercinlerime dokunmayınız, dedi.

(Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

 

Oyunlarda uzun çizgi konuşanın adından sonra konabilir:

Sıtkı Bey — Oğlum ben kalenin teslimini düşünmüyorum. Kurtarmağa bir çare arıyorum. Kalenin teslimini düşünen seninle müzakere etmez a!

İslâm Bey — Kurtarmağa çare… Kavga ederiz… Ölürüz… Teslim olmayız…

Sıtkı Bey — Kaleyi kurtarmak için daha güzel bir çare var. Gerçekten ölecek adam ister.

İslâm Bey — Ben daha ölmedim.

(Namık Kemal, Vatan yahut Silistre)

UYARI: Konuşmalar tırnak içinde verildiği zaman uzun çizgi kullanılmaz.

 EĞİK ÇİZGİ İŞARETİ ( / )

  1)Şiirlerden yapılan alıntılarda, mısraların yan yana yazılması gereken durumlarda mısraları belirlemek için kullanılır:

Örnek:

Ne sen, ne ben / Ne de hüsnünde toplanan bu mesâ / Ne de âlâm-ı fikre bir mersâ / Olan bu mâî deniz / Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz. (Ahmet Haşim, O Belde)

2)Adres yazarken apartman numarası ile daire numarası arasına konur:

Örnek:

Altay Sokağı, Nu.: 21/6

3)Adres yazarken semt ile şehir arasına konur:

Örnek:

Altay Sokağı, Nu.: 21/6 Kurtuluş / ANKARA

4)Dil bilgisinde eklerin farklı şekillerini göstermek için kullanılır:

Örnek:

-a/-e, -an /-en, -lık /-lik, -madan /-meden.

5)Bölme işareti olarak kullanılır:

Örnek:

70 /2 = 35

3 Ocak 2015 Saat : 11:09
Esma Hoca
devamını oku

6.SINIF YAZIM (iMLA) KURALLARI

YAZIM (İMLA) KURALLARI

Büyük Harflerin Kullanımı  

* * Cümlelerin başındaki sözcüğün ilk harfi büyük yazılır:

Maçı sonuna kadar izledim.

Buraların havası güzeldir.

 

* * Dize başlarındaki sözcükler büyük harfle başlar:

“Bu ne acayip bilmece, Ne gündüz biter ne gece, Kime söyleriz derdimizi, Ne hekim anlar ne hoca.”

* * Bütün özel adlar büyük harfle başlar:

Hakan, Oya…

Çince, Almanca…

Türk Tarih Kurumu, Türk Hava Yolları…

Yaprak Dökümü, Mürebbiye… Babalar Günü, Sevgililer Günü…

 

* * Sanlar veya unvanlar özel adla kullanılırsa büyük harfle başlar:

Vali Ahmet Bey geldi. Yarın Yüzbaşı Serhat gidecek.

 

* * Mektuplarda hitap sözleri büyük harfle başlar:

Kıymetli Arkadaşım,

Değerli Kardeşim,

 

* * Astronomi ve coğrafya ile ilgili konularda “dünya, güneş, ay” ve gezegen adları terim olarak kullanılıyorsa büyük harfle başlar:

Önümüzdeki hafta Güneş tutulması olacakmış. (terim) Yüzü ay parçası gibi. (terim değil)

 

* * Yön adları bir özel adın önünde kullanılırsa büyük harfle başlar, yalnız kullanılırsa ya da yer adından sonra gelirse ilk harfleri küçük olur:

Her yıl, Güney Asya’da felâket olur. Ülkemizde Yukarı Fırat oldukça verimlidir. Türkiye’nin güneyinde Akdeniz vardır.

 

* * Dağ, göl, ova adları büyük harfle başlar:

Ağrı Dağı, Van Gölü, Konya Ovası…

 

* * Mahalle, sokak ve cadde adları büyük harfle başlar:

Vatan Mahallesi,  Mehtap Sokak, Cumhuriyet Caddesi…

 

Örnek Soru:

Aşağıdaki cümlelerin  hangisinde büyük harflerin yazımıyla ilgili bir yanlışlık yoktur?

A)   Kar Doğu anadoluyu etkisi altına aldı.

B)   Rusya’nın Kuzeyi çok soğuk olur.

C)   Okulumuza Vali Bey gelecek.

D)   Her yaz Van Gölü’nde yüzerim.

Yanıt: D

“de”lerin Yazımı

Dilimizde iki ayrı “de” vardır:

Hâl eki “-de”: Ek olan -de, kendinden önceki sözcüğe bitişik yazılır; ünlü uyumuna ve ünsüz benzeşmesine bağlı olarak “-de, -da, -te, -ta” biçimi vardır.

Evde kimse yok.

Bu kitapta her şeyi bulursun.

 

* * Hâl eki “-de” özel adlardan sonra geldiğinde kesme (‘) işareti ile ayrılarak yazılır.

Onunla Ankara’da tanıştım.

Çantam Sibel’de kalmış.

 

Bağlaç olan “de”: Bağlaç olan “de”nin yalnız “de” ve “da” biçimi vardır. Kendinden önceki sözcükten ayrı yazılır.

Mehmet de bizimle gelecek.

Gelirken elma da aldım.

 

Örnek Soru:

Hangi cümlede yazım yanlışı vardır?

A)   Cesaret, Türk’ün özelliklerindendir.

B)   Bu soğuklarda Ali’de yatağa düştü.

C)   Bana yardımcı olursunuz değil mi?

D)   Hatasını anlamış olmalı ki sesini çıkarmadı. (1998-EML)

Yanıt: B

 

“ki’lerin Yazımı

 * * “-de” hâl eki almış sözcüklere eklenerek yer bildiren sıfatlar türeten “-ki” eki eklendiği sözcüğe bitişik yazılır.

Kolundaki yara iyileşti.

Elindeki tüm parayı harcadı.

 

* * Bağlaç olan “ki” ise ayrı bir sözcüktür ve kendinden önceki sözcükten ayrı yazılır. Cümleleri ya da öğeleri bağlamak için kullanılır.

Beni dinlemedi ki anlasın.

O ki sınıfın en çalışkanıdır, sınavdan zayıf almış.

 

Uyarı:  “Sanki, halbuki, oysaki, mademki” sözcüklerindeki “ki”ler kalıplaşmıştır, bitişik yazılır.

 

Örnek Soru:

 

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “ki’nin yazımı yanlıştır?

A)   Elindeki kitabı masaya bıraktı.

B)   Hava öyle soğuk ki!

C)   Sabahki patlama hepimizi korkuttu.

D)   Anladımki bu iş böyle olmayacak.

Yanıt: D  

“mi” Soru Ekinin Yazımı

* * “mi” soru eki cümleye soru anlamı katsın veya katmasın her zaman ayrı yazılır.

Okudu mu anlar.

Film bitti mi çıkacağız.

Onları hiç gördün mü?

 

* * Şahıs ekleri “mi” soru ekinden sonra gelir ve ünlü uyumuna uyar.

Geziye katılacak mısın?

Alilerle konuşmuyor musun?

 

Örnek Soru:

 

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde yazım yanlışı vardır?

A)   Sınıfını geçtimi ona bilgisayar alacağım.

B)   Çocuklarla mı kalacaksın?

C)   Soğuk mu soğuk bir su çıkar bu dağdan.

D)   Ev mi araba mı istiyor?

Yanıt: A

 

Sayıların Yazımı

* * Sayılar hem rakamla hem de yazıyla yazılabilir. Edebî yazılarda sayılar yazıyla ve her sözcüğü ayrı yazılır.

Tatile on üç gün kaldı.

Banka işlemlerinde sayılar bitişik yazılır:

Hesapta beşmilyondörtyüz lira var.

 

* * Çok sıfırlı sayılarda ana sayı rakamla diğer kısım yazıyla yazılabilir:

İstanbul’da 500 bin konuta ihtiyaç var.

 

* *  Saatler, istatistik verileri ve bilimsel araştırma sonuçları rakamla yazılır:

Toplantı 20.40’ta başladı.

Karışıma bu maddeden 8 gram ekleyeceksin.

 

Ay ve Gün Adlarının Yazımı

* * Ay ve gün adları bir tarihle kullanıldığında büyük harfle başlar, diğer durumlarda küçük harfle yazılır.

Müzik kursları 16 Ekim’de başladı

Atatürk Samsun’a 19 Mayıs 1919’da çıktı.

Kardeşim 5 Mavıs 1987 Pazar günü doğmuş.

Okullar eylülde açılır, haziranda kapanır.

Kısaca: Rakam varsa ay ve gün adları büyük rakam yoksa küçük yazılır.

 

Birleşik Sözcüklerin Yazımı

Dilimizde birleşik sözcüklerin bitişik yazılabilmesi için birleşik sözcüğü oluşturan sözcüklerin ya ses değişikliğine ya da anlam değişikliğine uğraması gerekir.

 

* Sözcüklerin anlamını kaybetmesiyle bitişik yazılanlar:

imambayıldı

sivrisinek

kaptıkaçtı

görebilmek

görüvermek

bakakalmak

öleyazmak

 

* Ses düşmesi ya da türemesi yoluyla bitişik yazılanlar:

kayıp ol>kaybol

sabır et>sabret

kayın ana>kaynana

kahve altı>kahvaltı

ne için>niçin

his et>hisset

red et>reddet

af ol>affol

 

* Aşağıdaki birleşik sözcükler anlamlarını koruduklarından ayrı yazılır:

kuru fasulye

gül suyu

zeytin yağı

taş kömürü

bal arısı

 

İkilemelerin Yazımı

* * İkilemeler her zaman ayrı yazılır ve ikilemelerin arasına noktalama işareti konmaz.

ağır ağır, az çok, ağlaya sızlaya, dilden dile, el ele…

 

Kısaltmaların Yazımı

Kısaltma, bir sözcüğün ilk harfiyle ya da birkaç harfle gösterilmesidir.

* * Birkaç sözcükten oluşan, kurum kuruluş durumundaki özel adların her sözcüğü bir harfle gösterilir.

TDK (Türk Dil Kurumu),

MEB ( Milli Eğitim Bakanlığı)

* * Kısaltmaların yazımında araya nokta konmaz: THY, DSİ, TSK…

 

* * Kısaltmalara ekler, son harfin okunuşuna göre eklenir:

DSİ’ne gittim, (yanlış)

DSİ’ye gittim, (doğru)

PTT’dan geliyor, (yanlış)

PTT’den geliyor, (doğru)

* * Kısaltmayı oluşturan harfler bir sözcük gibi okunuyorsa ek, son harfin okunuşuna göre değil, sözcüğe eklenir gibi yazılır:

Babası TEK’de çalışıyor, (yanlış)

Babası TEK’te çalışıyor, (doğru)

Dün TEDAŞ’ye gittim, (yanlış)

Dün TEDAŞ’a gittim, (doğru)

* * Tek sözcükten oluşan bazı özel adlar ilk harfi büyük yazılarak iki-üç harfle gösterilir; kısaltmaların sonuna nokta konur:

İng. (ingilizce), Ank. (Ankara)

* * Tür adlarının kısaltması küçük harfle başlanarak gösterilir:

cad. (cadde), biy. (biyoloji)

* * Eğer tür adları tek heceli ise ilk harf alınarak kısaltma yapılır:

s.(sayfa), c. (cilt)

 

Örnek Soru:

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde kısaltmaların yazımında bir yanlışlık yoktur?

A)   Bugün TBMM’nde tören var.

B)   Hafta sonu ABD’ne gidiyor.

C)   THY’nin kış tarifesi açıklandı.

D)   Babası TEDAŞ’de çalışıyor.

Yanıt: C

 

YAZIMINDA YANLIŞLIK YAPILAN KELİMELER

 

Yanlış Yazım               Doğru Yazım

 Acaip                            Acayip

Adele                            Adale

Aferim                          Aferin

Ahpap                           Ahbap

Aliminyum                   Alüminyum

And                                Ant

Ahçı                               Aşçı

Atelye                           Atölye    

Birşey                           Bir Şey  

Barsak                         Bağırsak

Priket                            Briket

Büsküvü                       Bisküvi

Bilimadamı                  Bilim Adamı

Cüppe                           Cübbe

Çeket                            Ceket

Çarşanba                     Çarşamba

Çenber                         Çember

Çeğiz                             Çeyiz

Dayire                           Daire

Deyiştirmek                Değiştirmek

Deyinmek                    Değinmek

Deymek                        Değmek

Deynek                         Değnek

Dinazor                         Dinozor

Döğmek                       Dövmek

Dükan                           Dükkân

Düyme                          Düğme

Ejdad                             Ecdat

Ekzoz                            Egzoz

Ekfator                         Ekvator

Eskasa                         Ezkaza

Eşharp                          Eşarp

Eşkiya                           Eşkıya

Eşgal                             Eşkâl

Entellektüel                 Entelektüel

Eşortman                     Eşofman

Evel                               Evvel

Fasükül                        Fasikül

Fasilye                          Fasulye

Felaketzade                Felâketzede

Fiat                                Fiyat

Fotoraf                          Fotoğraf

Gaste                            Gazete

Hambal                         Hamal

Hoşgeldin                   Hoş Geldin

Herkez                          Herkes

İyade                             İade

İddaa                             İddia

En Ti Vi (Ntv)                Ne Te Ve

İftahar                           İftihar

İsbat                              İspat      

Candarma                   Jandarma

Cilet                               Jilet

Cimnastik                    Jimnastik

Kanbur                         Kambur

Kavonoz                       Kavanoz

Kiprit                             Kibrit

Kiprik                          Kirpik

Kollej                             Kolej

Kolleksiyon                Koleksiyon

Koparatif                      Kooperatif

Kopye                           Kopya

Kordele                        Kurdele

Laboratuar                  Laboratuar

Lanba                           Lamba

Lavobo                         Lavabo

Leyen                            Leğen

Makina                       Makine

Matba                           Matbaa

Madem Ki                    Mademki

Matamatik                   Matematik

Mehlem                        Merhem

Meyva                           Meyve

Güleş                            Güreş

Müsayit                        Müsait

Pantalon                    Pantolon

Patetes                      Patates

Picama                      Pijama

Profösör                      Profesör

Proğram                      Program

Profosyonel                Profesyonel

Ropörtaj                    Röportaj

Sandelye                   Sandalye

Sağol                         Sağ Ol (bilgi yelpazesi.net)

Soğulcan                  Solucan

Şevkat                          Şefkat

Şöför                             Şoför

Taahüt                       Taahhüt

Tentirdiyot                   Tentürdiyot

Usülsüz                        Usulsüz

Ünvan                           Unvan

Velfecir                        Felfecir 

Yanlız                            Yalnız

Yalnış                            Yanlış   

Yumşak                        Yumuşak

Zirat                              Ziraat

Ey Di Es El (ADSL)      Adesele(doğru söyleyiş)

Es-em-es (SMS)         (Se-me-se) (doğru söyleyiş)

Kontür                          Kontör

Orjinal                           Orijinal

Süeter                          Süveter

İnsiyatif                        İnisiyatif

3 Ocak 2015 Saat : 10:36
Esma Hoca
devamını oku

8. Sınıf ve Genel Olarak Cümlede Anlam

1

Bir duyguyu, bir düşünceyi anlatan sözcük ya da sözcük gruplarına cümle denir.

Sevgili canlarım eğer bir cümlenin sizlere tam olarak ne anlattığını ya da nasıl bir anlam ifade ettiğini bilemezseniz anlam bilgisi ile sıkıntı yaşarsınız.

Sınavlarda cümle anlamıyla ilgili çok sayıda soru sorulmaktadır. Bu yüzden bu konuyu tam olarak kavramalısınız. Cümle anlamıyla ilgili soruların bir kısmı kavramlarla (nesnel-öznel yargı, tanım, eleştiri…) ilgili, bir kısmı da doğrudan cümlenin anlamına yönelik sorulardan oluşur.

Yargı: Doğruluğu ya da yanlışlığı söz konusu olan; kişi, durum ve nesnelerle ilgili değerlendirmelerdir.

Yargı ikiye ayrılır:

 

a.  Nesnel Yargı: Doğruluğu ya da yanlışlığı kanıtlanabilen, kişiden kişiye değişmeyen yargılardır.

“Türkçede yirmi beş harf vardır.” cümlesi yanlıştır, ama nesnel bir yargıdır; çünkü yanlış olduğunu kanıtlayabiliriz.

“Türkiye’nin en yüksek dağı Ağrı Dağı’dır.” cümlesi de nesneldir, doğruluğu kanıtlanabilir.

“Bu hikâyede öksüz bir çocuğun yaşadıkları anlatılıyor.” cümlesi de nesneldir. Hikâyeyi okuyarak doğruluğunu veya yanlışlığını kanıtlayabiliriz.

 

Aşağıdaki yargılar da nesnel yargılardır:

  • “Ozanımız bu şiirinde hayatı merdivene benzetmiştir.”
  • “Akdeniz’in tuzluluk oranı Karadeniz’e göre yüksektir.”

 

 

b.  Öznel Yargı: Doğruluğu ya da yanlışlığı kanıtlanamayan, kişiden kişiye değişen yargılardır.

“Kuşların en güzeli kanaryadır.” Bu cümlede en güzel sözleri öznellik ifade eder; çünkü güzellik kişiden kişiye değişir. Bir başkasına göre en güzel kuş, bülbül ya da güvercin olabilir.

“Okumamak en kötü hastalıktır.” Bu cümlede de en kötü sözü öznellik bildirir. Bu görüş, kişiden kişiye değişebilir.

“Ömer Seyfettin, hikâyelerinde etkileyici bir dil kullanmıştır.” cümlesinde etkileyici sözcüğü öznellik anlatır.

 

 

Aşağıdaki cümleler de öznel yargılardır:

  • “Tiyatro bir toplumun en önemli eğitim kurumudur.”
  • “Zavallı insanlar bu kurak yerlerde yaşıyorlar.”

 

Değerlendirme (Yorum):

Bir eser ya da kişi hakkında belli bir bakış açısıyla olumlu veya olumsuz yönlerini göstererek bir yargıya varmaya değerlendirme denir. Değerlendirmeler genellikle özneldir.

“Romanlarında toplumun aksak yönlerini iğneleyici bir şekilde anlatmış.” cümlesinde yazarın anlatımıyla ilgili bir yorum yapılmıştır.

“Yunus Emre, şiirlerinde insan sevgisini yalın bir dille aktarmıştır.” cümlesinde Yunus Emre’nin konuyu anlatış biçimi değerlendirilmiştir.

“Hikâyelerindeki kişiler ve olaylar gerçek hayattan uzak.” cümlesinde de, sözü edilen hikâyelerin değerlendirilmesi yapılmıştır.
Koşula Bağlılık:

Bir eylemin gerçekleşmesini başka bir durum ya da eylemin olmasına bağlayan cümlelerdir.

“Rüzgâr çıkarsa denize açılmayın.” cümlesinde denize açılmanın koşulu rüzgârın çıkmamasıdır.

“Çabuk gelmek üzere gidebilirsin.” cümlesinde birinin gidebilmesinin koşulu çabuk gelmesidir.

“Filmi izleyebilirsin, ama daha önce ödevlerini yapacaksın.” cümlesinde filmi izleyebilmesinin koşulu ödevlerini yapmasıdır.

“Soru çözdükçe başarınız artacaktır.” cümlesinde ise başarının artması, soru çözme koşuluna bağlanmıştır.
Neden-Sonuç İlişkisi:

Bir eylemin gerçekleşmesinin veya gerçekleşmemesinin bir nedene bağlandığı cümlelerdir.

“İçine  kapanık biri olduğu  için sorunlarını  kimse  bilmiyor.” cümlesinde sorunlarının bilinmemesinin nedeni içine kapanık olmasıdır.

“Çocuklar aşırı sıcaktan parklardaki havuzlara giriyor.” cümlesinde çocukların havuzlara girmesinin nedeni havaların aşırı sıcak olmasıdır.

“Onu hiç unutmayacağım çünkü bana çok yardım etti.” cümlesinde de unutmamasının nedeni yardım etmesidir.

Uyarı: İçin edatı “-mak/-mek için” biçiminde kullanılırsa neden sonuç ilişkisi değil amaç sonuç ilişkisi kurar.

  • Evde kitap okuyamadığı için kütüphaneye gitti. (amaç-sonuç)

 

 

 

Tanımlama:

Varlıkların, özelliklerini belirterek tanıtan cümlelere tanım denir.

Tanım “… nedir?” sorusuna cevap verir.

“Uyak, dize sonlarındaki ses benzerliğidir.” cümlesine “Uyak nedir?” sorusunu sorduğumuzda, dize sonlarındaki ses benzerliğidir, cevabını aldığımız için bu cümle tanım cümlesidir.

“Öykü, olmuş ya da olması mümkün olan olayları kısaca anlatan yazı türüdür.”

“Başarı, çalışma sonucu ortaya çıkan üründür.”

Bu cümlelere “Öykü nedir?”, “Başarı nedir?” sorularını sorduğumuzda cevap aldığımızdan, bu cümleler tanım cümleleridir.

Uyarı: Olumsuz yapılı yargılar tanım cümlesi olmaz.

  • Eylemi etkilemeyen sözcükler zarf değildir.
  • Eğitim yapılmayan yer okul değildir.

 

 

Karşılaştırma:
En az iki varlığın ortak veya farklı yönlerini belirtmeye karşılaştırma denir.

“Bora, Berke’den büyüktür.” Bu cümlede Bora ile Berke yaş bakımından karşılaştırılmıştır.

“Gülün kokusu nergise göre daha hoştur.” cümlesinde gül ile nergisin kokuları karşılaştırılmış.

“Servet-i Fünun şairleri Tanzimatçılara göre daha başarılıdır.” cümlesinde de iki ayrı dönemin şairleri karşılaştırılmıştır.

 

İhtimal (Olasılık):
Bir olayın veya bir durumun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hakkında fikir yürütmektir.

  • “Yarın kar yağabilir.”
  • “Bizi soran Serhat olacak.”
  • “O şimdi uyumuş olmalı.”
  • “Bugünlerde Erzurum’a kar yağmıştır.”

 

Varsayım:
Bir durumun ya da olayın gerçekleşmediği hâlde gerçekleşmiş gibi düşünülmesidir. Varsayım “bir an için öyle düşünmek”tir.

  • “Diyelim ki o da bizimle gelecek.”
  • “Tut ki sınavı kazanamadın.”
  • “Onun bu yıl şirketten ayrılacağını farz edelim.”

“Varsayım”, ihtimalden farklıdır. Varsayım cümlelerinde gerçekleşme olasılığı hiç mümkün olamayacak ifadeler de bulunabilir: “Kabul edelim ki okyanus buz tuttu.” gibi.

 

Ön yargı:
Bir iş veya bir durumun konuyla ilgili belirli şartlara veya görünenlere dayanarak olumlu ya da olumsuz sonuçlanacağını kesin bir dille söylemektir.

  • “Bu çalışmayla bu sene de kazanamayacak.”
  • “Bu işi de eline yüzüne bulaştıracak.”
  • “Ne yaparsanız yapın onları buraya getiremezsiniz.”

 

Öneri:

Bir sorunu çözmek ya da bir konuyla ilgili eksiklikleri gidermek için sunulan teklife, öneri denir.

  • “Hikâyelerinde kısa cümleler kursan iyi olur.”
  • “Şiirlerinde soyut ögelerdense somut öğeleri kullanmalısın.”
  • “Kitabı üç ana bölüm altında toplayabilirsin.”

Yakınma:

Bir kişinin yaptıklarını sızlanarak anlatmaktır. “Bugüne kadar hangi sözümü dinledin ki?” “Çocuğun dağınıklığı artık çekilmiyor.”

Yakınma içinde bulunulan ortamdan şikâyet etme biçmiminde de olabilir.

“Sesimize kim kulak verir?”

 

Üslûp:

Sanatçının yazıda tercih ettiği anlatım biçimi, dili kullanma tarzıdır.

Sanatçının, sıfatları, deyimleri kullanması, devrik veya kurallı cümleler kurması, sözcük seçimine özen göstermesi gibi ifadeler üslûpla ilgili yargılardır.

  • “Hikâyelerinde sözcüklerin ilk anlamlarıyla yetinmeyip, sözcüklere başka anlamlar yüklemiştir.”
  • “Barış Manço şarkı sözlerinde deyimleri ve atasözlerini yerli yerinde kullanmıştır.”
  • “Romanlarında olayları okuyucuyu yormadan kısa ve devrik cümlelerle anlatmış.”

 

Doğrudan Anlatım:
Birine ait sözü olduğu gibi aktarmaya doğrudan anlatım denir.

  • Mevlana: “Balığa sudan başkası azaptır.” demiş.
  • “Sağlam fikirlerden, kuvvetli hareketler doğar.” demiş Shakespeare.

Yukarıdaki cümlelere dikkat ettiyseniz Mevlana ve Shakespeare’in sözleri olduğu gibi aktarılmıştır.

 

Dolaylı Anlatım:
Birine ait sözün anlamını değiştirmeden sadece yüklemdeki kipi değiştirerek söylemeye dolaylı anlatım denir.

  • Mevlana balık için sudan başkasının azap olduğunu söylemiş.
  • Shakespeare, sağlam fikirlerden, kuvvetli hareketlerin doğduğunu söyler.

 

 

Cümle Oluşturma:

Sevgili öğrenciler, sınavlarda bazen bir cümleyi numaralı parçalara ayırarak sizlerden cümleyi anlamlı bir şekilde oluşturmanız istenmektedir. Bu tür soruları cevaplarken öncelikle yüklemi belirleyin, daha sonra varsa edat gruplarını, bağlaçları ve tamlamaları bulunuz. Bu tür sorularda yüklem çoğunlukla sonda bulunur.

 

Cümle Yorumlama:
Sınavlarda en çok karşılaşacağınız soru biçimlerinden biridir.

Cümle yorumlama sorularında, verilen cümlenin yakın anlamlısını veya cümleden çıkarılmayacak yargıyı bulmanız istenecektir. Bu tür sorularda verilen cümleyi doğru anlamanız önemlidir.

Düşünceniz verilen cümle etrafında gelişmelidir. Bu sorularda size, kendi düşünceniz sorulmaz; cümledeki düşünce sorulur.

“Berke’nin kardeşi dün de okula gitmedi.”
Bu cümleden çıkarılabilecek ve çıkarılamayacak anlamları bulalım:

 

Yakın Anlamlı Cümleler:

 

Anlamca birbirine yakın olan cümle demektir.

Bu tür soruları çözerken verilen cümlenin anlamını tam olarak kavradıktan sonra seçeneklere bakmalısınız. Çünkü her seçenekte verilen cümleyi baştaki cümleyle karşılaştıracaksınız; bu da zaman kaybı demektir.

“Ayakta ölmek, diz üstü yaşamaktan iyidir.” Bu cümlenin yakın anlamlısını bulalım:

Bu cümlenin anahtar sözcükleri ayakta ve diz üstüdür. Cümlede ayakta “hür olmak, kimseye boyun eğmemek”, diz üstü ise “köle olmak, birinin esiri olarak yaşamak” anlamına gelmektedir. Bu cümlenin yakın anlamlısı şudur: “Esir olmaktansa özgürce ölmeyi isterim.”

 

“Sanat, ekmek peşinde koşarsa alçalır.” Bu cümlenin yakın anlamlısını bulalım:

Bu sözü söyleyen kişi, sanatı geçim kapısı olarak görmenin yanlışlığı üzerinde durmaktadır.
Bu cümlenin yakın anlamlısı şöyle olabilir:”Sanat, sanat için yapılmalı, para için değil.”

 

“Yalnız seni sevenleri sevmek, sevgi değil, değiş tokuştur.”Bu cümle için “değiş tokuştur” sözleri anahtar sözlerdir. Karşılıklı sevginin sevgi olmadığı üzerinde durulmaktadır.

Bu cümlenin yakın anlamlısı şöyledir: “Gerçek sevgi, karşılık beklenmeyen sevgidir.”

 

 

3 Ocak 2015 Saat : 9:39
PakizeHoca
devamını oku

8. Sınıf ve Genel Olarak Kelimede ( Sözcükte ) Anlam

1391588_10151936294642453_968873879_n

Sevgili canlar, :) bu derste sizlerle “kelimede anlam (sözcükte anlam)” konusunu işleyeceğiz anlamadığınız bir husus olursa lütfen yorumlarda bildiriniz.

Dil bir iletişim aracıdır. İletişim kurabilmek, duygu, düşünce ve isteklerimizi dile getirebilmek için dili dolayısıyla da sözcükleri kullanırız. Sözcükler bir dilin temel taşlarıdır. Konuşurken ya da yazarken hep sözcüklerden yararlanırız. Bu yüzden sözcüklerin anlamlarını çok iyi bilmemiz gerekir. Kullandığımız sözcüklerin anlam özelliklerini yeterince bilmiyorsak, anlatımlarımızda belirsizlik veya yanlışlıklar olur.

Türkçe, çok anlamlılık bakımından oldukça zengindir.Bu esnek bir dil olmasından ileri gelmektedir. Bir sözcüğün birden çok anlamda kullanıldığını, yazılı ve sözlü anlatımlarda hepimiz görmüşüzdür. Anlamını çok iyi bildiğimiz bir sözcük farklı cümlelerde hiç bilmediğimiz anlamlarda kullanılabilir.

Bu kullanılan anlamlar “kelimede anlam” konusunu işlemeyi gerektirmektedir.

 

Gerçek (Temel) Anlam:

Bir sözcüğü okuduğumuzda veya duyduğumuzda aklımıza gelen ilk anlama gerçek anlam denir.

Örneğin;

sözcüğü, yemek yeme ihtiyacı olan anlamındadır; tokun karşıtıdır.

“Dün akşamdan beri açım.” cümlesinde aç sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmıştır.

Ateş sözcüğünün gerçek anlamı, yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışıktır.

“İzciler kamp ateşinin etrafında toplandılar.” cümlesinde ateş sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmıştır.

Çocuk sözcüğünün gerçek anlamı, küçük yaştaki oğlan veya kızdır.

“Kapının önünde ağlayan çocuğun başını okşadı.” cümlesinde çocuk sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmıştır.

 

Yan Anlam:
Bir sözcüğün, gerçek anlamından kopmadan benzerlik veya herhangi bir ilişki kurularak değişik anlamlarda kullanılmasına yan anlam denir.

Örneğin;

“Yaprak” sözcüğünü ele alalım:

Yaprak sözcüğünün gerçek anlamı, “bitkilerde solunum ve terleme gibi olayları gerçekleştiren organdır.”

“Çınarın yaprakları çabuk sarardı.” cümlesinde yaprak sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmıştır.

“Bu tepsideki baklavada seksen yaprak var.” cümlesinde ise yaprak sözcüğü yufkaları ağacın yapraklarına benzetilerek yan anlamıyla kullanılmıştır.

“Kırk yapraktan oluşuyor bu kitap.” cümlesinde yaprak sözcüğü “ön ve arka yüzü oluşturan kâğıtlardan her biri” anlamına gelmektedir.Dolayısıyla yan anlamdır.

“Bırakmak” sözcüğünü gerçek ve yan anlamlarıyla kullanalım:

Bırakmak sözcüğünün anlamı, “elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak”tır.

“Karşıdan karşıya geçerken çocuğun elini bırakma.” cümlesinde bırakmak sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmıştır.
“Onunla görüşmeyi  haftaya bırak.”  cümlesinde bırakmak sözcüğü ertelemek anlamına gelerek yan anlamıyla kullanılmıştır.
Bırakın, içeri girsin.” cümlesinde ise bırakmak sözcüğü engel olmamak anlamıyla kullanılmıştır.

 

Terim Anlam:

Bilim sanat, spor, ya da çeşitli meslek dallarıyla ilgili özel kavramları karşılayan sözcüklerdir.

Örnek:

   Nota müziğin anahtarı gibidir.  (müzik alanında terim anlam)

Rakip takım birazdan penaltı atışı yapacak.  {futbol (spor) alanında terim anlam }

   Marmara fay hattı tehlikeli sinyaller veriyor. (coğrafya alanında terim anlam)

  Güreşçimiz, finalde rakibini tuşla yendi. (spor alanında terim anlam)

   Matematik öğretmenimiz tahtaya bir doğru çizmemizi istedi. (matematik alanında terim anlam)

   Şiirde aynı eklerin ya da sözcüklerin tekrarlanmasına redif denir. (edebiyat alanında terim anlam)

 

NOT: Bazen bir sözcük gerçekte terim değilken terim olarak kullanılabileceği gibi, gerçekte terim olan bir sözcük de terimlikten çıkabilir.

 Örnek:

  Polis bir hücre daha ortaya çıkardı. ( terimlikten çıkma)

  Sinop burnu Türkiye’nin en kuzey noktasıdır. (terimleşme)

 

NOT 2: Bir sözcük birçok dalda terim olabilir.

Aşağıda kök sözcüğünün birçok alanda terim anlamlı olarak kullanıldığını görmekteyiz.

 

   Bitkiyi toprağa bağlayan kökleridir.

  Dört, kök dışına iki olarak çıkar.

  Hiçbir ek almamış sözcüğe kök denir.

 

Mecaz (Değişmece) Anlam:

Bir sözcüğün, gerçek anlamından tamamen uzaklaşarak başka bir anlamda kullanılmasına mecaz anlam denir.

Sözcüklerin cümle, dize veya deyim içine girdiklerinde, gerçek anlamlarından tamamen sıyrılarak başka bir sözcük ya da kavram yerine kullanılmasıyla kazandığı anlama mecaz (değişmece) anlam denir.

Mecaz anlam, Sözcüğün sürekli olmayan, kullanım içinde geçici olarak üstlendiği anlamdır.

 

Örnek:

Müşteriden para sızdırmak için elinden geleni yapardı.

Satıcının o ince ve tiz sesi kulaklarımızda patlıyordu.

Bugünlerde havasından yanına varılmıyor.

   Bu hayırsız evlat için insan kendisini ateşe atar mı?

 

    ÖNEMLİ AÇIKLAMA

Değerli öğrenciler burada sizlerle mecaz anlam oluşturma yollarını öğreneceğiz.Sözcükte anlam konusuna Mecaz yolları ile devam edeceğiz.

     MECAZ ANLATIM YOLLARI, ÇEŞİTLERİ

-Benzetme (Teşbih)

-Eğretileme (İstiare)

-Ad Aktarması (Mecaz-ı Mürsel)

-Kinaye (Dolaylı Söz Söyleme)

-Tariz (Taşlama, iğneleme)

-Teşhis – İntak (Kişileştirme – Konuşturma)

-Abartma (Mübalağa) 

Şimdi bu türleri açıklayalım.

   Benzetme (Teşbih) :

Aralarında benzerlik bulunan iki varlıktan (kavramdan) niteliği zayıf olanın, niteliği üstün, belirgin olana benzetilmesidir.

Benzetme, Sözü daha etkili ve gözle görünür kılmak amacıyla kullanılan bir mecaz türüdür. Benzetmenin dört öğesi vardır :

1- Benzeyen                 (niteliği zayıf olan)

2- Benzetilen               (niteliği, üstün, belirgin olan)

3- Benzetme yönü      (benzerlik ilgisi gösteren)

4- Benzetme edatı      (gibi, kadar, sanki, misali)

 

Örnek :

Kızın       deniz            gibi        masmavi      gözleri     vardı.

Benzetilen  Benzetme   Benzetme  Benzeyen

Edatı            Yönü

 

   Benzetme İle İlgili Uyarılar:

Benzetmenin oluşabilmesi için benzeyen ve kendisine benzetilenin kullanılması şarttır.

Bunlar, benzetmenin temel öğeleridir.

Dört öğesinin dördünün de kullanıldığı benzetmelere ayrıntılı benzetme, benzetme edatının olmadığı benzetmelere kısaltılmış benzetme, yalnızca temel öğelerin kullanıldığı benzetmelere teşbih-i beliğ denir.

 

Örnek :

    Sular    öyle      temiz   ki annemin yüzü      gibi.              (Ayrıntılı Benzetme)

Benzeyen        Benzetme      Benzetilen     Benzetme

Yönü                                     Edatı

 

    Adam     cesurlukta    aslandı.              (Pekiştirilmiş Benzetme)

Benzeyen  Benzetme  Benzetilen

Yönü

 

Bin Atlı o gün      dev            gibi       bir    orduyu    yendik.  (Kısaltılmış benzetme)

Benzetilen  Benzetme       Benzeyen

Edatı

 

Gider oldum   kömür       gözlüm     elveda.        (Teşbih-i beliğ, güzel benzetme)

Benzetilen  Benzeyen

 

 Eğretileme (İstiare) :

İstiare : Arapça bir sözcük olup “bir şeyi iğreti, ödünç alma” anlamındadır. Ya benzeyenle ya da benzetilenle yapılan benzetmedir.

 

Örnek :

Aslan gibi güçlü bir adamdı.                    (benzetme)

 

Soruyu doğru yanıtlayınca “Aslan be!” dedi. (eğretileme)

 

Eğretileme üç çeşittir.

Açık Eğretileme (Açık İstiare) Yalnızca kendisine benzetilenin kullanılmasıyla yapılan eğretilemedir.

 

Örnek :

Havada bir dost eli okşuyor tenimizi.  Benzeyen:Rüzgar(yok)  Benzetilen:Bir dost eli

 

Kurban olam kurban olam

Beşikte yatan kuzuya                 Benzeyen  : Bebek, çocuk (yok)    Benzetilen : Kuzu

 

Kapalı Eğretileme (Kapalı İstiare)  Yalnızca benzeyen ile yapılan, benzetilenin de bir özelliğinin belirtildiği (genel olarak benzetme yönü) eğretilemedir.

 

Örnek :

Oğlu büyüyünce yuvadan uçup gitti.

Benzeyen  : Oğul    Benzetilen :  Kuş  (yok)    Benzetme yönü : Uçup gitmek

 

Ay zeytin ağaçlarının arasından yere damlıyordu.

Benzeyen  : ay     Benzetilen : su (yok)     Benzetme yönü : yere damlaması

 

Yaygın (Temsili) Eğretileme: Benzetmenin temel öğeleriyle birlikte, birden çok benzetme yönünün bulunduğu eğretilemedir. Yaygın eğretilemede bir “gizleme” vardır. Açıkça  söylenmeyen ya da söylenmek istenmeyen sözler, benzetme yoluyla ve sözlük anlamına gizlenerek söylenir, şairler bunu çoğu kez güzel ve etkili bir anlatım için kullanırlar.

 

Örnek :

Artık demir almak günü gelmişse zamandan

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan

(Yahya Kemal Beyatlı)

 

Eğretileme Yolları

İnsana özgü kavramların, doğaya (dış dünyadaki varlıklara) aktarılmasıyla;

Örnek :

   İnsan                       Derinden derine  ırmaklar   ağlar.          (Kapalı Eğretileme)

Benzetilen                                            Benzeyen

 

Doğaya özgü kavramların insana aktarılmasıyla;

Örnek :

  Askerin ölümü            Bir hilal uğruna ya Rab ne   güneşler batıyor.    (Açık Eğretileme )

Benzeyen                                                                 Benzetilen

 

Doğadaki bir varlığa ait özelliğin, bir başka varlığa aktarılmasıyla;

Örnek :

  Bulut                         Yüce dağ başında bir top   pamuk     var.         (Kapalı Eğretileme)

Benzeyen                                                            Benzetilen

 

 

Bir duyuya ait bir kavramın bir başka duyuya aktarılmasıyla;

 Örnek :

Sıcak bakışlarıyla ısıtırdı içimizi.       ( Kapalı Eğretileme)

 

 

 

Ad Aktarması (Mecaz-ı Mürsel)

Bir sözü benzetme amacı gütmeden bir başka söz yerine kullanmaktır.

Sözcüklerin yeni anlamlar yüklenmesinde bir etken de ad aktarmasıdır.

 

Örnek :

“Sinema” için “beyaz perde”

“seçime katılmak” yerine “sandık başına gitmek”

 

Ad aktarması şu ilişkiler çerçevesinde kurulabilir:

 

-Sanatçı verilir, yapıtı anlatılır.

Örnek :

Yaşar Kemal’i lise yıllarımda okudum. (Yaşar Kemal’in romanlarını)

 

-İçteki varlık verilir, dışındaki anlatılır ya da dıştaki varlık verilir içindeki anlatılır.

Örnek :    Haberi duyunca bütün ev ayağa kalktı.                (Evin içindeki insanlar)

Ayağını çıkarmadan içeri girme.                             (Ayakkabını)

 

-Parça verilir, bütün anlatılır ya da bütün verilir, parça anlatılır.

Örnek :

Bu acılı haberi ona hangi dil söyleyebilir?            (İnsan)

Gemi Mersin’e yanaştı.                                             (Mersin Limanı)

 

-Bir yer adı verilir, o yerde yaşayan insanlar anlatılır.

Örnek :

Bütün köy meydanda toplandı.                               (köy halkı)

Erzurum, Mustafa Kemal’e kucak açtı.   (Erzurum Halkı)

 

-Bir yön adı verilir, o yöndeki bölgeler ya da ülkeler anlatılmak istenir.

Örnek :

Batı bu duruma müdahale etmedi.                        (Batı ülkeleri)

 

-Bir eşya adı verilir, onu kullananlar anlatılmak istenir.

Örnek :

Koştu, yokuş aşağı bir şapka.                                (İnsan)

 

-Soyut bir ad verilip, somut bir varlık anlatılır.

Örnek :

Bu sonucu Türk gençliğine armağan ediyorum.                (Genç insanlar)

Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.                             (insanlar)

 

-Sonuç verilir, bunun nedeni kastedilir.

Örnek :

Gökten sicim gibi bereket yağıyor. (bereket, sonuçtur, nedeni yağmur anlatılmıştır)

 

 

Kinaye (Dolaylı Söz Söyleme)

Sözcüklerin çok anlamlı olarak kullanılmasında kinayenin de büyük bir önemi vardır. Kinaye bir sözün hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek bir biçimde (bilgi yelpazesi.net) kullanılmasıdır. Kinayede gerçek anlam verilir, mecaz anlam kastedilir.

 

Örnek:

Bu çocuğun elinden tutsan ne kaybedersin?

 

Bulmadım dünyada gönüle mekan

 

Nerde gül bitse etrafı diken

 

Şu karşıma göğüs geren

 

Taş bağırlı dağlar mısın?

 

 

Tariz (Taşlama) 

Bir kimseyi iğnelemek, onunla alay etmek amacıyla bir sözü gerçek anlamının tam karşıtı bir anlamda kullanmaktır.

 

Örnek:

 

Randevuna sadıkmışsın, beklemekten kök saldık.

 

O kadar çok konuştu ki söylediklerinden hiçbir şey anlamadık.

 

Biraz daha hızlı yürürsen karıncalar bile bizi geçecek.

 

 

Teşhis – İntak (Kişileştirme – Konuşturma)

 

İnsana özgü nitelikleri insan dışındaki varlıklara aktarmaya kişileştirme denirken, bu varlıkların insan gibi konuşturulmasına da konuşturma denir.

 

Örnek:

 

Güneş ışığında yağmurunu döken bulutlar sanki gülüyordu. (Teşhis)

 

 

Ufukta günün boynu büküldü.                  (Teşhis)

 

 

Dal, bir gün dedi ki tomurcuğuna :

Tenimde bir yara işler gibisin.                (İntak)

 

 

Abartma (Mübalağa) 

 

Bir durumu olduğundan çok ya da az göstermektir.

 

Örnek:

 

Bütün gün çalışmaktan iğne ipliğe döndü.

 

Alem sele gitti gözüm yaşından

 

 

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.

Mehmet Akif Ersoy

 

 

3 Ocak 2015 Saat : 8:41
PakizeHoca
devamını oku

6.SINIF ANLAM BİLGİSİ

 

1)SÖZCÜKTE ANLAM

1. Gerçek (Temel) Anlam

Gerçek anlam, bir kelimenin aklımıza ilk gelen anlamıdır. Kelimelerin, sözlükte yer alan ilk anlamları da gerçek anlamlarıdır. Bu yüzden gerçek anlama, sözlük anlamı da denir.

Örnek:

» Uyanır uyanmaz perdeyi açıp pencereden dışa baktım.

“Perde” kelimesini duyduğumuzda aklımıza ilk olarak “pencerelerin önüne takılıp ışığın girmesini engellemeye yarayan örtü” gelir.

(Bu cümlede “perde” sözcüğü aklımıza ilk gelen bu anlamıyla kullanıldığından gerçek anlam taşımaktadır.)

» Karabaş, bir şeyin kokusunu aldı.

(koku: Nesnelerden yayılan zerrelerin burunda uyandırdığı duygu)

» Kör adama kimse yardım etmedi.

(kör: Görme engeli)

» Kitaplarını boş bir kutuya yerleştirdi.

(boş: İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan)

2. Yan Anlam

Bir sözcüğün temel (gerçek) anlamından kopmadan kazandığı yeni anlamlara yan anlam denir. Sözcük, gerçek anlamından farklıdır; ancak gerçek anlamından tamamen kopmamıştır. Sözcüklerin yan anlam kazanmasında “gerçek anlamıyla görev, şekil (görünüş) benzerliği veya yakıştırması” etkilidir.

Örnek:

» Bu kokuyu, annem de kullanır.

(koku: Güzel kokmak için kullanılan esans)

» Kör makasla kumaşı kesmeye çalışıyor.

(kör: Keskinliği yeterli olmayan)

» Bugün boşum, hiç işim yok.

(boş: İşi olmayan, işsiz.)

3. Mecaz Anlam

Bir ilgi veya benzetme sonucu sözcüğün gerçek anlamından tamamen uzaklaşarak kazandığı yeni anlamlara mecaz anlam denir. Mecaz anlamda kullanılan sözcükler genellikle soyut anlam kazanır.

Örnek:

» Çok zorlayınca kapının kolu kırıldı.

(“Kol” kelimesinin gerçek anlamı en genel ifadeyle “insan uzvu”dur. Gövdemizin iki kenarında bulunur ve hareket ettirebiliriz. “Kapı kolu” da kapı gövdesinin iki kenarında bulunur ve hareket ettirilebilir. Dolayısıyla “kapı kolu” şekil ve işlev olarak insan koluna benzediği için yan anlam kazanmıştır.)

» Ortalıkta savaş kokusu vardı.

(koku: Belirti, işaret)

» Olaylara karşı kör ve sağırdır.

(kör: Duyarlılığını yitirmiş)

» Boş sözlerle beni oyalamayın.

(boş: Bir işe yaramayan)

4. Terim Anlam

Bir sözcüğün bilim, sanat, spor ya da meslek alanına özgü kavramları karşılığında kazandığı anlama terim anlam adı verilir.

Bazı bilim, sanat ve meslek dalları ile ilgili terimler:

Örnek:

Matematik: Doğal sayılar, kare, polinom…

Tiyatro: Sahne, perde, kostüm…

Müzik: Nota, portre, sol anahtarı…

Coğrafya: Meridyen, ölçek, izohips, Dünya, boğaz…

Resim: Portre, palet, tuval…

Futbol: Taç, faul, gol…

⇒ Bir sözcüğün terim olup olmadığı kullanıldığı cümleye göre değişir.

Örnek:

» Camdan yansıyan ışık gözlerimi kamaştırdı. (Gerçek anlam)

» Sanatçımız, edebiyatımızın vazgeçilmez ışıklarından biridir. (Mecaz anlam)

» Bugünkü dersimizde ışık konusunu işleyeceğiz. (Terim anlam) » Doğru haber veren gazeteler de var. (Gerçek anlam)

» İki noktadan tek doğru geçer. (Terim anlam)

» Olaya bir de şu açıdan bakalım. (Mecaz anlam)

» İkizkenar üçgenin taban açıları eşittir. (Terim anlam)

⇒ Bir sözcük, birden fazla alanda terim oluşturabilir.

Örnek:

» Oyunun birinci perdesi bitti. (Tiyatro terimi) » Kaz, perde ayaklı bir hayvandır. (Biyoloji terimi)

 

5.Yakın Anlamlı Kelimeler

Yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir.

Örnek:

» basmak – çiğnemek – ezmek
» tutmak – yakalamak

» korkak – çekingen
» saçmak – dağıtmak

» dargın – küskün – kırgın
» tanıdık – bildik

Örnek:

» Çiçeklere basmak.

» Çiçekleri çiğnemek.

» Çiçekleri ezmek.

Yakın anlamlılıkta çoğu zaman sözcüğün cümledeki kullanımı belirleyici olmaktadır.

Örnek:

“Yasaları çiğnemek” sözcük grubunda mecaz anlamda kullanılan çiğnemek sözcüğüyle basmak veya ezmek sözcüğü arasında yakın anlamlılıktan söz edilemez.

 

6.Zıt (Karşıt) Anlamlı Kelimeler

Anlamca birbirinin karşıtı olan, birbiriyle çelişen kelimelere zıt anlamlı kelimeler adı verilir. Türkçemizde her sözcüğün eş anlamlısı olmadığı gibi zıt anlamlısı da yoktur. Zıt anlamlı sözcükler genellikle nitelik veya nicelik bildiren sözcüklerde yani sıfat ve zarf özelliğindeki sözcüklerde bulunur.

Örnek:

» uzak ↔ yakın
» bulanık ↔ berrak
» kirli ↔ temiz
» ileri ↔ geri» güzel ↔ çirkin
» iç ↔ dış
» soğuk ↔ sıcak
» sık ↔ seyrek» iyimser ↔ kötümser
» inmek ↔ çıkmak
» sağ ↔ sol
» zengin ↔ fakir*Bir sözcüğün olumsuzu, o sözcüğün zıt anlamlısı değildir.

Örnek:

 » gelmek – gelmemek (olumsuzu)
» gelmek – gitmek (zıt anlamlısı) » kirli – kirsiz (olumsuzu)
» kirli – temiz (zıt anlamlısı)» almak – almamak (olumsuzu)
» almak – vermek (zıt anlamlısı)⇒ Sözcüklerin karşıt anlamlı olabilmesi için her ikisinin de gerçek ya da mecaz anlamlı olması gerekir.

Örnek:

» Dün akşam bize geldi. (gerçek anlam)
» Bu işin sonu nereye gider? (mecaz anlam)
Yukarıdaki cümlelerde gelmek ve gitmek birbirinin karşıtı değildir; çünkü gelmek gerçek anlamıyla, gitmek mecaz anlamıyla kullanılmıştır.

 7.Eş Sesli (Sesteş) Kelimeler

Yazılış ve okunuşları aynı olan; ama anlamları birbirinden farklı olan sözcüklere eş sesli (sesteş) sözcükler denir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler.

Örnek:

Yol
» Bu yolu takip etmemiz gerek. (yol: Bir yerden bir yere ulaşmak için üzerinde yürüdüğümüz yer)» Kardeşimle birlikte bahçedeki otları yolduk. (yolmak: Çekip koparmak)Yüz
» Yüzü bana dönüktü. (yüz: Çehre, surat, sima)
» Düğününe yüz kişi gelmiş. (yüz: Doksan dokuzdan sonra gelen sayı)
» Kıyıda iki çocuk yüzüyordu. (yüzmek: Suda ilerlemek)
» Koyunun derisini yüzdüler. (yüzmek: Derisini çıkarmak, soymak)El
» Telefonu bütün gün elinden bırakmadı. (el: İnsanın tutmaya ve iş görmeye yarayan organı)
» Eller ne derse desin, önemli değil. (el: Yabancı) ⇒ Dilimizde düzeltme işareti ( ^ ) olan sözcüklerde okunuşları, yazılışları ve anlamları farklı olduğu için sesteşlik özelliği aranmaz.

Örnek:

» Hava soğuktu kar yağıyordu.» Bu seneki kârımız iyi.» ama – âma» hala – hâlâ» aşık – âşık» adet – âdet » yar – yâr ⇒ Bir sözcüğün temel anlamıyla yan anlamı arasında sesteşlik özelliği aranmaz. Çünkü bu tür sözcükler arasında anlam bağlantısı kopmamıştır.

Örnek:

» Karabatak suya daldı.
» Uzmanlığını hangi dalda tamamladı? Bu cümlelerde dal sözcükleri birbirinin sesteşi değildir; çünkü birinci cümlede dal sözcüğü gerçek anlamıyla, ikinci cümlede dal sözcüğü ağacın bir organı olan dal sözcüğünün yan anlamıyla kullanılmıştır.

⇒ Bir sözcüğün temel anlamıyla mecaz anlamı arasında sesteşlik özelliği aranmaz.

Örnek:

» Kuru otlar, bir kibrit değse tutuşuverecekti. (Temel anlam)
» Bu yazarın kuru bir anlatımı var. ( Mecaz anlam)

8.Genel ve Özel Anlamlı Kelimeler

Söylenişte tekil olmasına rağmen anlamca geniş kapsamlı olan sözcüklere genel anlamlı sözcükler; anlamca daha dar kapsamlı olan sözcüklere ise özel anlamlı sözcükler denir.

Örnek:

varlık – canlı – bitki – çiçek – papatya
GENEL  . . . . . .   ↔   . . . . .  ÖZEL
Yukarıdaki örnekte sözcükler genelden özele doğru sıralanmıştır. Buradaki sözcüklerin en genel anlamlısı “varlık”tır, en özel anlamlısı ise “papatya”dır. Yine bu örnekte “çiçek” sözcüğü, “bitki” sözcüğüne göre daha özel anlamlıdır; “çiçek” sözcüğü, “papatya” sözcüğüne göre daha genel anlamlıdır.

9.Somut Anlamlı Kelimeler

Beş duyu organımız olan göz, deri, kulak, dil ve burundan en az biriyle algılayabildiğimiz varlıkları karşılayan sözcüklere “somut anlamlı sözcükler” denir. Bir başka deyişle elle tutup gözle görebildiğimiz, koklayıp tadabildiğimiz veya koklayabildiğimiz varlıkları karşılayan kelimelerdir.

Örnek:

Rüzgâr, yağmur, soğuk, sıcak, ekşi, acı (tat), çiçek, gürültü, aydınlık, karanlık, mavi, koku, uzun, deniz…
Yukarıdaki kelimeler beş duyu organımızdan en az biriyle algılanabilir. Sıcak, soğuk, rüzgâr dokunmayla; gürültü işitmeyle; mavi, uzun, deniz, çiçek görmeyle algılanabilir. Bu yüzden bu sözcükler somuttur.

10.Soyut Anlamlı Kelimeler

Beş duyu organımızdan herhangi biriyle algılayamadığımız kavramları ifade eden sözcüklere “soyut anlamlı sözcükler” denir.

Örnek:

Kin, iyilik, kötülük, nefret, kıskançlık, ayrılık, özlem, aşk, sevgi, acı (üzüntü), mutluluk, vicdan, umut, sevinç, keder…
Yukarıdaki kelimelerin hiçbiri beş duyu organımızla algılanamaz. Örneğin “nefret” dokunulabilen, görülebilen, duyulabilen, koklanabilen veya tadılabilen bir varlık değildir. Bu yüzden soyuttur.» Somut anlamlı sözcüklerle soyut anlamlı sözcükler arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Ancak aktarmaların temeli sayılan “somutlaştırma” olayında somut-soyut ilişkisi kurulmaktadır.

11.Nicel Anlamlı Kelimeler

Kavramların sayılabilen, ölçülebilen, azalıp çoğalabilen özelliklerini gösteren sözcüklere nicel anlamlı sözcükler denir.

Örnek:

» Bu binadaki dairelerin oldukça geniş odaları var. » Ağacın uzun dallarını testereyle kestim.
» Okul, yüksek binaların arasında kalmış.
» Sırtında ağır bir çantayla güç bela yürüyordu.
» İşyerime yakın bir ev satın almak istiyorum.
Yukarıdaki örneklerde koyu yazılan sözcükler – odanın genişliği, dalların uzunluğu, binaların yüksekliği, çantanın ağırlığı, evin yakınlığı – ölçülebilir özellikleri gösterdiği için nicel anlamlıdır.

12.Nitel Anlamlı Kelimeler

Varlıkların nasıl olduğunu, niteliğini gösteren; sayılamayan, ölçülemeyen bir değeri, özelliği ifade eden sözcüklere “nitel anlamlı sözcükler” denir.

Örnek:

» Ekşi yoğurdu ayran yaparak değerlendirebilirsin.
» Annemin lezzetli yemekleri burnumda tütüyor.
» Güleç yüzüyle çevresine neşe saçıyordu.
» Cimri insanların kimseye hayrı dokunmaz.
» Okula yırtık ayakkabılarla gidiyordu.
Yukarıdaki örneklerde koyu yazılan sözcükler – yoğurdun ekşiliği, yemeklerin lezzetliliği, yüzün güleçliği, insanların cimriliği, ayakkabıların yırtıklığı – ölçülemeyen özellikleri, nitelikleri ifade ettiği için nitel anlamlıdır.

⇒ Sözcükler cümle içindeki kullanımına göre bazen nicel bazen de nitel anlamlı olabilir.

Örnek:

» Okul yıllarında onunla yakın arkadaştık. (nitel anlam)

» Stadyum evimize çok yakındı. (nicel anlam)

Birinci örnekteki “yakın” sözcüğü “içten, sıkı” anlamında kullanılmıştır. İki arkadaş arasındaki yakınlık belli bir ölçü aletiyle ölçülemez. Bu yüzden yakın sözcüğü nitel anlamlı bir sözcüktür. İkinci örnekteki “yakın” sözcüğü ise, ölçülebilir bir özellik olduğu için nicel anlamlıdır. Evin stadyuma olan uzaklığı metreyle ölçülebilir.

» Annesinin güzel gözleri vardı. (nitel anlam)
» Bu işten güzel para kazanmışlar. (nicel anlam)
Birinci örnekteki “güzel” sözcüğü, ölçülemeyen bir nitelik bildirdiği için nitel anlamlıdır. Gözlerin ne derece güzel olduğunu ölçen bir alet yoktur. İkinci örnekteki “güzel” sözcüğü ise “çok” anlamında kullanılmıştır. Paranın ne kadar kazanıldığı hesaplanabileceği için “güzel” sözcüğü nicel anlamlıdır.

 

2)CÜMLEDE ANLAM

1)Sebep-Sonuç (Neden-Sonuç) Cümleleri

Neden-sonuç cümleleri, bir eylemin hangi gerekçeyle veya hangi sebeple yapıldığını bildiren cümlelerdir. Bu cümlelerin yüklemine “niçin?” , “neden?” soruları sorulduğunda bu sorular cevapsız kalmaz. Neden-sonuç cümleleri iki bölümden oluşur: Birinci bölüm neden (sebep), ikinci bölüm ise sonuç bildirir. Genellikle “için, -den, -diğinden, ile” gibi ekler ve edatlar kullanılır.

Örnek

» Hasta olduğu için okula gelememiş. Yukarıdaki cümlede yükleme “neden gelememiş?” sorusunu yönelttiğimizde “hasta olduğu için” cevabını alıyoruz. Yüklemin yapılış sebebi bildirildiği için bu cümle sebep-sonuç cümlesidir.

» Okulların açılmasıyla masraflar arttı. » Seni uyandırmayalım diye radyoyu açmadık. » Yağmur yağınca maç iptal oldu. » Malzeme yetersizliğinden inşaat yarım kaldı.

Neden-sonuç ilişkisi bağımsız iki cümle ile de ifade edilebilir.

Örnek

» Çiçekleri gece sula; daha çabuk büyür. » Bir daha böyle konuşma; beni üzüyorsun.

Bu örneklerde birinci cümlede ifade edilen eylem, ikinci cümlede ifade edilen eylemin nedeni durumundadır. Buna “gerekçe” de denmektedir. Bu tür ifadelerde sebep cümlesi ile sonuç cümlesinin yerleri değiştirilebilir.

Neden-Sonuç Cümleleri ile Amaç-Sonuç Cümleleri Arasındaki Fark

Neden-sonuç ile amaç-sonuç cümleleri birbirine çok benzemekte bu yüzden sık sık karıştırılmaktadır. Sebep-sonuç cümleleri ile amaç-sonuç cümlelerini ayırt etmek için şu yolu izlemeliyiz:

Neden-sonuç ile amaç sonuç cümlelerinin karıştırılmasının en büyük sebebi iki tür cümlenin de “neden?” sorusuna cevap verebilmesidir. Eğer bir soruda birden fazla seçenekte “neden?” sorusuna cevap alabiliyorsak, öncelikle “hangi amaçla?” sorusunu sorup eleme yapmalıyız. “Hangi amaçla?” sorusunun cevabı bize amaç-sonuç cümlesini verecektir.

2)Amaç Sonuç Cümleleri

Eylemin hangi amaca bağlı olarak gerçekleştiğinin belirtildiği cümlelerdir. Amaç-sonuç cümleleri, eyleme sorulan “hangi amaçla?” sorusuna cevap verir. Bu tür cümlelerde de “için, diye, üzere” gibi edatlardan yararlanılır.

Örnek

» Sınavı kazanmak için çok çalışmış. Yukarıdaki cümlede yükleme “hangi amaçla çalışmış?” sorusunu yönelttiğimizde “sınavı kazanmak için” cevabını alıyoruz. Yüklemin yapılış sebebi bildirildiği için bu cümle sebep-sonuç cümlesidir.

» Bildiklerini anlatmak üzere karakola başvurdu. » Kilo vereyim diye spor yapıyor. » Yazar, eleştirmene şirin görünmek maksadıyla iki yüzlü davranıyor. » Ona sık sık öğüt verirdi; iyi bir insan olsun diye.

Amaç-Sonuç Cümleleri ile Neden-Sonuç Cümleleri Arasındaki Fark

Amaç-sonuç cümleleri, neden-sonuç cümleleri birbirine çok benzemekte bu yüzden sık sık karıştırılmaktadır. Amaç-sonuç cümleleri ile neden-sonuç cümlelerini ayırt etmek için şu yolu izlemeliyiz:

Amaç-sonuç ile neden-sonuç cümlelerinin karıştırılmasının en büyük sebebi amaç-sonuç cümlelerinin, neden-sonuç cümlelerini bulmak için kullandığımız “neden?” sorusuna da cevap verebilmeleridir. Bu yüzden amaç-sonuç cümlelerinin sorulduğu sorularda önce mutlaka “hangi amaçla?” sorusu sorulmalıdır. Eğer önce “neden?” sorusunu sorarsak neden-sonuç cümlesini amaç-sonuç sanarak yanılırız.

3)Koşul-Sonuç (Şart-Sonuç) Cümleleri

Bir olayın veya durumun gerçekleşmesinin, başka bir olayın veya duruma bağlı olduğunu belirten cümlelerdir. Bu tür cümlelerde birinci bölüm (yan yargı) koşul, ikinci bölüm ise o koşula bağlı olarak ortaya çıkan sonuçtur (temel yargı). Türkçede koşul anlamı asıl olarak “-se” şart ekiyle sağlanır. “ise”, “-ince”, “-dikçe”, “mi”, “ama”, “üzere”, “yeter ki” ile de koşul anlamı sağlanabilir.

Örnek

» Ödevini yaparsan oyun oynayabilirsin. Bu cümlede koyu renkle yazılmış bölüm, eylemin yapılabilmesinin bağlı olduğu koşulu belirtmektedir. (oyun oynayabilmesi hangi koşula bağlı? → ödevini yapmasına)

» Temiz bir dünya istiyorsan yerlere çöp atma. » Müzik dinleyebilirsin ama sesini fazla açmayacaksın. » Bizim buralara yağmur yağdıkça her yer toprak kokardı. » Akşama geri vermek üzere bu kitabı alabilirsin. » Akşam baban gelsin, alışverişe çıkarız. » İstediğin her şeyi alırım, yeter ki sınıfını geç.

Cümleye istek, dilek anlamı katan –se, -sa ile koşul anlamı veren –se, -sa ekini karıştırmamak gerekir. İstek cümleleri de –se, -sa eki almasına rağmen, koşul anlamı taşımaz.

Örnek

» Otobüsle gelmese de trenle gelse.

4)Karşılaştırma Cümleleri

Birden fazla varlık, kavram ya da durumun karşılaştırıldığı cümlelerdir. Karşılaştırmada benzerlik, farklılık, üstünlük gibi değişik durumlar ifade edilir. Karşılaştırma ilgisi “gibi, kadar, en, daha, çok, göre, fazla” gibi sözcüklerle kurulur.

Örnek

» Kışın Sivas, İstanbul’dan daha soğuktur. » Televizyon da sinema kadar etkilidir. » Köyün en güzel çileği bahçemizde yetişir. » Yeni şiirler eski şiirlere göre daha anlaşılır bir dille yazılıyor. » Selim, gezmeyi çok sever, Elif ise kitap okumayı.

5)Öznel Yargılı Cümleler

Söyleyenin kendi düşüncesini, duygusunu veya beğenisini içeren cümlelerdir. Doğruluğu ya da yanlışlığı kişiden kişiye göre değiştiği için öznel yargılar kanıtlanamaz.

Örnek

» Mavi en güzel renktir. Yukarıdaki cümle, söyleyenin kişisel düşüncesini yansıtmaktadır. Kanıtlanması olanaksızdır. Çünkü her insanın sevdiği renk farklıdır. Bu yüzden bu cümle, öznel yargı bildiren bir cümledir.

» İstanbul Boğazı’nın seyrine kimse doyamaz. » Evde mutlu olan başarılı olur. » Mavi elbise insanlara yakışıyor. » Duygusal şarkılar herkesi etkiler.

6)Nesnel Yargılı Cümleler

Söyleyenin duygu veya düşüncesini içermeyen; doğruluğu ya da yanlışlığı kişiden kişiye göre değişiklik göstermeyen cümlelerdir. Nesnel yargılar, araştırma sonucu ulaşılabilecek, herkesçe kabul görmüş, kanıtlanabilir yargılardır.

Örnek

» Mavi ana renklerden biridir. Yukarıdaki cümlede söyleyenin kişisel düşüncesine yer verilmemiştir. Bu cümledeki yargı, araştırma sonucunda ulaşılabilir ile kanıtlanabilir bir yarı olduğundan bu cümle nesnel bir cümledir.

» Şairin en son kitabı 200 sayfadan oluşuyor. » Eser, dört bölüm halinde sinemaya uyarlanmış. » İstanbul 1453′te fethedildi. » Yazar, bu romanında aile bireyleri arasındaki sorunları anlatıyor.

7)Doğrudan Anlatımlı Cümleler

Başkasına ait bir sözün hiç değiştirilmeden aktarılmasına doğrudan anlatım denir. Olduğu gibi aktarılan söz genellikle tırnak işareti içerisinde yazılır. Tırnak işaretinin dışında virgül kullanılarak da aktarılabilir.

Örnek

» Atatürk: “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” diyerek bir gerçeği dile getirmiştir. (Atatürk’e ait söz değiştirilmeden aktarılmış) » Atalarımız, kalem kılıçtan keskindir, der.

8)Dolaylı Anlatımlı Cümleler

Başkasından alınan sözün, cümledeki yargıyı değiştirmeden, kendi sözcüklerimizle aktarılmasına dolaylı anlatım denir. Dolaylı anlatımlı cümleler “söyledi, belirtti, açıkladı” gibi eylemlerle biter ya da yüklemleri öğrenilen geçmiş zamanla çekimlenir.

Örnek

» Atatürk hayatta en gerçek yol göstericinin ilim olduğunu söylemiştir. (Yazar kendi anlatımıyla Atatürk’e ait sözü değiştirerek aktarmış) » Doktor, babama ilaçları mutlaka içmesi gerektiğini tembih etti.

CÜMLE YORUMLAMA

1. CÜMLENİN KONUSU

Cümlede üzeride durulan kavramlar cümlenin konusunu verir. Sorularda bir cümle verilir ve bu cümlede neyin anlatıldığı, yani cümlenin konusu sorulur.

Yapılması gereken, verilen cümleyi yorumlayarak anlatılanı bir iki söz ile ifade etmektir. Bunun için cümleye “Bu cümle neyi anlatıyor?” sorusu sorulur ve sorunun cevabı aranır. Alınan cevap cümlenin konusu olacaktır.

Örnek

» Öğretmen bir toplumun yapı taşıdır.

Bu cümlede öğretmen, “yapı taşı”na benzetilmiş. Taştan yapılan binalarda temel malzeme taş olduğuna göre, bu malzeme olmadan bina yapılamaz. Öğretmen için toplumun yapı taşı dendiğine göre, toplumun ortaya çıkması için öğretmene ihtiyaç var demektir. Öyleyse toplumun oluşmasında öğretmen çok önemlidir. Yani bu cümlenin konusu, anlatmak istediği, “öğretmenin önemi”dir.

» Gelecek nesillere yaşanır bir dünya bırakmak için çevreyi korumalıyız.

Bu cümlede çevrenin korunması gelecek nesillere sağlıklı bir dünya bırakma gerekçesine bağlanıyor. Öyleyse bu cümlede “çevrenin korunmasının gerekliliğini” anlatıyor diyebiliriz.

2. CÜMLENİN ANA FİKRİ (ANA DÜŞÜNCESİ)

Bir cümlede asıl anlatılmak istenen fikir veya cümlede verilmek istenen mesaja ana fikir denmektedir.

Örnek

» Eğer bir romancı yazdığı eserlerin geniş kitleler tarafından okunmasını, beğenilmesini arzu ediyorsa yapacağı ilk iş seslendiği halkın anlayabileceği bir dil kullanmak olmalıdır.

Bu cümlede anlatılmak istenen düşünceyi “Yalın bir dil kullanan sanatçı, daha fazla okunur.” şeklinde öz olarak ifade edebiliriz. Bu da cümlenin ana düşüncesi olur.

» Gerçek şair; halkının dağlarını, çobanlarını, kuzularını, acı ve sevinçlerini anlatandır.

Bu cümlede anlatılmak isteneni ise “Şair, milletini anlatan kimsedir.” şeklinde belirtebiliriz.

3. CÜMLEDEN ÇIKARILABİLECEK YARGI

Bir cümle verilir ve bu cümlede anlatılmak istenenin veya cümleden çıkarılabilecek yargının ne olduğu sorulur.

Bu tip soruların çözümünde yapılması gereken, verilen cümleyi yorumlayarak cümlenin söyleniş sebebinin bulunmasıdır. Çünkü hiçbir cümle boş yere söylenmez, her cümlenin bir söyleniş amacı vardır. İşte bu tip sorularda bize düşen onu bulmaktır. Biz buna cümlenin ana düşüncesi de diyebiliriz.

“Bu cümlede yazar bize ne demek istedi?” sorusuyla anlatılmak isteneni bulabiliriz.

Örnek

» Yazar, eserlerinde günlük hayatta olan şeyleri olduğu gibi, hiçbir abartmaya gitmeden anlatmıştır.

Bu cümlede yazar, eserlerinde günlük hayatı olduğu gibi anlatmışsa toplumun yaşamını işlemiş demektir. Öyleyse bu cümlede anlatılmak isteneni “Yazar, eserlerinde içinde yaşadığı toplumu anlatmıştır.” şeklinde ifade edebiliriz.

» İnsan, bazı şeyleri söylemeyi seçtiği için değil; onları belli bir biçimde söylemeyi seçtiği için ‘yazar’dır.

Bu cümlede, “bazı şeyleri söyleme” sözüyle, konu; “belli bir biçimde söyleme” sözüyle, üslup kastedilmiştir. Bu sözlerden hareketle cümlede, bir insanı yazar yapan şeyin işlediği konunun değil, üslubunun olduğu anlatılmak istenmiştir. Dolayısıyla bu cümlede anlatılmak isteneni “Bir yazarın neyi söylediğinden çok, nasıl söylediği önemlidir.” şeklinde ifade edebiliriz.

4. CÜMLEDEN ÇIKARILAMAYACAK YARGI

Bir cümle verilir ve bu cümleden çıkarılamayan ya da cümlenin anlamıyla çelişen yargıları bulmamız istenir.

Yapılacak iş verilen cümleyi yorumlayarak cümleden çıkarılabilecek yargıları bulmaktır. Sorular dört seçenekten oluştuğuna göre, seçeneklerin üçündeki yargılar, verilen cümleden çıkarılabilecek niteliktedir. Dolayısıyla cümleden çıkarılabilecek yargılar belirlenince, cümleden çıkarılamayacak yargı kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Bu süreçte cümle çok iyi okunmalı, hangi ifadeden nasıl bir sonuç çıkarılabileceği iyi tespit edilmelidir.

Örnek

» Mehmet’in kardeşi dün de okula gitmedi.

Bu cümleden çıkarılabilecek ve çıkarılamayacak anlamları bulalım:

1. “Mehmet evin tek çocuğu değildir.” 2. “Mehmet ‘in kardeşi 0-6 yaş arasında değil.” 3. “Mehmet ‘in kardeşi bugün de okula gitmemiş.” 4. “Mehmet kardeşinden başarılıdır.”

Yukarıdaki cümlelere baktığımızda 1. cümle kardeş, 2. cümle okul, 3. cümle dün de sözcüklerinden çıkar. 4. cümleyi verilen cümleden çıkaramıyoruz.

5. CÜMLE TAMAMLAMA

Verilen cümlelerde veya karşılıklı konuşma metinlerinde boş bırakılan yerlerin anlam bütünlüğünü ve uyumunu sağlayacak şekilde doldurulmasıdır.

Yapılacak iş, cümlenin gelişinden çıkarılan anlam doğrultusunda boşlukları doldurmaktır. Bu yapılırken dil bilgisi kuralları göz önünde bulundurulmalıdır. Yani eklenecek sözcüklerin hem anlamca hem de yapıca cümleye uygunluk taşıması gerekir.

Tamamlanacak ve tamamlayacak cümleler ya da sözler arasında;

– Anlamsal ilişki doğru kurulmalıdır. – Zaman ve kişi yönünden uyum olmalıdır. – Cümleleri anlamca bağlamak için uygun bağlaçlar kullanılmalıdır.

Böyle sorular seçeneklerden gidilerek de çözülebilir.

Örnek

» Anneme Anneler Günü için bir ………………… aldım. Anneler Günü’nde çocuklar annelerine hediye alır. Öyleyse bu boşluğu “hediye” sözcüğüyle tamamlayabiliriz.

6. CÜMLE OLUŞTURMA

Sözcük ya da sözcük gruplarına ayrılmış olarak verilen cümlelerin genellikle anlamlı ve kurallı bir cümle haline getirilmesi istenir.

Yapılacak iş, öncelikle yüklemi belirlemek ve eğer kurallı bir cümle isteniyorsa yüklemi sona yerleştirmek, daha sonra varsa edat gruplarını, bağlaçları ve tamlamaları bulmaktır.

Örnek

1. aynı şeyleri 2. başkalarının düşüncelerini 3. dinleyerek de 4. okuyarak 5. yapabiliriz 6. nasıl öğreniyorsak

Yukarıdaki sözcük ve sözcük gruplarıyla anlamlı bir cümle oluşturmak için sıralama nasıl olmalıdır?

A) 2 – 6 – 3 – 1– 4– 5 B) 1 – 3 – 5 – 6– 4 – 2 C) 2 – 4 – 6 – 1 – 3 – 5 D) 3 – 5 – 1 – 2 – 4 – 6

Çözüm:

Bu sözcüklerle anlamlı ve kurallı bir cümle oluşturmak istesek, ilk önce yüklemi bulmalıyız. Burada yüklem, beşinci sözcük olan “yapabiliriz” sözcüğüdür. Seçeneklerdeki sıralamaya beş numarayla biten iki seçenek vardır: A ve C. Sözcükler arasındaki anlam dikkate alındığında da C seçeneğinin sıralamasının daha uygun olduğu görülür. Doğru sıralama şu şekildedir: ”Başkalarının düşüncelerini okuyarak nasıl öğreniyorsak aynı şeyleri dinleyerek de yapabiliriz.”

YANIT: C

7. DÜŞÜNCENİN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİREN SÖZCÜKLER

Cümle içindeki kelimeler anlamca birbirini tamamlar. Fakat bir konudan başka bir konuya geçilirken “fakat, ama, lakin, ancak, oysa, ne var ki, yalnız, halbuki” gibi anlamın akışını değiştiren sözcükler kullanılabilir. Bu tür sözcükler cümlede anlamın akışını değiştiren sözcüklerdir.

Örnek

» Ahmet çalışkan, dürüst, efendi bir öğrencidir; ama …

“ama” bağlacından sonra kullanacağımız ifade daha önce kullanacağımız ifadenin zıddı olacaktır.

Ahmet çalışkan, dürüst, efendi bir öğrencidir; ama yazısı güzel değil.

ifade olumlu ifade olumsuz

» Hasta adam, iyileşmek için doktor doktor dolaştı; ne var ki hastalığına çare bulamadı. » Ankara güzel, düzenli, planlı bir şehirdir; fakat denize kıyısı yoktur. » Parası yok, arkadaşı yok, gidecek kimsesi yok; yalnız temiz bir kalbi var. » Gelemeyeceğini söyledi, hâlbuki vakti vardı.

8. ÖRTÜLÜ ANLAM

Cümlede açık olarak söylenmediği halde cümlenin anlamından veya cümledeki bazı ifadelerden çıkarılabilen anlama örtülü anlam denir. Bu tip cümlelerde kıyaslamalara, aşamalı durumlara yer verilebilir. Ağırlıklı olarak “de” bağlacı kullanılır.

Örnek

» Öğretmenler toplantısına annem de katıldı. cümlesinde toplantıya annesi dışında katılanların da olduğu anlamı çıkar. Bu anlam açık olarak söylenmediği için cümle örtülü anlamlıdır.

» Ahmet yine kaza yapmış. cümlesinden Ahmet’in iyi bir sürücü olmadığı ve daha önce de kaza yaptığı anlamları çıkıyor. Bu anlamlar o cümlenin örtülü anlamlarıdır.

» Hava artık ısınmaya başladı. cümlesinde havanın daha önce soğuk olduğu anlaşılmaktadır. Cümlede belirtmemesine rağmen bu anlamı çıkartabildiğimiz için bu cümle örtülü anlamlıdır.

ANLAMLARINA GÖRE CÜMLELER

1. ÖNERİ (TEKLİF) CÜMLELERİ

Bir sorunu çözmek veya daha iyiye ulaşmak için görüş ve düşüncelerin öne sürüldüğü cümlelerdir.

Örnek

» Daldaki elmayı almak için merdiven kullanmalısın. » Bu işe sabırlı yaklaşmanız daha doğru olacak. » Konuyu iyice anlamak istiyorsan, önce tekrar et, sonra da bol bol soru çöz.

2. VARSAYIM CÜMLELERİ

Gerçekleşmemiş bir olayın gerçekleşmiş gibi ya da gerçekleşmiş bir olayın hiç gerçekleşmemiş gibi kabul edildiği cümlelerdir. Varsayım anlamı taşıyan yargılarda genellikle “tutalım ki, diyelim ki, farz edelim, düşün ki” gibi ifadelere yer verilir.

Örnek

» Diyelim ki bu uçağa yetişemedin. » Bir an için rüyalarının gerçekleştiğini düşün. » Tut ki puanın yetmedi ve üniversiteye giremedin.

3. ELEŞTİRİ CÜMLELERİ

Bir yapıtın, bir insanın veya bir durumun doğru ya da yanlış yönlerini belirten cümlelerdir. Eleştiri, olumlu eleştiri ve olumsuz eleştiri olmak üzere ikiye ayrılır.

Örnek

» Konuları açık ve anlaşılır bir dille ele almış. » Hakem, son maçı çok iyi yönetti. Yukarıdaki cümlelerde hoşa giden yönler belirtildiğinden olumlu eleştiri yapılmıştır.

» Bu firmanın ürünleri eskisi kadar kaliteli değil. » Kimi öyküleri, öykü olmaktan çok köşe yazısıdır. Yukarıdaki cümlelerde de hoşa gitmeyen, eksik görülen yönler belirtildiğinden olumsuz eleştiri yapılmıştır.

4. ÖZ ELEŞTİRİ CÜMLELERİ

Bir kişinin kendi davranışları üzerinde yürüttüğü yargıları içeren cümlelerdir.

Örnek

» Zamanı iyi kullanmadığım için sınavda başarısız oldum. » On dört yaşına geldim ama hâlâ güzel yazmayı öğrenemedim. » Düşünmeden konuşarak arkadaşımın kalbini kırdım.

5. DAVRANIŞ CÜMLELERİ

Birine veya bir şeye karşı sergilenen hâl, hareket, muamele, tavır ve tutumları anlatan cümlelerdir.

Örnek

» Yıllardır görmediği dayısına doyasıya sarıldı. » Ev sahibi bizi çok sıcak karşıladı.

6. ÖN YARGI (PEŞİN HÜKÜM) CÜMLELERİ

Bir kişi veya bir durumla ilgili belirli şart, olay ve görüntülere dayanarak önceden edinilmiş olumlu veya olumsuz yargıları belirten cümlelerdir.

Örnek

» Bu işi kesinlikle başaramayacak. (Olumsuz ön yargı) » Bu kitap bu yılın en çok okunan kitabı olacak. (Olumlu ön yargı) » Ben zaten onun suçlu olduğunu baştan biliyordum.

7. UYARI CÜMLELERİ

Kişi ya da kişileri yanlış davranışlardan uzak tutmak için bir konu, sorun ya da olumsuz bir durum ile ilgili ikaz ve hatırlatmaları içeren cümlelerdir.

Örnek

» Kışın zincir takmadan yola çıkmayın. » Üzerime bu kadar gelmeyin. » Dilini tutmayı öğrenemezsen etrafında kimsecikler kalmaz.

8. GÖRÜŞ CÜMLELERİ

Bir olay, varlık veya düşünce üzerinde varılan yargıyı belirten cümlelerdir.

Örnek

» Resim sanatı insanı dinlendirir. » Hepimiz hatalarımızdan ders çıkarmalıyız. » Bu projedeki eksikleri gidermeliyiz.

9. YAKINMA (ŞİKAYET) CÜMLELERİ

Bir durumdan duyulan rahatsızlığı ifade eden cümlelerdir.

Örnek

» Gittiğinden beri hiç aramadı. » Nerede nasıl davranacağını bir öğrenebilse. » İnsanlar hâlâ uğradıkları haksızlıklara ses çıkarmıyor.

10. HAYIFLANMA CÜMLELERİ

Bir kişinin herhangi bir olaydan veya yapmadığı bir işten dolayı duyduğu üzüntüyü anlatan cümlelerdir.

Örnek

» Öğretmenin anlattıklarını keşke defterime yazsaydım. » Gençlikte bir güzel gezip eğlenmek varmış. » Zavallı kedi soğukta çok üşümüş.

11. PİŞMANLIK CÜMLELERİ

Yapılan bir hata veya yanlış sonucunda duyulan üzüntüyü belirten cümlelerdir.

Örnek

» Keşke ona bu sözleri söylemeseydim. » Bu arabayı almamız bir hataydı. » Buzlu yolda bu kadar hızlı araba kullanmamalıydım.

» Hayıflanma cümleleri ile pişmanlık cümleleri arasındaki fark şudur: Hayıflanma cümlelerinde yapılmayan bir işten dolayı duyulan üzüntü anlatılır, pişmanlık cümlelerinde ise yapılan bir işten dolayı duyulan üzüntü söz konusudur.

12. SİTEM CÜMLELERİ

Bir kimsenin yaptığı bir hareketten dolayı duyulan üzüntünün, kırgınlığın dile getirildiği cümlelerdir.

Örnek

» Davete bir beni çağırmamışsın. » İnsan, kendisine bunca emeği geçen insanı bir kere de olsa arayıp sorar. » Bir yudum mutluluğu bize çok gördünüz.

» Sitem cümleleri ile yakınma cümleleri arasındaki fark şudur: Sitem cümlelerinde bir durumdan veya bir kişiden duyulan rahatsızlık kişinin kendisine söylenir, yakınma cümlelerinde ise bir durumdan veya bir kişiden duyulan rahatsızlık başkalarına anlatılır.

13. KÜÇÜMSEME CÜMLELERİ

Bir kişiye veya bir olaya değer vermeme, onu küçük görme, önemsememe, hafife alma anlamı taşıyan cümlelerdir.

Örnek

» O da güya okuyacak da adam olacak. » Bu maçı kazanıp da şampiyon olacakmış. » Sen kim, sanatçı olmak kim!

14. AZIMSAMA CÜMLELERİ

Bir şeyin miktarca az olduğunu, yetersiz görüldüğünü ifade eden cümlelerdir.

Örnek

» Bir tanecik mi ayakkabın var? » Bu kadarcık ücretle çalışamam. » Günlerdir çalışıyorsun, ne kadar az iş yapmışsın.

15. ŞAŞIRMA CÜMLELERİ

Beklenmeyen bir durum karşısında ne yapacağını, nasıl davranacağını bilememe, hayrete düşme anlamı taşıyan cümlelerdir.

Örnek

» Böyle ansızın gideceğini hiç düşünmemiştim. » Sınav sonucunu çok yüksek beklerken düşük gelmesin mi! » Ne, demek doktor oldun!

16. BEKLENTİ CÜMLELERİ

Gerçekleşmesi beklenen davranış ve işleri bildiren cümlelerdir. Beklentiler bazen gerçekleşir bazen gerçekleşmez.

Örnek

» Sınavdan yüksek not almayı umuyorum. » Bizi bu sefer daha sıcak karşılayacağını düşünmüştük. » Annem doğum günümde bana en sevdiğim oyuncağı alacak.

17. ÖZLEM (HASRET) CÜMLELERİ

Geçmişte yaşanan günlerin tekrar yaşanma isteğini ya da bir yeri veya kişiyi görme isteğini dile getiren cümlelerdir.

Örnek

» Yıllardır görmediğim köyüm burnumda tütüyor. » Eskiden bayramlar bir başka kutlanırdı. » Fırsat olsa da onu tekrar görebilsem.

18. TASARI CÜMLELERİ

Gelecekte yapılması planlanan işlerin belirtildiği cümlelerdir.

Örnek

» Önümüzdeki ay tatile çıkmayı düşünüyorum. » Bu işin altından başarıyla kalkmayı amaçlıyoruz.

19. TAHMİN CÜMLELERİ

Akla, sezgilere, gözlemlere veya birtakım verilere dayanarak, olacak bir şeyi önceden kestirebilme sonucunda ortaya çıkan cümlelerdir.

Örnek

» Annem meraktan patlıyordur şimdi. » Gökyüzü bulutlarla doldu, yağmur yağabilir. » Şu anda öğretmen derse başlamıştır.

20. OLASILIK (İHTİMAL) CÜMLELERİ

Gerçekleşmesi kesin olmayan bir olayın veya bir durumun ortaya çıkmasının beklenilmesi, umut edilmesi ile ilgili cümlelerdir.

Örnek

» Tatilde Karabük’e gidebiliriz. » Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın. » Sanıyorum o konu anlatılmadı.

» Olasılık cümleleri ile tahmin cümleleri arasındaki fark şudur: Olasılık anlamlı cümlelerde “ikilem” söz konusudur. Yani bahsedilen şey için “Öyle de olabilir, böyle de olabilir.” anlamı hakimdir. Tahmin anlamlı cümlelerde bu “ikilemi” görmeyiz. Tahmin anlamlı cümlelerde tecrübelerden hareketle “emin oluş” havası vardır. Olasılık anlamlı cümlelere göre, tahmin anlamlı cümlelerde “kesinlik anlamı” daha yoğundur.

21. ÇARESİZLİK CÜMLELERİ

Olay ve durumlar karşısında yapılabilecek herhangi bir şey olmamasıdır.

Örnek

»İstesek de istemesek de bu sıkıntıyı çekeceğiz. » Parasızlıktan ne yapacağını bilmiyordu. » Bu olay onun elini kolunu bağlamıştı.

22. BEĞENİ CÜMLELERİ

Bir varlığa veya bir olayın sonucuna yönelik beğenme, takdir etme, övme veya onaylama işini bildiren cümlelerdir.

Örnek

» Her türlü rezaletin yaşandığı bu çevrede dürüst ve tertemiz bir insan olarak yetişti. » Araba dediğin böyle rahat ve geniş olmalı. » Yazar, olayları sıradanlığa düşmeden güzel bir üslupla yansıtmış.

23. ONAY (BİR DÜŞÜNCEYE KATILMA) CÜMLELERİ

Yapılan bir işin ya da davranışın yerinde ve doğru olduğunun kabul edildiği cümlelerdir.

Örnek

» Öğretmenine saygı göstererek yerinde bir davranış sergiledi. » Aferin sana, son saniyede topu potaya atman doğru bir hareketti.

24. ABARTMA CÜMLELERİ

Bir şeyi olduğundan çok veya az göstererek anlatan cümlelerdir.

Örnek

» Adam o kadar zayıf ki üflesek uçacak. » Ağlamaktan gözlerinin yaşı kurumuştu. » Pire kadar boyuyla bana kafa tutuyor.

25. ENDİŞE (KAYGI) CÜMLELERİ

Olumsuz bir durumun gerçekleşme olasılığından dolayı duyulan kaygıyı anlatan cümlelerdir.

Örnek

» Acaba yolda başlarına bir şey mi geldi? » Bu kadar bekledik ama ya gelmezse…

26. GÖZLEM CÜMLELERİ

Bir varlığın, durumun veya olayın niteliklerini gözleme dayalı olarak anlatan cümlelerdir.

Örnek

» Yazarın çalışma masası darmadağındı. » Çocuk bizimle konuşurken sürekli sallanıyordu.

27. KESİNLİK BİLDİREN CÜMLELER

Şüphe ve olasılık barındırmayan, anlamında kesinlik olan cümlelerdir. Genelde nesnel anlatımlı cümlelerdir.

Örnek

» Bu yörenin dereleri kışın donar. » Ders bitmiştir, herkes dışarı çıksın. » Ayılar somon balığını sever.

28. KARARLILIK BİLDİREN CÜMLELER

Kararında direnme, kesin karar vermiş olma durumunu belirten cümlelerdir.

Örnek

» Hiçbir güç beni annemden ayıramaz. » Sorularına asla cevap vermeyeceğim. » Bu yolda ölmek var dönmek yok benim için.

29. KARARSIZLIK BİLDİREN CÜMLELER

Herhangi bir konuyla ilgili olarak karar verememeyi ifade eden cümlelerdir.

Örnek

» Acaba kazağı buradan mı alsam, yoksa öteki mağazadan mı? » Tiyatroya mı gitsem, sinemaya mı?

30. EŞİTLİK BİLDİREN CÜMLELER

İki veya daha çok şeyin eşit olması durumunu ifade eden cümlelerdir.

Örnek

» Kazandığımız paraları yarı yarıya paylaştık. » Boyca birbirleriyle aynılar. » Elmayı tam ortasından ikiye böldü.

31. SORU SORMAKTAN ÇOK BİLİNENİN VURGULANDIĞI CÜMLELER

Amacın soru sormak olmadığı, bilinen bir durumun öne çıkarıldığı veya vurgulandığı cümlelerdir.

Örnek

» Hangimiz bu kampanyaya katılmak istemeyiz ki? » İnsan sevmez mi?

ANLATIM BİÇİMLERİ

1. Betimleme (Betimleyici Anlatım)

Betimlemede amaç, okuyucunun anlatılanı gözünde, zihninde canlandırmasını sağlamaktır.

Varlıkların okuyucunun gözünde, zihninde canlanacak şekilde ayırt edici nitelikleriyle resim çizer gibi anlatılmasına betimleme (tasvir etme) denir.

Betimlemede gözlem esastır. Gözlemle elde edilen bilgiler açık, sade ve anlaşılır bir dille okuyucunun gözünde canlanacak şekilde anlatılır. Betimlemede yazar, tasvir edeceği varlığı kendi bakış açısına, kendi görüş ve değerlendiriş biçimine göre anlatır, betimlemeye kendi yorumunu katabilir.

Örnek

» “Başımızın üstünde her zaman yeşil, iğne yapraklı dallardan örülü bir çatı var. Dallar öylesine sık ki, güneş ışığı aşağıya süzülemiyor bile. Ormanın içine doğru kilometrelerce uzayıp giden toprak bir yol… Çevredeki çiçeklerin insanı bayıltıcı kokusu ve kuşların tatlı nağmeleri…”

Bu parçada ormanın içindeki bir yerin betimlemesi yapılmıştır. Yazar bunu yaparken kendi yorumunu da katmıştır.

Betimlemeler insanı konu alabilir. Kişinin dış görünüşünün, fiziksel özelliklerinin (yüzü, gözü, saç rengi, kolları, bacakları, boyu vs.) yanı sıra iç dünyası ve karakter özellikleri (sevdikleri, sevmedikleri, düşündükleri, tepkileri, duyguları, önem verdikleri vs.) de anlatılabilir.

Örnek

»”Kapıda yaşlı bir adam belirdi. Üzerinde biraz eski, açık mavi bir takım elbise vardı. Ceketin üst cebinde üçgen şeklinde kıvrılmış mendil, kravatıyla aynı renkteydi. Yer yer ağarmış saçlarını sol tarafa yatırmış, hâlâ siyahlığını koruyan bıyıklarını üst dudağının üzerini kapatacak şekilde bırakmış. Ayağında yıllar önce gençlerin oldukça rağbet ettiği ucu sivri ucu küt biçimli ayakkabılar vardı.”

Bu parçada yaşlı adamın fiziksel özelliklerinden, dış görünüşünden bahsedilerek betimleme yapılmıştır.

2. Öyküleyici Anlatım

Tasarlanmış veya yaşanmış bir olayın başkalarına sözle ya da yazıyla anlatıldığı anlatım biçimine öyküleme (hikâye etme) denir.

Örnek

» “Derse geç kalmıştım. Hemen bir taksi tuttum. Taksici beni derse yetiştirmek için biraz hızlı sürdü. Önümüzde giden araç ani fren yapınca ona arkadan çarptık. Bereket, taksici hemen frene basmıştı da çarpışma hafif oldu. Tabiî ben de derse yetişemedim.”

Görüldüğü gibi bu parçada kişi, okula giderken başına gelenleri anlatmış. Bu anlatımda dikkat ederseniz, bir olay zaman içinde anlatılmış. Derse geç kalıyor, taksi tutuyor, bindiği taksi başka bir araca çarpıyor. Demek ki bu parçanın anlatımında öyküleyici anlatımdan yararlanılmıştır.

Öyküleme, anlatımı yönüyle betimlemeye benzer. Bu nedenle öyküleme betimsel anlatımla karıştırılabilir.

Öyküleme ile Betimleme Arasındaki Fark

Öykülemede olaylar, kişi veya kişilerin başından belli bir yerde ve belli bir zamanda geçer. Betimlemede ise zaman akış içinde değildir ve kişi veya kişilerin başından geçen herhangi bir olay söz konusu değildir.

Yani betimlemede belli bir zamanda durur nitelikteki eylem veya varlıklar tanıtılır. Öykülemede ise zaman akış halindedir ve olaylar bu akış içinde verilir. Buna fotoğraf ve film örneğini verebiliriz: Fotoğrafta zaman, olay ve varlıklar donmuş durumdadır. İşte betimleme bu donmuş durumun sözcüklere dökülmüş şeklidir. Oysa filmde zaman, olay ve varlıklar hareket halindedir, işte öyküleme de belli bir zaman aralığında geçen olayları anlatan film gibidir.

3. Açıklama (Açıklayıcı Anlatım)

Bilgi vermek amacı ile oluşturulan yazılarda kullanılan anlatım tekniğidir. Bu tür yazılarda amaç okuyucuyu bilgilendirmek, ona bir şeyler öğretmek olduğu için sade ve anlaşılır bir dil kullanılır. Açıklayıcı anlatımda yazar, duygularına yer vermez, nesnel bir anlatım hakimdir.

Örnek

» “Yakup Kadri Karaosmanoğlu edebiyatımızın önde gelen sanatçılarından biridir. Roman, hikâye, anı gibi değişik alanlarda eserler vermiş olan sanatçı daha çok romanları ile tanınmaktadır. Romanlarında önceleri kişisel konuları işleyen sanatçı daha sonra toplumsal konulara yönelmiştir. “Kiralık Konak”ta nesiller arası duygu ve düşünce farklılıklarını işleyen sanatçı, “Yaban” romanında Kurtuluş Savaşı yıllarında köy yaşamını, köylü – aydın çatışmasını işlemiştir.”

Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi parçada “Yakup Kadri” okuyucuya tanıtılmış, sanatçının eserleri ile ilgili bilgiler verilmiştir. İşte öğreticiliği esas alan bu tür anlatıma açıklayıcı anlatım denir.

4. Tartışma (Tartışmacı Anlatım)

Yazarın kendi doğrularına okuyucuyu inandırmak, onu kendi gibi düşündürmek için kullandığı anlatım tekniğine tartışma denir. Amaç kendi düşüncesini savunmak, varsa yanlış düşünceyi çürütmek olduğundan yazar, düşüncelerini sanki karşısında okuyucu varmış da onunla konuşuyormuş gibi ele alır. Kendi görüşünü ortaya koyar, karşıt görüşün dayanaksız olduğunu örnekleri ile gösterir. Bu yöntemde önce eleştirilecek olan düşünce verilir. Yazar, kendi düşüncesinin doğruluğunu, eleştirdiği düşüncenin ise yanlışlığını savunur.

Örnek

» “Bazı bilim adamları yanlış, anlaşılmaz bir Türkçe ile yazıyorlar. Üstelik bunlar, edebiyatçı olmadıklarını ileri sürerek, hoş görülmelerini de istiyorlar. Ama bu, mazeret olamaz. Çünkü bizim onlardan istediğimiz; duygu ve düşüncelerini düzgün bir dille yazmalarıdır. Bunun için de sanatçı olmaya gerek yoktur. Her insan ana dilini hatasız kullanacak ölçüde bilmelidir bence.”

Görüldüğü gibi yazar yukarıdaki parçada önce, eleştirdiği düşünceyi vermektedir. Dili yanlış kullanan bazı bilim adamlarını eleştirmektedir. Bu konuda hoş görülmeyi isteyen bilim adamlarını ise haksız bulmaktadır. Yazar, her insanın ana dilini düzgün, yanlışsız kullanması gerektiğini savunmaktadır. Bunun için de bazı bilim adamlarının iddia ettiği gibi sanatçı olmak gerekmediğini doğru görüş olarak okuyucuya aktarmaya çalışmaktadır.

DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI

Düşünceyi geliştirme yolları, parçada anlatılanları daha anlaşılır hâle getirmek, okuyucuyu etkilemek, onun ilgisini çekmek gibi amaçlarla kullanılır.

Düşünceyi geliştirme yöntemlerinden, dört temel anlatım biçiminin (açıklama, tartışma, betimleme, öyküleme) birinin içinde yararlanılabileceği gibi bu yöntemlerden herhangi biri parçanın anlatımında hâkim konumda da olabilir.

1. Tanımlama

Bir kavram veya varlığın ne olduğunun açıklanmasına tanımlama denir. Genelde açıklayıcı ve tartışmacı anlatım tekniklerinde tanımlamadan yararlanılır. Varlık ya da kavramın okuyucunun zihninde daha belirginleşmesi amaçlanır. Tanım, “Bu nedir?” sorusuna cevap verir.

Örnek

» “Destanlar, tarihten önce ve tarihin başlangıcı sırasında bir milletin geçirdiği maceraları, yetiştirdiği kahramanları; doğa, evren ve toplum olayları hakkında düşündüklerini ve bunlar karşısında aldığı vaziyetleri anlatan din ve kahramanlık hikâyeleridir.”

Parçada açıklayıcı anlatım tekniği kullanılarak destanlar hakkında bilgi verilmiştir. Ancak bu yapılırken ilk cümlede “Destan nedir?” sorusuna cevap olacak şekilde tanımlamadan yararlanılmıştır.

2. Karşılaştırma

Birden fazla varlık ya da kavram arasındaki benzerlik veya farklılıkları ortaya koymak için kullanılan anlatım yoluna karşılaştırma denir. Daha çok tartışmacı ve açıklayıcı anlatım içinde kullanılan bu yöntemde, varlıkların farklı ya da ortak yönleri ele alınır.

Örnek

»”Konuşma ile yazma farklıdır. Konuşma geçicidir, yazma kalıcı. Konuşma anlıktır, yazma sonsuz. Yazıya geçirilen her şey olduğu gibi korunur. Konuşma ise saman alevi gibi söylendiği anda yitip gider.”

Bu parçada “konuşma” ile “yazma” karşılaştırılmış, yazmanın konuşmadan üstün olduğu belirtilmiştir.

3. Örneklendirme

Bir düşüncenin somut hâle getirilerek daha anlaşılır kılınması için anlatılan konuyla ilgili örnekler verilmesine örneklendirme denir. Düşüncenin anlaşılır ve akılda kalıcı olması amaçlanır. Bazen önce bir örnek verilerek veya fıkra anlatılarak konuya giriş yapılır. Bunlardan hareketle de bir yargıya varılır.

Örnek

» “Bir yerde sabit civata gibi dönüp duranların ne kendilerine faydaları vardır, ne çevredekilere. Oysa dünyaya bakalım; her şey değişir, durmadan yol alır. Su, buhar olur, yağmura dönüşür; tohum, baş verir, çiçeğe durur; civciv, pek cılız doğar, kocaman bir horoz olur. Dünyada hiçbir şey durmaz. Bu doğanın bir parçası olan insan neden dursun?”

Bu parçada insanın yerinde durmaması gerektiği görüşünü yazar, doğadan hareketle örneklendirmiştir. Önce görüşünü söylemiş, daha sonra bu görüşünü örneklendirmiştir: Doğada her şey hareket hâlinde ve değişim içindedir, insan da buna ayak uydurmalıdır.

4. Tanık Gösterme

Yazarın, savunduğu düşüncenin doğruluğuna okuyucuyu inandırabilmek için tanınan ve görüşlerine itibar edilen kişilerin sözlerinden alıntı yapılmasına tanık gösterme denir.

Kişinin sadece ismini yazıda kullanmak, tanık gösterme için yeterli değildir. Bu, örneklendirme olur. Tanık göstermede önemli olan, kişinin sözünü destekleyici olarak kullanmaktır. Bu da kişinin düşüncelerinin tırnak içinde aktarılması ile olur.

Önce yazar kendi görüşünü verir. Daha sonra bu görüşü kanıtlamak, inandırıcılığı artırmak için, o alanda tanınmış bir kişiden söz edip, o kişinin sözlerine yer verilir.

Örnek

» “Deneme, büyük savlar içermez. Daha çok duyguya, sezgiye, birikime ve akla dayanır. Denemede yazar kendi birikimini, içinden gelenleri özgürce aktarır. Bu nedenle Nurullah Ataç deneme için: “Deneme benin ülkesidir.” der. Bu görüşe katılmamak elde değildir.”

Bu parçada yazar, deneme yazı türü ile ilgili görüşlerini aktarmıştır. Görüşlerinin inandırıcı kılmak için bu alanda söz sahibi olan ünlü denemeci Nurullah Ataç’tan alıntı yapmış, onun sözlerini aktarmıştır.

5. Sayısal Verilerden Yararlanma

Düşüncenin kanıtlanabilmesi için istatistiksel bilgilerden, anketlerden ya da grafiklerden yararlanılmasıdır.

Örnek

» Ormanlar, dünyamızın akciğerleri gibidir. Ağaç ve ormanın insan hayatına doğrudan ve dolaylı o kadar çok faydası vardır ki… Aklıma gelen birkaçını sıralayayım isterseniz. O zaman ne demek istediğimi daha iyi anlamış olursunuz. Tabiatın harika, sessiz süpürgeleri ormanlar yaratılmasaydı yaşadığımız dünya tozdan geçilmeyecekti. 1000 m² ladin ormanı yılda 32 ton, kayın ormanı 68 ton ve çam ormanı ise 30-40 ton tozu hüp diye emebilir ve havadaki zehirli gazları da filtre eder.”

6. Benzetme

Bir kavramı ya da varlığı başka bir kavram ya da varlığın özellikleriyle anlatmaya benzetme denir.

Örnek

» “Birikimsiz yazarlık saman alevi gibidir. Saman alevi çabucak tutuşup yine çabucak söner. Yazmak için yeterli donanıma sahip olmayan birikimsiz yazarlar da parlamış olsalar bile elbet bir gün saman alevi gibi sönüp giderler.”

Parçada, birikimden yoksun yazarlar saman alevine benzetilmiştir. Bunların kalıcı olamayacağı, bu benzetmeden yararlanılarak vurgulanmıştır.

Anlatımın Özellikleri

Yazar tarafından parçanın anlatımında kullanılabilen veya yazının taşıdığı ya da taşıması gereken nitelikleri ifade etmeye yarayan bazı kavramlar vardır.

1. Özgünlük

Anlatımda başkasına benzememe, kendine has olmaktır. Yazıda taklitçilikten kaçınma; farklı, yeni, alışılmışın dışında olmaktır.

2. Açıklık / Duruluk

Anlatımdan okuyucunun çıkardığı anlam ile yazarın vermek istediği mesajın aynı olmasıdır. Anlatılmak istenenin kolayca anlaşılması demektir. Anlatımda anlaşılması zor ifadelerden kaçınılmasıdır. Söylenecek sözü sembollere sığınmadan anlatma demektir.

3. Doğallık

Anlatımın yapmacıksız, günlük yaşantıda olduğu gibi, sanat yapmadan, süs ve özentiden uzak yapılmasıdır.

4. Akıcılık

Yazının kolay okunabilmesi ve rahatsız eden kelimelerin kullanılmamasını ifade eder. Düşünceler kolay anlaşılabilir bir biçimde sıralanabilmelidir. Ses sanatları akıcılığın vazgeçilmeyen unsurlarından biridir.

5. Yoğunluk

Birçok anlamı bir arada vermektir. Anlam içinde anlam bulunacak şekilde bir anlatımı tercih etmektir.

6. Özlülük

Anlatımda az sözle çok anlam ifade edebilmektir. Sözü uzatmadan, kısa tutarak mesajı en öz şekilde vermektir.

7. Tutarlılık

Anlatımda birbiriyle çelişen düşünceler ileri sürmeme, sık sık düşünce değiştirmemektir.

8. Sürükleyicilik

Okuyucunun ilgisini canlı tutmak, okuyucuyu esere bağlamaktır.

9. Kalıcılık

Geçmiş dönemde ortaya konan bir yapıtın gelecekte de ilgi görmesi, geçerliliğini korumasıdır.

10. Ulusallık / Yerellik

Sadece bir ulusun kültürel özelliklerini taşımaktır.

11. Evrensellik

Bir sanat yapıtının dünyadaki tüm insanlara hitap eden bir özellik taşımasıdır.

12. Çağdaşlık

Çağının gerisinde kalmamak, çağına uygun özellikler taşımaktır.

13. İçtenlik

Anlatımın yürekten, candan, samimi olmasıdır.

ANLATICI TÜRLERİ

Olay anlatımına dayalı metinlerde olayları, kişileri, mekânı okurlara anlatan kişiye anlatıcı denir. Metinlerde anlatım iki tür anlatıcı aracılığıyla yapılır:

1. Birinci Kişi Ağzıyla Anlatım

Birinci kişi ağzıyla anlatımlarda yazar, kendi başından geçen veya içinde bulunduğu bir olayı anlatır. Bu tür anlatımlarda çoğu zaman birinci tekil şahıs (ben) veya birinci çoğul şahıs (biz) ekleri kullanır.

Örnek

» Kimse farkına varmadan evden çıktım. Doğruca alet edevatın bulunduğu depoya gittim. Duvara yaslı duran kazmayı kaldırıp ağırlığına baktım. İmkanı yok, bunu götüremezdim.Çok ağırdı. Küçük keser de aynı görevi görürdü. Aradığım keseri buldum. Depodan çıktım

2. Üçüncü Kişi Ağzıyla Anlatım

Üçüncü kişi ağzıyla anlatımlarda yazar, genellikle duyduğu veya gördüğü şeyleri anlatır. Bu tür anlatımlarda çoğu zaman üçüncü tekil şahıs (o) veya üçüncü çoğul şahıs (onlar) ekleri kullanır.

Örnek

» Yazdan kalma bir gündü. Güneş, insanın içini ısıtıyordu. Cemil, sahilde oturmuş, dalgaların sesini dinlerken üstünden hızla geçen martıların çığlığı andıran sesiyle irkildi. Yerinden doğrulup izlemeye koyuldu. Martılar deniz üzerinde iyice süzüldükten sonra suya ani dalışlar yapıyor, küçük balıklar ustaca avlıyordu…

PARAGRAFIN ANLAM YÖNÜ

1. PARAGRAFIN ANA DÜŞÜNCESİ (ANA FİKRİ)

Yazar veya şairler bir konu aracılığı ile belirli bir anlatım yöntemini kullanarak okuyucuya bir mesaj ulaştırır. Parçada okuyucuya verilmek istenen asıl düşünceye ana düşünce denir. Bir parçanın yazılmasının amacı ana düşüncedir, parçanın konusu da parçanın yazımı için araç niteliğindedir.

Ana düşüncenin bazı özellikleri: » Ana düşünce bir yargı bildirir. » Parça okunduğunda herkesin vardığı ortak düşüncedir. » Parçayı kapsar nitelikte genel bir yargıdır. » Parça tek cümle ile özetlenecek olsa bu ana düşünce cümlesi olur.

Bir parçada ana düşünceyi bulmak için şu yolu izleyebiliriz: » Öncelikle konu bulunmalıdır. » Yazarın konuyu ele alış amacının ana düşünceyi oluşturduğu unutulmamalıdır. » Parçadaki bağlayıcı kavramlar varsa belirlenmeli; çünkü “kısacası, sonuçta, oysa, bence, özetle, aslında” gibi ifadelerden sonra ana düşünce gelebilir. » Örnek verilmişse örnekten önceki yargının ana düşünceyi verebileceği hatırdan çıkarılmamalıdır.

İyi bir paragrafta ana düşünce bir cümle şeklinde parçanın başında, sonunda veya herhangi bir yerinde verilir. Paragraftaki diğer cümleler ise ana düşünceyi açıklayıcı ya da destekleyici nitelikte olur.

Ana düşünce, bazen de yazının bütününe sindirilmiş durumdadır. Bu durumda ana düşünce paragraf yorumlanarak, anlatılanlardan hareketle bulunur.

Bu bilgiler göz önüne alınarak ana düşünce bulunurken parçada şu sorulara cevap aranmalıdır:

– Yazar bu parçayı hangi amaçla yazmıştır? – Bize ne anlatmak istemektedir?

Bu sorulara cevap aranırken karşımıza çıkacak düşünceleri, kendi görüşümüze göre değerlendirmemeliyiz. Parçada bizim kabul etmediğimiz, hatta tam tersini düşündüğümüz bir fikir işleniyor olabilir. Yazılanlardan hareketle ve yazara göre doğrular bulunmalıdır.

NOT 1: Parçanın ana düşüncesi, parçanın bütününü kapsar. Ana düşünce bulunurken sınırlamaya ve kapsayıcılığa dikkat edilmelidir. Ana düşünce olarak belirlenecek ifade parçanın tamamını kapsayıcı nitelikte olmalıdır. Çünkü parçanın bir kısmını karşılayan düşünce ana düşünce olamaz.

Örnek

» “Türk milletini şiirsiz düşünemeyiz. O, asırlar boyu şiirle düşünmüş, şiirle konuşmuştur. Kahramanlıklarını şiirle ifade etmiş; üzüntülerini, sevinçlerini şiirle dile getirmiştir. Analar, çocuklarını şiirle avutmuş, şiirle uyutmuştur. Ölenlerin arkasından şiirle ağlanmıştır. Sözün özü, Türk milleti şiir zevki olan ve şiire yatkın bir millettir.”

Bu parçanın ana fikrini bulmak oldukça kolay. Çünkü yazar parçanın bütününde anlattıklarını “sözün özü” diyerek son cümlede özetlemiştir. Bu cümleden yola çıkarak bu parçada “Şiirin milletimizin hayatında önemli bir yeri olduğu” düşüncesinin vurgulandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Eğer biz bu parçanın ana düşüncesi için “Şiir, insan yaşamında önemlidir.” belirlemesini yapmış olsaydık hata ederdik. Çünkü bu düşünce parçada anlatılandan daha genel bir yargıdır. Oysa parçada şiirin bütün insanlar için önemi değil, sadece Türk insanının yaşamındaki yeri anlatılmış. Eğer bu parçanın ana düşüncesi olarak “Türk milleti kahramanlıklarını şiirle ifade etmiştir.” belirlemesini yapsaydık, yine hata yapmış olurduk. Çünkü bu sefer de ana düşünceyi oldukça daraltmış olurduk. Parçada, Türk milletinin kahramanlıklarını şiirle ifade ettiği anlatılmıştır; ama bu düşünce Türk milletinin yaşamında şiirin yerini anlatmak için kullanılmış yardımcı düşüncelerden sadece biridir. Yani parçayı kapsayıcı nitelikte değildir. Dolayısıyla bu belirleme de ana düşünce olamaz.

NOT 2: Ana düşünce bazen de parçanın girişinde yani ilk cümlede verilebilir.

Örnek

» “Oyun, çocukların ruhsal eğitiminde önemli bir yer tutar ve gelişmelerini sağlar. Oyundan ve oyuncaklardan mahrum bazı çocukların, gelecekte asık yüzlü, somurtkan ve çekilmez kişiler oldukları görülmüştür. Oyunlar, aşırı olmadığı sürece, çocuklar için vazgeçilmez eğlence kaynaklarıdır.”

Bu parçanın bütününde “oyun ve oyuncağın, çocuğun ruhsal gelişimi için gerekli olduğu” düşüncesi işlenmiştir. Yazar bu ana düşünceyi zaten ilk cümlede “Oyun, çocukların ruhi eğitiminde önemli bir yer tutar ve gelişmelerini sağlar.” sözleriyle vermiştir. Daha sonraki cümlelerde ise bu düşüncesini açıklayıcı ve destekleyici açıklamaları sıralamıştır. Demek ki bu parçanın ana düşüncesi ilk cümlededir.

NOT 3: Ana düşünce, bazı parçalarda son cümlede bulunabilir.

Örnek

» “Kişilerin tek başlarına bir güçleri yoktur; çabalarının sonucu, dünyanın genel tablosu içinde pek fark edilmez. Hayatta işler, genel bir iş bölümüne göre yürütülür. Bu iş bölümünde tek adamın payı bir yağmur damlası kadardır. Gene de her damla, taşkını artırır; her el insanlığın mutluluğuna ya da sefaletine bir şeyler katar.”

Yazar bu parçada asıl mesajını son cümlede vermiştir. Bu parçanın ana düşüncesi: “Gene de her damla, taşkını artırır; her el insanlığın mutluluğuna ya da sefaletine bir şeyler katar.” cümlesinde gizlidir. Biz bu cümleden “Dünyanın iyi veya kötü oluşunda her ferdin payı vardır.” sonucunu çıkarabiliriz. Bu yargı ana düşüncedir.

NOT 4: Ana düşünce bazen yazının içinde bir cümle olarak geçmez. Ana düşünce parçanın bütününde olabilir. Okuyucu, bütün parçayı değerlendirerek ana düşünceye kendisi ulaşır.

Örnek

» “El halısında desen, göz değmesin diye nazar boncuğu; serilen eve bolluk getirsin diye bereket ağacı; birlik ve beraberlik, dirlik ve düzen getirsin diye zincir hâline getirilmiş halkalar şeklinde gösterilir.”

Bu parçanın konusu “halı desenleri”dir. Ancak parçanın ana düşüncesi doğrudan verilmemiştir. Bunu biz bulacağız. Yazar parçada halı desenlerinin anlamlarından bahsediyor ve örnekler veriyor. Öyleyse bu yazının amacı “Halıdaki desenlerin kendine özgü anlamları vardır.” düşüncesini okuyucuyla paylaşmaktır, diyebiliriz.

NOT 5: Bazı parçalarda asıl mesajı dolaylı olarak verilir. Bu yapılırken karşılaştırma ve benzetme yapılır. Bu tip parçalarda ana düşünce parçada bir cümle olarak geçmez. Ana düşünce, parçanın bütününe sindirilmiş biçimdedir ve okuyucunun bulması amaçlanır.

Örnek

» “Şimdi bir heykeltıraş düşününüz. Gevşek ve çürük bir zemin üzerine güzel, mükemmel bir heykel yapmaktadır. Bu heykeli bir an için herkes beğenebilir. Fakat zemin çürük olduğundan bu heykel yaşayamaz. Harçlarla ne kadar kuvvetli dayanak yapılırsa yapılsın yıkılır. Çünkü zemini gevşektir.”

Yazar, parçada bir olay anlatmakla söze başlamış. Bu olay çürük bir zemine yapılan bir heykelle ilgilidir. Yazar sonra da bu olayla ilgili hükmünü vermiştir: “Sağlam zemine inşa edilmemiş eserler mükemmel de olsa ayakta duramaz.” Yazar aslında bunu anlatmak istemiyor. Bu olayı hikâye ederek okuyucunun bir genellemeye ulaşmasını istiyor. Bu genelleme “Her iş önce sağlam bir temele dayanmalıdır.” düşüncesidir. Parçanın ana düşüncesi de budur.

NOT 6: Bazen de parçada anlatılanlar seçeneklerde bir atasözüyle karşılanır. Parçada anlatılanları o atasözü kapsar. Bu sorularda metin, aslında bir atasözünün açıklamasıdır. Dolayısıyla seçeneklerde ana düşünce olarak bir atasözü yer alır. Sorular çözülürken atasözü bilgisi gerekir.

Örnek

» “Hayat riskler üzerine kurulu. Riske katlanmayı göze alamayan, büyük sıçramalar yapamıyor. Büyük sıçramayı göze alanlar ise düşme riskini de kabul etmek zorunda kalıyor.”

Bu parçayla ilgili “Paragraftaki düşünceye uygun atasözü aşağıdakilerin hangisidir?” şeklindeki bir soruya cevap olarak “Korkak bezirgan ne kâr eder ne zarar.” atasözünü verebiliriz ve bu atasözü de parçanın ana düşüncesi olur.

NOT 7: Bazı şiirlerin de ana düşüncesi vardır. Bu ana düşünceler atasözü ile de ifade edilebilir.

Örnek

» “Her canlıya Hak, lâyık olan cevheri verdi. Tırtıl iki diş bulsa eğer, ormanı yerdi. Şayet kediler, haftada bir gün uçabilse, Dünyada bütün serçelerin nesli biterdi.”

Bu şiirin ana düşüncesi ilk mısradadır. Şair sonraki mısralarda ise ilk mısrada verdiği ana düşünceyi örneklerle açıklamaya çalışmıştır. Öyleyse ilk cümleden yola çıkarak bu cümlenin ana düşüncesi olarak “Allah, her canlıyı kendine özgü yeteneklerle donatmıştır.” diyebiliriz.

2. PARAGRAFTA YARDIMCI DÜŞÜNCELER

Parçada ana düşünce ortaya konurken bu düşünceyi açıklayıcı ve destekleyici nitelikte başka düşüncelerden yararlanılır. İşte parçada ana düşünceye zemin oluşturan bu düşüncelere yardımcı düşünce denir.

Dört ayaklı bir sandalye düşünün. Bu ayaklardan hiçbiri tek başına bir sandalyeyi oluşturmaz. Ancak dördü bir araya geldiğinde sandalye oluşur ve kullanılır duruma gelir. İşte parçadaki yardımcı düşüncelerin her biri, sandalyenin ayaklarından biri gibidir ve bunlar ana düşünceyi ayakta tutar.

Yardımcı düşünceler; » Parçada sayı olarak birden fazladır. » Parçayı tam olarak kapsamaz. » Ana düşüncenin sınırlarını çizer. » Ana düşüncenin anlaşılmasını sağlayıcı niteliktedir.

Sorularda bizden parçada yer almayan yardımcı düşünceyi bulmamız istenir. Dolayısıyla bu sorular olumsuz soru şeklindedir. Yardımcı düşünce soruları iki şekilde çözülür:

Birinci yöntem: Önce soru metni, sonra parça, daha sonra da seçenekler okunur. Bu işlemden sonra seçeneklerdeki ifadeler parçadaki cümlelerle tek tek karşılaştırılır.

Parçadaki cümleler ya aynıyla, ya bölünerek bir kısmıyla ya da özü bozulmayacak şekilde biraz değiştirilerek üç seçeneğe yerleştirilmiştir. Yapılacak iş, bu cümlelerle uyum sağlayan seçenekleri bire bir eşlemektir. Açıkta kalan seçenek, parçada olmayan düşüncedir.

İkinci yöntem: Önce soru okunur. Sonra dikkatli bir şekilde parça okunur. Daha sonra parçada anlatılanlar akılda tutularak seçenekler tek tek okunur. Bu okuma esnasında parçayla uyum sağlamayan, parçada olmayan seçenek bulunmaya çalışılır.

Bu yöntem zaman almaz; yalnız bazen parçada anlatılanlar akılda tam olarak kalmadığından yanlış bir sonuca ulaşılabilir.

Örnek Soru

Başarıya giden yolda insanın ilk büyük düşmanı tembelliktir. Burada tembelliği tanımlamaya gerek yok. Onu herkes az çok tanır. Ancak söylemek gerekir ki tembellik insanın karşısına çıkıp yiğitçe savaşmaz. Biçimden biçime girerek insanı alt etmeye çalışır.

Parçaya göre, tembellik için aşağıdakilerden hangisi söylenemez? A) Her zaman ayrımına varılmayan bir tehlike olduğu B) İnsana yabancı olmayan bir davranış olduğu C) Her insanı ayrı biçimde etkilediğiD) Öz güveni olmayan insanları kendine tutsak ettiği

Çözüm:Parçanın sonundaki “Biçimden biçime girerek insanı alt etmeye çalışır.” ifadesinden A, “Onu az çok herkes tanır.” cümlesinden B, “Biçimden biçime girerek insanı alt etmeye çalışır.” ifadesinden C seçeneği çıkarılabilir. Çünkü biçimden biçime girmede herkese farklı görünme söz konusudur.D seçeneğindeki “Öz güveni olmayan insanları kendine tutsak ettiği” yargısına ulaşmamızı sağlayacak bir ipucuna parçada rastlayamıyoruz. Doğru cevap D.

3. PARAGRAFIN KONUSU

Üzerinde durulan, hakkında yazı yazma gereği hissedilen her türlü kavrama konu denir. Konu, yazarın mesajını okuyucuya ulaştıran bir araçtır. Yani yazının yazılış amacı değil, amaca götüren bir araçtır. Parçanın konusu bulunurken şunlara dikkat edilmelidir: » Parçada en çok tekrar edilen sözcükler üzerinde yoğunlaşılmalıdır. » İlk cümlelere dikkat edilmelidir, çünkü konu ilk cümlelerde verilebilir. » Konu, parçanın tamamını kapsar nitelikte olmalıdır. Ancak konuyu ararken genellemeye gidilmemelidir. Konu, mümkün olduğunca parçayı da kapsayıcı şekilde daraltılmalıdır.

Örnek

» “Herkes lider olamaz. Kitleleri peşinden sürükleyip götürebilmek için birçok olumlu niteliğin bir kişide toplanması gerekir. Bilgi, çalışkanlık, disiplin, karizma, iyi hitabet, güçlü sezgiler… Bu nitelikler de yetmez. Ayrıca lider çok okumalı, çok çalışmalıdır. Toplum için fedakârlıkta bulunmalıdır.”

Parçada “lider”den söz edildiğini görüyoruz. Yalnız, “lider” çok geniş kapsamlı bir söz. Acaba parçada “lider” hangi yönden sınırlandırılmış? Yani parçada; “Liderin topluma katkılarından mı, “Lider yetiştirmenin önemi”nden mi, “Liderin görevlerinden mi söz edilmiş?

Hayır, hiçbiri değil. Paragrafta “çalışkanlık, disiplin, iyi hitabet” gibi özelliklerden söz edilmiş. Bu özellikleri taşıyan kişilerin lider olabileceği belirtilmiş. O hâlde parçada “liderin özellikleri” üzerinde durulmuş. İşte konuyu bulmuş olduk: Liderin özellikleri.

4. PARAGRAFIN BAŞLIĞI

Konuyu en iyi şekilde kapsayıp yansıtan ve birkaç sözcükten oluşan sözcük grubuna başlık denir.

Başlık; » İlgi çekici ve düşündürücüdür. » Konu hakkında bilgi verir. » Ana düşünceyi çağrıştırır. » Parçanın bütünü okunduğunda daha iyi kavranır.

Hem şiirin hem de paragrafın bir başlığı olabilir.

Örnek

»”Çocuklar doğar. Dünyaya bakar, Sevimli mi sevimli Yürüdükçe, Yol yordam öğrenir. Uçtukça uçar. Koştukça bir ceylan gibi”

Bu şiire “Çocuklar” başlığını koyabiliriz. Çünkü şiirde doğan, büyüyen, sevimli mi sevimli çocuklardan söz edilmektedir.

» “Bir yazarın bütün ustalığı, iyi tarif ve iyi tasvir etmekten ibarettir. Yazılan şeyin doğal, kuvvetli ve güzel olması için gerçeği ifade etmesi gerekir. Okuduğunuz bir eser sizi fikirce yükseltir, içinizi asil duygularla doldurursa, onu değerlendirmek için başka bir ölçü aramayınız. Eser iyidir ve usta elinden çıkmıştır.”

Bu parçada ise “Usta Yazar” başlığını kullanabiliriz.

5. PARAGRAFIN ANAHTAR KELİMESİ

Bir cümlenin veya sözün yansıtmak istediği anlam için en büyük ipucunu veren ana kavram veya kelimeye anahtar kelime denir.

Örnek

» “Okuyarak olayların ve gelişmelerin iç yüzünü öğrenen bir kişi, öncelikle kendine olan güvenini artırır. Bu ise aynı zamanda düşünce ufkunu geliştirip geniş bir görüş açısı sağlayarak olayları inceleme yeteneği kazandırır. Ayrıca okuyan kişiler çok okumanın beraberinde getirdiği zengin kelime dağarcığına sahip oldukları için, etkileyici ve güzel konuşarak hitap ettikleri kişilerde etki de uyandırırlar.”

Bu metindeki “okumak, öğrenmek, güven, düşünce ufku, kelime dağarcığı” gibi sözler anahtar kelimedir.

6. PARAGRAFTA SORU

Bu tip sorular da konu ile ilgilidir. Çünkü sorulan bir soruya karşılık birtakım açıklamalar yapılmaktadır. Parçanın hangi sorunun cevabı olduğu sorulur. Parçada anlatılan bilgiler, soru hakkında bize ipucu verecektir. Bu tip soruları çözerken parçanın ilk cümlesine dikkat etmek gerekir. Parça “evet, hayır” gibi ifadelerle başlıyorsa bu sözcükler de bizim için ipucudur.

Örnek Soru

Deneyimle yetişmiş kişiler de kimi işleri yapabilir, başarabilirler. Yaptıkları işler üzerine yargıda da bulunabilirler. Ancak yapılan işle ilgili durumları, her yönden ele alıp incelemek, düzenlemeler yapmak ve çözüm önerileri bulmak özellikle bilgili kişilerin işidir.

Bu açıklama aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık olabilir? A) Sorunların çözümünde bilginin ve deneyimin payı nedir? B) Ezber bilgi mi yoksa deneyimle edilen bilgi mi daha değerlidir? C) Deneyimli ve bilgi insanlar işlerinde neden daha kararlı olurlar? D) Bilgiye ulaşmada deneyimin ve gözlemin önemi nedir?

Çözüm:Parçada iki kavramla ilgili açıklama yapılmıştır: Deneyim ve bilgi. Problemlerin çözümünde deneyim önemli, fakat bu tek başına yeterli olmaz. Bilgi de gerekli. O hâlde bu parça “Sorunların çözümünde bilginin ve deneyimin payı nedir?” sorusunun cevabıdır. Cevap A’dır.

7. METİNDE OLAY, ZAMAN, YER, ŞAHIS VE VARLIK KADROSU

Yer, zaman, şahıs öğeleri kullanılarak belirli bir kural çerçevesinde oluşturulan edebî metinlere olay yazı¬ları denir. Öykü, roman, masal, fabl gibi türler olay yazılardır.

Örnek

» “Güneşli bir nisan sabahıydı. Çoban Haydar, her zamanki gibi koyunları ve keçileri ahırdan çıkarıp köylerinin yanındaki meraya doğru yola koyuldu. Amacı sürüyü otlatmak, kış boyunca iyi beslenemeyen koyunları ve keçileri taze otlarla iyice doyurmaktı. Köyün hemen yanındaki bu mera, bahar gelince bereketlenir, yeşilin bin bir tonuyla bezenirdi.”

Yukarıdaki paragrafın olay, zaman, mekân ve şahıs kadrosu şöyledir:

Olay: Haydar’ın sürüyü meraya götürmesi Zaman: Nisan sabahı Mekân: Köyün yanındaki mera Şahıs Kadrosu: Çoban Hayda

8. PARAGRAFTA DUYGULAR

Paragrafta yazarın iç dünyasına ait pişmanlık, küçümseme, beğenme, korku, sitem vb. izlenimlere yer verilmesidir.

Örnek

» Dışarıda çok güzel kar yağıyordu. Pencerenin önüne oturup kar yağışını seyrediyor, kar tanelerinin beyaz gülücükler dağıtarak süzüle süzüle yere inmesini seyretmekten büyük sevinç duyuyordum. Bu sırada yandaki kanepede oturan dedeme heyecanla seslendim: “Dede, bak! Her yer nasıl da bembeyaz oldu!” Dedem dışarı baktı ve bana; “Evet benim güzel kızım, tıpkı pamuk tarlası gibi.” dedi.

Yukarıdaki parçada yazar “neşe, heyecan” duygularından yararlanmıştır.

9. PARAGRAFTA DUYULAR

Parçada yazar “görme, işitme, dokunma (hissetme), tatma, koklama” duyularından yararlanabilir.

Örnek

» Bu mahallede oturanlar yaz sabahları ağaçlara yuva yapan bülbüllerin sesleriyle ve mis gibi kokan çiçeklerle uyanırlar. Ancak güneş, perdeleri aralayıp odalara sızdığında duyulan sadece kuş sesleri değildir. Çocuklar uyanmış ve cıvıl cıvıl sesleriyle sokakta oynamaya başlamışlardı.

Yukarıdaki paragrafta yazar “görme, işitme, koklama” duyularından yararlanmıştır.

10. PARAGRAFTA KARAKTER

Bir bireyin kendine özgü yapısı, onu başkasından ayıran temel belirti ve bireyin davranış biçimlerini belirleyen özelliklere karakter denir. “Uysal, kararlı, inatçı, sorumluluk sahibi, disiplinli” gibi kavramlar karakterdir.

Örnek

» “Vatanını ve milletini çok seven Atatürk, bu uğurda canını feda etmekten kaçınmazdı. Ülkesi ve milleti için girdiği savaşlarda hep ön safta yer alması bunun en güzel örneğidir.”

Yukarıdaki parçada Atatürk’ün karakterlerinden biri olan “vatanseverlik” dile getirilmiştir.

PARAGRAFIN YAPI YÖNÜ

1. PARAGRAFIN BÖLÜMLERİ

Paragrafı oluşturan cümlelerin her birisinin kendine özgü yeri vardır. Bir paragrafın ilk cümlesi ile son cümlesi aynı nitelikleri taşımaz. Ayrıca paragrafı oluşturan cümleler birbirleriyle hem yapı hem de anlam bakımından bir ilişki içerisindedir. Bu cümleler bir yargıyı birbirlerine bağlı olarak anlatır.

1.1. GİRİŞ BÖLÜMÜ

Genelde tek cümleden oluşan giriş bölümünde par¬çada anlatılacak konu verilir. Giriş cümlesi bağımsızdır. Diğer cümleler giriş cümlesine biçimce ve anlamca bağlıdır. Kendinden önce de bir cümle varmış gibi bir izlenimi uyandırmamalıdır. Bu yüzden giriş bölümü cümlesinde, sanki giriş cümlesinden önce bir cümle varmış anlamını verebilecek olan “bu yüzden, bundan dolayı, kaldı ki, yine de, ama, fakat, oysa, çünkü, bunun için, ise, de …” gibi bağ¬layıcı ifadeler yer almaz.

Örnek

» “Bunlar halkın ağaca verdiği önemi gösterir.” Yukarıdaki cümle parçanın ilk cümlesi olamaz. Çünkü bu cümlede geçen “bunlar” ifadesinden biz, halkın ağaca önem vermesinin gerekçeleriyle ilgili yargıların daha önce söylendiğini anlıyoruz. Demek ki yukarıdaki cümle bir sonuç cümlesidir.

» “Ağaç sevgisi de halkımızın değerlerindendir.” Bu cümle de parçanın giriş cümlesi olamaz. Çünkü bu cümle kendinden önceki bir cümlenin devamı niteliğindedir. Demek ki daha önce halkın başka değerlerinden söz edilmiş, daha sonra bu değerlerden biri olan “ağaç sevgisi”ne değinilmiştir.

» “Ağaç sevgisi toplumumuzun belleğine kazınmıştır.” Bu cümle ise giriş cümlesi olmaya uygundur.

1.2. GELİŞME BÖLÜMÜ

Giriş cümlesinden sonra gelen ve onu açıklayan, girişte belirtilen konunun ayrıntılarıyla ele alındığı bölümdür. Düşüncelerin açıklanması, anlaşılır hale gelmesi, yerine göre ispatlanması için tasvir, öyküleme, örneklendirme, tanık gösterme, karşılaştırma, açıklama gibi değişik tekniklerden yararlanılır.

1.3. SONUÇ BÖLÜMÜ

Gelişme bölümünde anlatılan olay, düşünce ya da duyguların bir sonuca bağlandığı bölümdür. Bazen ana düşünce sonuç bölümünde verilebilir. Sonuç bölümünde “sonuç olarak, özetle, bundan dolayı, kısaca…” gibi bağlayıcı ifadeler bulundurabilir.

Örnek

» “Günlük yaşamımızda kullandığımız birçok madde sağlığımızı tehdit ediyor. Öyle ki soluduğumuz havadan, yediğimiz yemeklerden bile vücudumuza bol miktarda zehirli kimyasal maddeler giriyor. Arabaların egzozlarından çıkan dumanlar, bacalardan havaya karışan yakıt dumanları da zehirli maddelerle dolu. Sadece dışarısı mı? Evde de zehirli maddelerle çevrilmiş durumdayız. Evlerde kullandığımız böcek öldürücü ilaçlar, temizlik maddeleri vücudumuzu zehirleyen maddelerden sadece ikisi. Bu yüzden sağlıklı kalabilmek için yaşamımıza, yiyip içtiklerimize dikkat etmeli, sağlığımızın kıymetini bilmeliyiz.”

Yukarıdaki paragrafta koyu yazılmış kısım “giriş”, altı çizili kısım “sonuç”, geri kalan kısım ise paragrafın “gelişme” bölümüdür.

2. PARAGRAF OLUŞTURMA

Paragraf oluşturma soruları yapboz oyunu gibidir. Karışık şekilde verilen cümlelerden anlamlı bir paragraf oluşturmamız istenir. Aslında bu cümleler bir paragraftır. Ama bize sınavlarda sormak için cümleler özellikle karıştırılır. Amaç, kompozisyon yeteneğinizi ölçmektir. İşte, karışık şekilde verilen bu cümleleri dizerek anlamlı bir bütün oluşturmak yapboz oyunundaki gibi parçaların birbiriyle ilgilerini belirlemeye bağlıdır. Burada dikkat edilecek noktalar şunlardır: » Öncelikle cümlelerin hepsi okunarak bu cümlelerin ne anlattığı belirlenmeye çalışılmalıdır. » Olay yazılarında olayın gerçekleşme sırası, fikir yazılarında ise düşüncenin mantık sırası belirlenmelidir. Bunlar yapılırken ilk cümle olabilecek ifade tespit edilmelidir. » Bu tip sorular seçeneklerden gidilerek de çok kolay bulunabilir.

Örnek

» I. Çanakkale sırtlarını bombardıman ettiler.

II. Bir topçu bölüğünde yalnız Seyit ve Ali adlı iki topçu eri kaldı.

III. Oradan geçip İstanbul’u almaya çalışıyorlardı.

IV. 1915 yılında düşman gemileri Çanakkale Boğazı’na gelmişlerdir.

V. Oradaki askerlerimizin çoğu şehit düştü.

Bu cümlelerin hepsini okuduğumuzda Çanakkale Savaşı ile ilgili bir olayın hikâye edildiğini görmekteyiz. Yapacağımız iş, olayın gerçekleşme sürecini belirlemektir.

Önce boğaza gemilerin gelmesi anlatılmalı. Gemilerin geliş amacı verilmeli. Sonra bombalama anlatılmalı. Bombalamadan sonra anlatılması gereken olay, askerlerimizin şehit düşmesi olacaktır. Yalnız şehit düşmeyen iki topçumuz vardır. Olay mantıken böyle sıralanmalı. Çünkü eylemlerden birinin gerçekleşmesi diğerine bağlıdır.

Şimdi yaptığımız bu sıralamayı cümlelerle karşılaştıralım. Bu parçadan bir paragraf oluşturulduğunda sıralama IV – III -I – V – II şeklinde olmalıdır.

3. PARAGRAF TAMAMLAMA

Bazı paragraf sorularında, parçanın bazı bölümlerinde boşluklar bırakılır ve bu boşluklara getirilebilecek uygun cümleler sorulur. Bu tür durumlarda parçanın anlam ve yapı özellikleri dikkate alınmalı, parça anlamca en uygun cümleyle tamamlanmalıdır.

Örnek

» “Kalemi elime aldığım zaman bir şey yazmadan kalıyorum diyorsanız, bilgi tokluğu ve duygu zenginliğine sahip olmak için bol bol okuyunuz. Küçük yaşlardan itibaren kitaplarla dost olunuz. Kitapların o geniş dünyasına kulaç açtığınız zaman kendinizi daha mutlu ve güvenli hissedeceksiniz. Okudukça yazmaya karşı ihtiyacınız artacak ve …”

Bu parçada yazmak ile okumak arasında bir ilişki kurulduğunu görüyoruz. Bunu, parçanın giriş cümlesindeki “Kalemi elime aldığım zaman bir şey yazmadan kalkıyorum diyorsanız,…” varsayımına karşılık olarak, yine parçadaki “…bol bol okuyunuz.” ifadesinden anlıyoruz. Yani parçada, yazmak isteyene okumak tavsiye ediliyor. Parça “Okudukça yazmaya karşı ihtiyacınız artacak ve …” şeklinde devam ettiğine göre parçayı tamamlayacak ifade “yazmak” ile ilgili bir ifade olmalıdır. Öyleyse bu paragrafı “elinizi kaleme uzatacaksınız.” şeklinde bir ifadeyle tamamlayabiliriz.

4. PARAGRAFI İKİYE BÖLME

Yazar konuyu işlerken her bir paragrafta konunun farklı bir yönünü işler. Anlattığı bir şeyden farklı bir şeye geçiş yaptığında, yeni bir paragrafa da geçmesi gerekir. Sınavlarda iki ayrı düşüncenin işlendiği bölümler bir paragraf olarak verilir ve bizden bu paragrafı bölmemiz istenir.

Bu tip sorularda yapılacak iş, her bir cümlede anlatılanı bir iki sözcükle belirlemektir. Daha sonra belirlenen bu ifadeler karşılaştırılmalıdır.

Görülecektir ki bir kısım cümlelerde bir konudan bahsedilirken, diğer cümlelerde ise başka bir konudan söz ediliyor. Yapılacak en son iş; yeni, farklı konuya geçilen ilk cümleyi veya konuyla ilgili bakış açısının değiştiği ilk cümleyi belirlemektir.

Örnek

» “Heykelcilik, ilk insandan beri var olan bir sanat dalı. İlk insanlar; etkilendikleri, beğendikleri, saygı duydukları, onurlandırmak ya da anlamak istedikleri varlıkların heykellerini yaptılar. Heykelcilik sanatında ilk insanlardan bugüne çok yol alındı. Eskiden ilkel aletlerle yapılan bu güzel sanatlar şimdilerde modern aletlerle yapılmaya başlandı.”

Yukarıdaki paragraftaki altı çizili kısım farklı bir konuya değindiği için paragraf bu bölümden ikiye ayrılabilir.

5. PARAGRAFIN AKIŞINI BOZAN CÜMLE

Bir tren düşünün. Bir vagonu gri renkli, diğerlerinin hepsi siyah… Düşüncenin akışını bozan cümle gri renkli vagon gibidir.

Paragrafı oluşturan cümlelerin hepsi aynı düşünce etrafında örgülenir, aynı konuyu anlatır. Yani her paragrafta bir konu işlenir. Farklı bir konu, farklı bir paragraf demektir. İşte düşüncenin ya da anlatımın akışını bozan bu tür sorularda diğer cümlelerden farklı bir konuyu işleyen cümleyi bulacağız.

Bazen paragrafta bir konu anlatılırken farklı bir düşünce veya konunun farklı bir yönü bir cümle hâlinde araya girer. Düşüncenin akışını bozan cümlelerin sorulduğu sorularda bizden istenen, işte bu farklı cümleyi bulmaktır.

Bu soruların çözümünde yapılacak iş; her bir cümlenin ne anlattığını, bir iki sözcükle belirlemektir. Sonra bu belirlemelerimizi karşılaştırmaktır. Görülecektir ki bir cümle haricinde hepsi aynı konudan veya konunun aynı yönünden bahsediyor. Farklı konudan bahseden cümle, düşüncenin akışını bozan cümledir.

Bu tip sorular “parçanın bütünlüğüne uymayan, parçayla çelişen, düşüncenin akışını bozan, anlatımın akışını bozan, parçayla tutarlı olmayan cümle” şeklinde karşımıza çıkar.

Örnek

» “Bundan yaklaşık yirmi yıl önce yazılı olarak haberleşmek için mektup kullanıyorduk. Bu yolla mektupların yerine varması günlerce, bazen haftalarca sürüyordu. Bugün, haberleşmek için çoğunlukla elektronik posta (e-posta) kullanıyoruz. Hatta çok uzaktaki tanıdıklarımıza mektupların aylar sonra ulaştığı bile oluyordu.”

Yukarıdaki paragrafta yıllar önce haberleşmek için mektup kullandığımızdan ve bu mektupların gönderilen yerlere ulaşma sürelerinden bahsedilirken altı çizili kısımda günümüzde e-posta kullandığımız belirtilmiş. Altı çizili kısımda anlatılan parçanın bütünlüğüne ve anlam akışına uymadığından parçanın anlam akışını bozmuştur.

6. CÜMLELERİN YERİNİ DEĞİŞTİRME

Şiir veya düz yazıdan oluşan her parçanın bir konusu vardır. İyi bir parça kendi içinde konu bütünlüğüne sahiptir. Parçalar daha önce de değindiğimiz gibi giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşur.

Sınavda bazen bir parçayı oluşturan iki cümle yer değiştirilerek verilir. Bu değişikliğin düzeltilmesi istenir.

Parçayı oluşturan cümleler anlamca birbirlerine bağlıdır. Biri diğerinin varlığını gerektirir. Özellikle olay anlatan parçalarda, zaman sıralaması vardır. Düşünce paragraflarında ise mantık sırası vardır. Yer değiştirilecek cümleleri bulurken bu noktalara dikkat etmek gerekir.

Bu tür sorularda çözüme seçeneklerden de gidilebilir.

Örnek

» (1) Günümüz ozanları ise şiiri tartışmak yerine, şiiryazmak istiyorlar. (2) Nerede o 1940’ların 1950’lerin coşkulu şiir tartışmaları. (3) Şiirin niteliği, niceliği, anlamlılığı kimseyi ilgilendirmiyor. (4) Şiirin ne olduğu konusu uzun zamandır tartışılmıyor.

Yukarıdaki parçanın ilk cümlesinde yer alan “ise” ifadesinden dolayı bu cümle parçanın giriş cümlesi olamaz. Konunun verildiği cümle ilk cümle olur. Konu, 4. cümlede verildiğine göre ilk cümle ile dördüncü cümle yer değiştirilirse parça anlamlı bir bütün oluşturur. Böylece düşüncenin akışı da sağlanır.

 

 

3 Ocak 2015 Saat : 7:54
Esma Hoca
devamını oku
türkçe konu anlatımları Son Yazılar FriendFeed

Son Yorumlar